İsmail Fatih Ceylan yazdı: Mustafa Kemal ile Lawrence’ın savaşı

Birinci Dünya Savaşı’nda Filistin bölgesinde Osmanlı ile savaşan İngilizlerin en büyük amacı bir an önce Kudüs’ü ele geçirmek ve büyük bir moral kazanmaktı. Osmanlı Ordusu’nun Filistin cephe hattı 1918 ortalarında Amman’dan başlıyor, Yafa şehrinin biraz kuzeyinden geçerek Akdeniz’e uzanıyordu. Yaklaşık 90 km’lik hattı adları “ordu” olsa da tümen büyüklüğündeki mevcutları 7000-8000 arasında değişen 3. Ordu tutuyordu.

Filistin’de konuşlu İngiliz Mısır Seferi Kuvveti’nin komutanı General Allenby Birüssebi ve Gazze’yi ele geçirdikten sonra, Kudüs’ü fethetmek için plan yaptı. Allenby Şeria ırmağının hemen doğu ve batısından aldatma saldırıları yapıp Türk tarafının dikkatini buraya çekmek, daha sonra da denize yakın dar bir hat üzerinden Türk hatlarını yarıp geçmeyi düşünüyordu. Bunun için Şeria ırmağı taraflarında yüzlerce tahta at maketi yaptırıldı. Sahte kamplar kuruldu. Karşı tarafa askeri hareketlilik hissi vermek için Kudüs’ten yüzlerce asker kamplara gidip geliyordu. Yeni gelen uçaklarla hava filosu genişletildi. Sayısı azalmış Osmanlı -Alman uçaklarına keşif imkânı ellerinden alınmış olduğu için, Allenby’nin bu hazırlıkları Yıldırım Orduları’nda İngilizlerin büyük saldırısının Şeria nehri tarafından olacağı düşüncesi oluşmuştu.

Osmanlı’ya bağlı olan Araplar, Şam’ın başındaki ünlü İttihatçı Cemal Paşa’nın zorla Türkleştirme çabalarına, aşağılamalarına, köpeklere Arap demesi gibi davranışlarına maruz kalmışlardı. Cemal Paşa bununla da yetinmemiş Şam’daki İslam âlimlerinin genç kızlarını konağına getirtmiş, alkol içmeye zorlamış, yüzlerce Arap aşiret liderlerini idam ettirmişti. Cemal Paşa’nın bu yüz kızartıcı olayları bütün Arap âlemine hızla yayılmış, “Osmanlı artık bozulmuş, İslami yoldan çıkmış, İngilizlerden daha gavur olmuş” propagandalarıyla Araplar, Osmanlıya düşman yapılmıştı.

Özellikle Hicaz’da Şerif Hüseyin söylenenlere inanarak, Lawrence’in tesirine kapılmış ve Osmanlı aleyhinde, İngilizlerin müttefiki olmuştu. Arapların çoğuna göre, İngilizler İslam’a daha saygılıydı.  

İngilizlerin ana saldırısından önce 16 Eylül’de şimdi Ürdün sınırları içerisinde bulunan Azrak’ta toplanan Şerif Hüseyin’in küçük oğlu Faysal komutasındaki Osmanlı’dan kaçan Arap subay ve askerler ve çeşitli bedevi kabilelerinden oluşan Arap Kuzey Ordusu birlikleri Dera’ya saldıracaktı.

Faysal’ın danışmanı “Arabistanlı Lawrence” Faysal ile Allenby arasında büyük saldırı öncesi mekik dokuyordu. Lawrence Bedevilere öncülük edecek, şimdiki Ürdün topraklarında konuşlu Osmanlı 4. Ordusu’nun gerilerine sızacak, demiryolu hatlarına sabotajlar düzenleyecekti. Saldırı öncesi Faysal’ın bölgedeki tüm Arap kabilelere çağrısı büyük yankı bulmuştu. Dürzi Nuri Şalan’ın aşireti başta olmak üzere, o döneme kadar Osmanlı tarafında görünen ya da tarafsız kalıp ikili oynayan aşiretlerin çoğu Faysal ve İngilizlerin tarafına geçmişti.

