Açık Oturum’un 499. bölümünde “Demirtaş’ın bırakılmasını kim neden istiyor, kim neden istemiyor?” sorusuna yanıt arandı, Selahattin Demirtaş’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararı sonrası serbest bırakılıp bırakılmayacağı ve bu durumun Türkiye’deki yeni süreç ile bağlantısı ele alındı. Programda siyasetbilimciler Vahap Coşkun, Sezin Öney, Onur Alp Yılmaz ve Zafer Partisi Sözcüsü Azmi Karamahmutoğlu Göksel Göksu’nun sorularını cevapladı. Sürecin samimiyeti, hukukun üstünlüğü ve demokrasinin bütüncüllüğü konularında görüş ayrılığına düşen konuklar Türkiye’deki siyasi atmosfer ve hukukun işleyişi ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.
AİHM’in, Selahattin Demirtaş’ın tahliyesine yönelik Türkiye’nin yaptığı itirazı reddetmesiyle Demirtaş hakkındaki ihlal kararı kesinleşmiş oldu.
Katılımcılar yeni sürecin samimiyeti ve Selahattin Demirtaş’ın süreçteki rolü ve kimliği ile ilgili de görüş ayrılığı içindeydi. Programda Demirtaş’ın Kürt siyasetinde Batı’daki toplumu etkileyip oy alabilen yegane siyasetçi olduğu, ilk sivil Kürt lider olarak tanımlandığı konuşuldu.
Bu kararın Demirtaş hakkında kesinleşen ilk karar olmadığını söyleyen Vahap Coşkun AİHM’in 2020 kararından sonra Demirtaş’ın tahliye edilmiş olması gerektiğini, içeride tutulmasının siyasi amaçlarla kişiselleştirildiğini belirtti.
Devlet Bahçeli’nin “Tahliyesi Türkiye için hayırlara vesile olacaktır”, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Türkiye bir yargı devletidir. Yargı ne derse ona uyarız” sözleriyle Demirtaş’ın tahliyesine yeşil ışık yaktıkları yorumlarına da değinen Vahap Coşkun, Demirtaş’ın süreci başından beri desteklediğini hatırlatarak iktidarın mahkeme kararlarını yorumlayışındaki farklılığın çözüm süreciyle doğrudan ilişkili olduğu yorumunu yaptı.
Azmi Karamahmutoğlu ise Demirtaş’ın serbest bırakılmasının vicdanlarda aklanmak anlamına gelmediğini iddia ederek Demirtaş’In kendisi için vicdanen mahkum olduğunu ifade etti.
Sezin Öney, Demirtaş’ın tutukluluğunun tahmin edilemez bir aktör olmasından kaynaklandığını öne sürdü. Sürecin negatif bir barış dayattığı yorumunu yapan Öney, “Demokrasiyi değil, kimlikleri tanıyan; rejimin belirlediği bir önderlik anlayışını işaret ediyor” dedi.
Onur Alp Yılmaz da iktidarın bu süreçte kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini, ortada bir çözüm iradesi olmadığını savundu. Sürecin kurumsal bir kapasiteye, hukuk devletine dayanmadığını ifade eden Yılmaz, yeni sürecin kırılgan olduğunu ve siyasi hesaplara göre şekillendiğini ifade etti.
Tayfun Kahraman, Osman Kavala, Can Atalay, Ekrem İmamoğlu gibi isimlerin durumu ve Ahmet Türk’ün beraat etmesine rağmen görevine iade edilmemesinin de hatırlatıldığı programda Onur Alp Yılmaz demokratikleşme ve barışın kişileri aşan kurumsal bir kapasite gerektirdiğine vurgu yaparak, Türkiye’de bu ortamın olmadığını ifade etti.








