Faik Öcal yazdı: Karl Dörnel ile Nemrut Dağı’na yolculuk

Friedrich Karl Dörner, Nemrut Dağı ile özdeşleşmiş bir isimdir. Bugün Nemrut Dağı’nın zirvesindeki heykeller hakkında birçok bilgiye, belgeye ve bulguya ulaşmamızın arkasında Karl Dörner’in yaptığı çalışmalar yatmaktadır. Onun yaptığı çalışmalar olmasaydı Nemrut Dağı’ndaki heykeller hakkındaki birçok sır karanlıkta kalırdı. Bununla birlikte büyük bir azim ve özveriyle yaptığı çalışmalara rağmen hâlâ heykellerin birçok sırrı karanlıkta kalmıştır. Diyebiliriz ki Karl Dörner yaptığı çalışmalarla Nemrut Dağı’ndaki tarihî ve mitolojik karakterlerden biri olmuştur. Her insan dünyaya geliş sebebi için kendine bir amaç yakıştırır, bir hedef belirler. Karl Dörner de dünyaya geliş sebebini, Nemrut Dağındaki heykelleri ortaya çıkarmak ve onları tekrar tarih sahnesine sürmek olarak görür ve bu amacına ulaşan müstesna arkeolog-tarihçilerden biridir.

Faik Öcal yazdı: Karl Dörnel ile Nemrut Dağı'na yolculuk
Faik Öcal yazdı: Karl Dörnel ile Nemrut Dağı’na yolculuk

Nemrut Dağı’ndaki heykelleri günümüzün gerçeğiyle karıştırmamak, sınırlandırmamalıyız. Günümüzde Adıyaman ile Malatya arasında bulunan Nemrut Dağı’nın zirvesinde yerli ve yabancı ziyaretçisi hiç eksik olmayan heykelleri sadece görülmesi gereken tarihî eserler olarak görmemek gerek. Bu yanıltıcı olur. Çünkü heykeller iç içe geçmiş olan Kommagene, Roma ve Pers imparatorluklarının özü, niteliği, sınırları, savaşları, kültürleri, inançları, yaşantıları hakkında önemli bilgiler vermektedir. Karl Dörner, “Nemrud Dağı’nın Zirvesinde Tanrıların Tahtları” kitabında bu tarihî gerçeğe bilgilerle, belgelerle ışık tutmaktadır.

Kitap üç bölüm, 19 başlıktan oluşuyor. Dörner bu meşhur kitabında ne anlatmaktadır?

Birinci Bölüm: Kommagene’nin Keşfi ve Araştırmaların Başlaması. Her şey 1881/1882 kışında, Berlin’deki Prusya Kraliyet Bilimler Akademisi’ne Türkiye’den Karl Sester’den bir mektubun gelmesiyle başlar. Sester’in gönderdiği bu mektupla Nemrut Dağı’ndaki heykellerin dünya sahnesine çıkmaya başladığını görüyoruz. Burada ilginç olan husus, Feldmareşal Helmuth von Moltke’nin daha öncesinde Nemrut Dağını gezmiş olması ve heykeller hakkında detaylı araştırmalar yapmış olmasıdır. Moltke’nin bu konudaki görüşlerini 1835-1839 yılları arasında kaleme aldığı Türkiye Mektupları’nda görebiliriz. Burada bir hususun daha altını çizmekte yarar var: Almanların araştırmacı ruhu. Nerede araştırmaya değer tarihî bir eser varsa, orada Alman bir bilim adamı var. Diyebiliriz ki dünyayı en iyi tanıyan ulus Almanlardır.

Faik Öcal yazdı: Karl Dörnel ile Nemrut Dağı'na yolculuk
Faik Öcal yazdı: Karl Dörnel ile Nemrut Dağı’na yolculuk

1882’de Otto Puchstein ile Karl Sester Kommagene’ye keşif yolculuğuna çıkıyorlar ve başarılı oluyorlar. Dörner onların yolculuğunu onların anlamıyla aktarıyor. Adeta kendimizi bir macera romanının içinde buluyoruz.