Gerçek “Arap İsyanı”nın 16 Eylül 1918’de Faysal’ın çağrısıyla başladığı söylenebilir. 4. Ordu Komutanı Mersinli Cemal Paşa saldırıdan önce Faysal’a gizlice aracı göndererek vazgeçirmeye çalışmıştı. Faysal ise Osmanlı İmparatorluğu ile Araplar arasındaki ilişkinin Bavyera-Prusya modelini örnek göstermiş, anlaşma kapısını açık bırakmış ancak Mersinli’nin tüm çabaları İstanbul’un zamanında cevap vermemesi yüzünden boşa gitmişti.

Allenby’nin asıl amacı süvarilerle Osmanlı Ordusu’nun süratle geri hatlarına geçmek, Nasırıye’deki Yıldırım Orduları karargâhını ele geçirmek, demiryolu ana ulaşım hatlarını kesmek, aynı zamanda ordular arası haberleşmeyi engellemekti. Bu nedenle sahil tarafını tutan Cevat Paşa yönetimindeki 8. Ordu’nun 8000 Tüfek, 120 topuna karşı 54.000 piyade askerinin 35.000’nini, ayrıca 9000 süvari, 400 topluk büyük bir gücü yığmıştı. Kuzeyden Güneye Nasıra, Afula, Sebastiye ve Mesudiye’nin ele geçirilmesi ilk hedefti. Piyade tümenleri batıdan doğuya Türk birliklerini sürerken süvariler kuzeyden Şeria vadisine olan geri çekilme hatlarını tutacaktı. Bu hedef elde edildikten sonra Türk kuvvetleri kuşatılacaktı.

Mustafa Kemal ile Lawrence
İsmail Fatih Ceylan yazdı: Lawrence ile Mustafa Kemal’in savaşı

Mustafa Kemal yine 7. Ordu’da

Bir gün sonra cephe hattının ortalarında İngiliz 20. Kolordusu, Mustafa Kemal Paşa’nın 7. Ordusunun cephesine iki gün süren saldırılarda bulundu. Mustafa Kemal Paşa, daha önce istifa ederek İstanbul’a gitmişti. Ancak Osmanlı padişahı onu tutuyordu. Kısa bir süre Genel Karargâh’ta görev aldıktan sonra, veliaht Vahdettin Efendi’nin maiyetinde Alman Umumî Karargâhını ve Alman Cephelerini ziyaret etmek üzere Almanya seyahatine iştirak etmişti. 15 Aralık 1917-4 Ocak 1918 arasını kapsayan bu seyahat esnasında Alman askeri çevrelerinde incelemeler yaparak, Alman İmparatoru II. Wilhelm ve devrin tanınmış komutanlarıyla görüşmüştü. 20 gün süren Almanya seyahatinden İstanbul’a döndükten bir süre sonra böbrek rahatsızlığı nedeniyle Viyana ve Karlsbad’a giderek tedavî gördükten sonra General Falkenhein’in yerine Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı’na getirilmiş olan General Liman von Sanders’in emrindeki 7. Ordu’ya Ağustos 1918’de tekrar komutan olmuştu.

İngiliz 20. Kolordusu, Mustafa Kemal Paşa’nın 7. Ordusunun cephesine iki gün süren saldırılarda bulununca Yıldırım Orduları karargâhı artık büyük İngiliz saldırısının sol yanından geleceğine ikna olmuştu. Bu sırada beklenmedik bir gelişme olmuş, 16 Eylül 1918’de Hintli Müslüman bir çavuş kaçarak Türk hatlarına sığınmıştı. Hintli Müslüman sorgulamasında uzun zamandır beklenen İngiliz saldırısını 19 Eylül sabahı başlayacağını söylüyordu. Üstelik saldırı Yıldırım Orduları’nın beklediğinin aksine, Şeria nehri tarafından değil sahil tarafından olacaktı. Cevat Paşa Nasıra’daki genel karargâha bunu bildirdi ama bunu İngilizlerin yeni bir aldatması olacağını değerlendiren Liman Paşa inanmadı. Liman Paşa düşmanın Şeria nehri vadisinden saldırarak Türk Ordusu’nu ikiye ayırmayı planladığını düşünüyordu. Bir yıl önceki Birüssebi saldırısı öncesi yaşanan çanta hilesi nedeniyle, bu bilgiyi yanıltıcı bulmuştu. Ne var ki Hintli Çavuş’un verdiği bilgiler doğruydu.

Megiddo – Armageddon savaşı

Yabancı tarihçilerin Osmanlı Yıldırım Orduları Karargâhı’nın bulunduğu Nasıra’ya yakın, Yahudi ve Hıristiyan kaynaklarında Kıyamet Savaşı’nın gerçekleşeceğine inanılan Megiddo tepesine atfen “Megiddo Savaşı” ya da “Armageddon-Mahşer Günü Savaşı” olarak adlandırdığı saldırı 19 Eylül 1918’de başladı ve o gün Türk askeri tarihinin en kara günlerinden birisi yaşadı.

Saat 04.30 sıralarında kısa bir bombardımandan sonra Allenby, takviyeli bir kolordu ile deniz tarafından 8. Ordu’nun tuttuğu 20 km’lik bir hattan saldırıya geçti. Saat 07.00 sıralarında cephe yarıldı, üstüne üstlük Afule’deki Yıldırım Orduları karargâhının haberleşme istasyonu hava bombardımanıyla tahrip edildi. Nasıra’daki Liman von Sanders Paşa’nın tüm ordularla bağlantısı kesilmişti. Nasıra’daki Yıldırım Orduları Grubu karargâhı sağ yanının imha olduğunu sol yanının açıkta kaldığını öğleye doğru öğrendiğinde iş işten geçmişti.

Cephenin çöktüğünden iki saat sonra haberdar olan Liman von Sanders Paşa, eldeki son ihtiyatları da kullanmıştı. İngiliz ve Hint piyade birlikleri hemen sağa çark edip Nablus’a doğru ilerlerken General Henry Chauvel’in süvari tümenleri açılan gedikten süratle içeri daldılar. Süvari tümenlerinin görevi Nasıra, Nablus ve Esdrelon ovasının kuzey çıkışlarından ilerleyip Nasıra’daki Yıldırım Orduları genel karargâhını basmak, Bisan’a da ilerleyip Şeria nehrine giden yolları tutmaktı.

20 Eylül 1918 sabaha karşı General Kelly komutasındaki İngiliz süvari kolu Yıldırım Orduları karargâhının bulunduğu Nasıra’ya girdiler. Hedef Liman Paşa’yı bizzat ele geçirmekti. Ancak Liman Paşa ve etrafındaki birlikler ilk İngiliz saldırını püskürttü. Liman Paşa maiyeti öğlen Nasıra’dan Taberiye’ye doğru ayrıldı. İngiliz süvarilerinin ilk anda Liman Paşa’yı yakalayamamasında karargâh binalarını karıştırıp zaman kaybetmelerine ve Sanders’in elden kaçırılmasına Allenby çok sinirlenmiş, komutanlarını azarlamış, General Kelly’i görevden almıştı.

Oysa Allenby’nin saldırısından en çok etkilenen 8. Ordu’nun neredeyse % 90’ı imha olmuş, binlerce kişi esir düşmüştü. İngiliz ve Hint birlikleri 7. Ordu’nun geri hatlarını tehdit ediyorlardı. İngiliz süvari kolordusu Türk ordularının kuzeye giden tüm yollarını kesmişti. Nasıra’da baskına uğrayan genel karargâhtan haber alınamıyordu. Geç kalınması durumunda sağ yanı ve kuzey tarafı açık kalmış 7. Ordu’nun da aynı akibete uğraması kaçınılmazdı. Mustafa Kemal 20 Eylül saat 13.45 geri çekilme emrini vermiş, aynı günün akşamı geri çekilme işlemi başlamıştı.

“Bu İngilizler bize cigara da içirtmeyecekler”

İngiliz süvarileri Şeria nehrinin en önemli geçiş noktalarını tuttukları için 7. Ordu karargâhının, Ali Fuat Paşa ve İsmet Paşa komutasında kolorduların hedefi Vadi Fara yoluyla Şeria nehrine ulaşmaktı. 4. Ordu’nun yardım için gönderdiği 3. Süvari tümeni Bisan geçidini tutmakta geç kalmıştı.

Birinci Dünya Savaşı’nın en ağır hava bombardımanlarından biri bir nevi “mahşer” vadisine dönen Vadi Fara’ya yapılacaktı. Mustafa Kemal, hava bombardımanları sırasında “Yahu bu herifler bize cigara da içirtmeyecekler” diyordu. Yol üzerindeki aşiretler genellikle düşmanca tutumla yiyecek içecek konusunda çekingen davranırken Evun’da Aşiret şeyhi Şeyh Mahmud geri çekilen 7. Ordu’ya büyük yardımda bulundu.