Dörner’in kitabın başlarında ortaya koyduğu Jörg Wagner’in Kommagene Krallığının I. Antiochos dönemini gösteren harita, aslında kitabın bundan sonraki bölümlerinde neler anlatılacağını bize gösterir. Haritada Kommagene’nin sınırlarını görürüz ve kitap bu sınırların içindedir; daha doğrusu biz bu sınırlara göre kitabı okuruz. Kommagene Krallığının sınırları: Maraş’tan Pötürge’ye kadar, Pötürge’den Gerger’e, Gerger’den Samsat’a, Samsat’tan Nizip’e, Nizip’ten Sakçagöz’e kadar geniş bir alan; merkez ise Adıyaman’dan Pazarcık’a kadar olan alandır.

Dörner, birinci bölümün ikinci başlığında Karl Humann ile Otto Puchstein’ın 1883’te Nemrut Dağı’na yaptığı araştırma gezisini anlatır. Burada Sakçagözü’ndeki Aslan Kabarması’nı, Sesönk’teki Kutsal Anıt-Mezar’ı, Samosata ve Karakuş’a yapılan yolculuğu, Nemrut Dağı’na çıkmalarını ve Perre’de (Pirun) yaptıkları araştırmaları görürüz.

Dörner, ikinci bölümde Kommagene’de 1888-1938 yılları arasında yapılan araştırmaları anlatmaktadır. Yazar bu bölüme yedi başlık ayırmıştır. Dörner, önce İslâhiye’nin 10 km uzağında yer alan Zincirli Höyük’te yapılan arkeolojik çalışmalara yer verir. Burada üç ismin ön plana çıktığını görürüz: Babil’i ortaya çıkaran isim Robert Koldewey; Humann ve Hamdi Bey. Zincirli Höyük’te şu isimler ve bilgiler dikkatimizi çeker: M.Ö. 681-669 yılları arasında yaşamış olan “Büyük, güçlü Asur Kralı” Asarhaddon’dur; Sam’al’daki yerleşim yeri M.Ö. üçüncü bine kadar gider; Barrakab, Sam’al’ın son kralıdır. Sonuç olarak Sam’al akropolisi (yukarı şehir) bilmecesi, hâlâ çözülmemiş olarak önümüzde durmaktadır.

9. konuda şu başlıklar karşımıza çıkar: İslahiye’deki Yesemek Taş Ocağı ve Tilmen Höyük, Antep-Nurdağı’na bağlı Sakçagözü ve Kummuh problemi.

Sonuç olarak şu tarihî gerçekler gün ışığına çıkmıştır: Greklerdeki sanatsal düşünüşü en önemli ölçüde şekillendiren şeyin Hitit beyliklerinin sanatı olduğu gitgide daha açık bir şekilde belli olmuştur. Suriye-Fenike alanının büyük ticaret merkezlerinde Grekler sadece yazı yazmayı ve yazının ticaret ve kişisel ilişkiler bakımından önemini öğrenmekle kalmadılar, bu ülkenin dinini ve kültürünü de tanıdılar. M.Ö. 8. yüzyılda Al Mina liman şehriyle Yunanistan arasında önemli boyutta ticaret yapıldığı bilinmektedir.

Üçüncü bölüm on konu başlığından meydana gelmektedir. Bu bölümde Dörner; Nemrut Dağı’na, Kommagene’ye 1938, 1951, 1984 tarihlerinde yaptığı yolculukları anlatır. Dörner konuya şu cümlesiyle giriş yapar: “Greifswald Üniversitesinde okuduğum sırada Karl Humann ve Otto Puchstein’ın eserleri vasıtasıyla Kommagene’yi ve anıtlarını tanıdım ve içimde bu araştırmaları devam ettirme arzusu doğdu.” (Sayfa: 138).

1911’de Gelsenkirchen’de doğan Dörner’in 1920’li yılların sonlarında üniversite eğitimini aldığı düşünülürse onda Kommagene Krallığı’nın sırlarını ortaya çıkarma aşkının yarım asra tekabül ettiğini görürüz. Ki 1984’te Nemrut Dağı’na yaptığı üçüncü ve son gezisinden sekiz sene sonra vefat etmiştir.