Şeria nehrinin öte tarafına geçilmek zorundaydı. 25 Eylül öğle vakti son kalan 7. ordu birlikleri de İngiliz süvarileri ve Bedevilerin saldırısına uğrasalar da 50-60 metre genişliğinde suları delice akan Şeria nehrinden karşı kıyıya geçmeyi çok zor da olsa başardılar. Manzara korkunçtu. Piyade silâhlarının kurşunları ve düşen top mermileriyle kumlar havalanıyordu. Süvarisiz atlar, eşekler, ürkmüş develer etrafta başıboş bir şekilde koşuşturup duruyorlar, onların arasında askerler bir siper bulmak için can havliyle sağa sola koşuyor, bir kısmı vurulup düşüyordu.

Şam elden gidiyor

Kayıplar vererek Nablus civarından çekilen ve Şeria nehrini güçlükle geçen Mustafa Kemal Paşa’nın maiyeti, yine ağır kayıplar veren Mersinli Cemal Paşa’nın 4. Ordu karargâhı ve ordusu neredeyse imha edilmiş Cevat Paşa 26 Eylül’de Dera’da buluştular. Cephenin çökmesinden sonraki ilk kriz toplantısıydı bu. Mustafa Kemal Paşa Mersinli Cemal Paşa’ya birliklerin tamamen dağıldığını, iki ayrı ordu halinde kalma yerine, ikisinden birinin komutası altında birleştirilmesini önerdi. Cevat Paşa’nın elde kalan tek sağlam birliği Von Oppen yönetimindeki Asya Kolu’nu Liman von Sanders Şam’a çağırdığı için 8. Ordu’nun herhangi bir katkısı olamazdı. Mustafa Kemal Paşa’nın önerisi Mersinli Cemal Paşa tarafından kabul edilmedi.

Dera–Şam yolu son derece zor şartlarda düzensiz bir şekilde geri çekilmeye çalışan Türk birlikleriyle doluydu. Bedeviler sık sık saldırıyor, Lawrence çoğu saldırıda bizzat bulunuyordu. Faysal’a bağlı Arap Kuzey Ordusu birlikleri 30 Eylül günü yerli halkın sevinç gösterileri arasında Şam’a girerken İngiliz ve Avustralyalı süvariler şehrin dışında beklemeyi tercih edeceklerdi.

Dört yüz yıl boyunca Osmanlı şehri olan Şam, Yıldırım Orduları’nın geri çekilmesi sonucu düşmüştü.

Halep’e doğru kaçış

Birliklerimiz, 30 Eylül 1918 günü öğleden sonra Şam’ı boşaltarak, Halep istikâmetine çekilirken, Arap ve İngiliz Orduları, 1 Ekim 1918’de, Şam’ı ele geçirmişlerdi. Bir müfrezeyle Sasa yöresinin savunmasıyla görevli bulunan Suriye asıllı Ali Rıza Paşa düşman tarafına katılmıştı. Suriye Arap reisleri, bizimle olan savaşlarını kendileri için bir milli kurtuluş savaşı görüyorlardı. İngilizlerin, 1 Ekim 1918’de Şam’ı ele geçirmeleri, birliklerin sürekli geri çekilmesi, Osmanlı içindeki Arapların karşı tarafa geçmesi, halkın ve ordunun moralini bozmuştu.

Halep istikâmetinde çekilmeye başlayan Yıldırım Ordular Grubu ve 20. Kolordu Karargâhları Baalbek’te, 7. Ordu Karargâhı Rayak (Riyak)’ta, 4. Ordu Karargâhı Şam-Rayak yolunda, 3. Kolordu Eski Han’da, 48. Tümen Şetvar’da bulunuyorlardı. 20. Kolordunun, 24, 26 ve 53. Tümenleri Şam’dan Doma’ya çekiliyordu.

48. Tümen, Arapların aldatma hareketlerine uyarak, Doma kasabası doğusunda İngilizlere esir düşmüştü. Türk birliklerinin Doma’da toplandığını gören Araplar, birliklerimizi geciktirmek ve zaman kaybettirmek için yiyecek ve içecek getirerek kandırmaya çalıştılar. 24. Tümen, Arapların ısrarlarına rağmen Doma Köyü’nde kalmayarak, Kuteyfe istikâmetinde yürüyüşüne devam etti. 26 ve 53. Tümenler ise köyde yemek pişirirken, İngilizlerin taarruzuna ve Doma doğusundan Arapların ateşine maruz kalarak esir oldular.

Şam’ın ardından Beyrut da düşüyor

Mersinli Cemal Paşa, Rayak’a Mustafa Kemal’in yanına giderken, 4. Ordusunun malzemeleri ve içinde milyonlar bulunan kasası vagonlar içinde Şam İstasyonu’nda kalmıştı. Bu çekilme sürerken 1 Ekim 1918’de Şam ile aynı zamanda Beyrut’un da işgal edildiği haberi geldi.

Mustafa Kemal, bu gelen haberden sonra, Şam-Rayak (Riyak) hattında savunmanın devam edemeyeceğini belirterek, birliklerine Halep istikâmetinde çekilme emri verdi. Mareşal Liman Von Sanders ise bulunulan mevzilerde savunmaya devam edilmesini bildirdi. Mustafa Kemal, Liman Von Sanders’in verdiği emrin altına, “Gördüm. Benim emrimden başka türlü hareket etmek mümkün değildir. Emrimde bildirdiğim surette hareket edip çekilmediğimiz takdirde, bundan sonra Orduya bir şekil dahi vermeye imkân kalmayacağını büyük bir itaatle arz ederim” yazarak cevap verdi.

İngilizlere karşı savunmak yerine çekilmekte ısrar eden Mustafa Kemal, 2-3 Ekim 1918 gecesini Baalbek’te geçirdi, 3 Ekim 1918’de Mareşal Liman Von Sanders’le buluştuğunda “Elde kalan 7. Ordu bir enkazdan ibarettir. Bunlar, Halep’te Suriye’nin kuzeyinde toplanmalı, bundan sonra yeni bir karar alınmalıdır” şeklinde düşüncesini ifade etti. Mareşal Liman Von Sanders: ”Ben nihayet bir yabancıyım, kaçış kararı veremem. Bunu ancak, bu yurdun sahipleri verebilir” cevabını verdi. Mustafa Kemal, bunun üzerine: “O halde, çekilme kararı uygulanacaktır” diyerek düşüncesini söyledi.

Talât, Enver ve Cemal Paşalar iktidarı bitiyor

Bu gelişmelere ve sürekli geri çekilmelere oldukça kızan Harbiye Nazırı Enver Paşa, Mustafa Kemal’e öfkelenmişti. Fevzi Paşa’ya “Mustafa Kemal Paşa ordusunu bırakıp kaçmış, hemen kurşuna dizilmesi için emir vereceğim” diyordu.

5 Ekim 1918’de Halep’e gelen Mustafa Kemal, 7 Ekim 1918’de İstanbul’daki bir arkadaşına barıştan başka yapılacak bir şey kalmadığını söylüyordu. Bulgaristan’ın 29 Eylül 1918’de Birinci Dünya Harbi’nden çekilmesi, Almanya, Osmanlı ve Avusturya-Macaristan’ın sosyal, ekonomik ve askeri güçlerinin tükenmesi İttifak Devletleri’nin savaşa devam etmelerine imkân vermiyordu.

Ard arda yaşanan yenilgiler ve kaçışlar kamuoyunda çok tartışıldı, eleştirildi ve Osmanlı’da hükümet krizine neden oldu. İttihat ve Terakki Partisi’nin Meclisteki çoğunluğuna rağmen, Talât, Enver ve Cemal Paşalar iktidardan uzaklaştırılmışlardı. 14 Ekim 1918’de Mareşal Ahmet İzzet Paşa Hükümeti kuruldu.

Suriye cephesinde ise çoğu imha edilen 7. Ordu, 20 Ekim 1918’de 1, 11 ve 24. Tümenlerle, bir müfreze halindeki üç taburlu 43. Tümenden yeniden kuruldu. 1 ve 11. Tümenler, 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşanın, 24 ve 43. Tümenler, 3. Kolordu Komutanı Albay Selahattin’in emrinde görevlendirildiler. 8. Ordu Komutanı Cevat Paşa ve 4. Ordu Komutanı Mersinli Cemal Paşa orduları imha veya esir edildikleri için görevlerinden alındıklarından, tüm cephenin sorumluluğu 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa’ya verildi.