Faik Öcal yazdı: Karl Dörnel ile Nemrut Dağı'na yolculuk
Faik Öcal yazdı: Karl Dörnel ile Nemrut Dağı’na yolculuk

Dörner “Göksel tahtların yakınındaki” Nemrut Dağına ilk çıkışının heyecanını şöyle ifade eder: “…Kommagene dağlarının dünyasındaki olağanüstü güzelliği ben kendim yaşıyorum ve sonsuz bir mutlulukla kendimi bu seyir zevkine kaptırmıştım… Kommagene kralı I. Antiochos bu dağlar dünyasında anıt-mezarını dikmekle ne büyük bir işe girişmişti! Böylesine her tarafa açık bir enginlik içindeki bu anıtın yüceliği, bizi son derece etkilemişti. Kralı hangi düşünceler, tümülüsün önünde kendi heykeliyle tanrıların heykellerini yan yana dikmeye, o tanrılar için hazırlanan tahtlara koydurduğu kitabe ile de sonraki çağlara, ebedî istirahatgâhını ‘göksel tahtların en yakınına’ yaptırdığını söylemeye sevk etmişti acaba?” (Sayfa: 143).

Bundan sonra Dörner şu konu başlıklarıyla Kommagene Krallığı’nın sırlarını ortaya koymaya devam eder: Kommagene Krallarının Saray Şehri Olan Nymph (Kaht) Çayı Kıyısındaki Arsameia’nın Keşfi, Mithradates Kallinikos İçin Yaptırılan Hierothesion’daki Kazılar, Sofraz Köyündeki Dexiosis Kabartması, Kahta Çayı Kıyısındaki Arsameia’nın Demir Tarlası, Jupiter Dolichenus’un Değişimi, Kommagene Kralı I. Antiochos’un Atalar Galerisi, Aslanlı Horoskop (Zayiçe) ve Kommagene Kralı I. Antiochos’un Tanrılaştırılması, Nemrut Dağı’nın Sırrı, Nemrut Dağı Anıtlarının Restorasyonu Projesi.

Kitabı bitirdiğimizde iki kişinin yazgısının iç içe geçtiğini görüyoruz: Kral I. Antiochos ve Karl Dörner. Tarih iki bin yıl sonra onları buluşturuyor. Bir yanda Grek-Pers dininin sinkretizmini (defne ve ılgın kardeşliği) yapmak isteyen ve bunun için Nemrut Dağı’nın zirvesine atalarının heykellerini diken I. Antiochos, diğer yanda 1938’ten 1984’e kadar Almanya’dan çıkıp gelip Adıyaman’da Kommagene Krallığı’nın ve en meşhur kralının sırlarını ortaya koymak için çalışan Alman arkeolog Karl Dörner.

Faik Öcal yazdı: Karl Dörnel ile Nemrut Dağı'na yolculuk
Faik Öcal yazdı: Karl Dörnel ile Nemrut Dağı’na yolculuk

Dörner Antiochos’un mezarını bulmayı çok ister ama bulamaz; bununla birlikte 1984 yılında Nemrut Dağı’na üçüncü ve son gidişinde heykelleri yok olmaktan kurtarma işine girişir. Alman ve Türk hükümetlerinin de desteğiyle Kommagene Krallığı heykellerinin büyük tarihî restorasyon yürüyüşünü başlatır. 22 Mart 1984, büyük bir Mercedes-Jeep ve römorkörü ile Nürnberg’ten hareket… 12 Nisan’da Adıyaman’a varış; Emin Yener, Mustafa Sucu ve Kemal Esensoy’u ziyaret… 15 Nisan’da Nemrut’a ilk çıkış ve Kral I. Antiochos’un Pers atalarının kabartmalarının düzenlenmesi, aslanlı horoskopun restorasyonu, dexiosis kabartmalarının restorasyonu, I. Antiochos’un Helen kökenli ana tarafından atalarının emniyetini teşkil eden büyük temel duvarının yeniden yapılması…

Tavsiyemizdir: Dörner’in kitabını okuyup yol haritasını çıkarmadan Adıyaman’daki Nemrut Dağı’nın yolunu tutmayalım. Dörner Tanrıların Tahtlarının rehberi olarak bizi orada beklemektedir. Adıyaman-Malatya bölgesinden Gaziantep’e bizi uzun bir yolculuk beklemektedir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.