Halep de elden gidiyor

İngilizler, Halep istikâmetinde ilerlerken, Arap İsyancılar Halep’e kadar gelmişlerdi. Her yerde silâh sesleri duyuluyordu. İngilizler, uzun süreden beri ara verdikleri hava faaliyetini 23 Ekim 1918’den itibaren artırdılar, Halep’teki Bağdat İstasyonu’na ve Sebil bölgesine 40 kadar bomba attılar. Arapların Halep’teki taşkınlıkları ve baskısı artınca, Yıldırım Ordular Grubu Karargâhı Adana’ya hareket etti.

Yıldırım Ordular Grubunu, İngilizlerin takip harekâtından daha fazla Arapların baskın ve sabotaj faaliyetleri yıpratıyordu. Çünkü Araplar, hem ordu içinden hem de ordu dışından faaliyetlerini sürdürüyorlardı. Yıldırım Ordular Grubunda bulunan Arap askerleri, İngiliz propagandasının da etkisiyle toplu olarak firar ediyorlar, düşman tarafına geçiyorlar veya Arap İsyanına katılarak bize karşı savaşıyorlardı.

Suriyeli Araplar, Şerif Faysal Kuvvetleriyle birlikte Halep’i ele geçirmeye çalışırken, İngilizler Çöl Atlı Piyade Kolordusunu takviye etmek üzere güneyden kamyonlarla birlik geliyordu. Yıldırım Orduları yeterli birlik olmadığı için, Halep şehrinin doğusunda savunma tertibi alamamıştı. Bedeviler, 1500 kişilik bir kuvvetle öğleden sonra açık bırakılan doğu istikâmetinden Halep’e girerek, kaleyi ve hükümet binasını ele geçirdiler.

İngilizlerin komutanı General Allenby iken, Arap ordularının perde arkası komutanı Lawrence’ti ve Türk ordularına en büyük zaiyatı onun yönlendirdiği Araplar veriyordu.

Halep’in doğusunda bulunan Mustafa Kemal ve karargâhı tehlikeli bir durumla karşı karşıya kaldı. Çok süratle gelişen bu tehdit karşısında, Mustafa Kemal canını zor kurtarmıştı ve 7. Ordu’nun sevk ve idaresini yeniden tesis etmesi imkânsız gibi görünüyordu. Mustafa Kemal, hayatının en zor anlarından birisini Halep’te yaşamıştı.

Faysal’ın Arap Ordusu, 25 Ekim 1918’de Suriyelilerin coşkun tezahüratı altında Halep şehrine girdi. İngilizlerin 5. Süvari Tümenin 15. Süvari Tugayı Halep’in batısındaki sırtlardan Selimiye-İskenderun yolu doğusu-Haritan istikâmetinde ilerlemeye başladı. Bu sırtları daha önce terk ederek, geri çekilen 7. Ordu Karargâhı 25-26 Ekim 1918 gecesi Katma’ya, 20. Kolordu aynı gece Kefr Yasin-Hefan hattına çekildi.

Bu bozgun sırasında 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa Cebeli Şeyh Bereket kesiminde toplanan Arapların, yeni mevziin batı yanını tehdit ettiklerini söyleyerek, 24. Tümenden birlik gönderilmesini istedi ancak bu teklif 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal tarafından uygun görülmedi. Kolordunun Katma güneyindeki Tenib-Tatmaraş-Marazgan hattına çekilmesini bildirdi.

Düşman, bir süvari alayı kadar birliğiyle 26 Ekim 1918 günü saat 11.00’de Helân Köyü’nün iki tarafından ilerlerken, üç süvari alayıyla Halep-Katma yolunun iki yanında mevzii almış bulunan 109 ve 111. Piyade Alaylarının ara hattı üzerinden tekrar taarruza başladı. İngilizler, Filistin Cephesi’nde cereyan eden bütün muharebelerde, Yıldırım Ordular Grubunun cephesini her defasında birliklerin ara hatları üzerinden yarmayı başarmışlardı.

Mustafa Kemal, Allenby’ın ilerleyişine karşı son direnişi hazırlamış, 4 ve 8. Orduları’ndan kalan 2.500 piyade, 150 süvari ve 8 top ile taarruzu durdurmaya çalışmıştı. Bu direnç Filistin Cephesi’ndeki son mücadele oldu. İngilizlerin propagandasının etkisiyle Müslimiye’yi ele geçiren Arapların Antep istikâmetinde ilerledikleri ve İngilizlerin de onları takip ettikleri hakkında haber alınması üzerine Mustafa Kemal, 28 Ekim 1918 günü akşamı Kilis’e çekildi.

Birliklerini 28 Ekim 1918’de, İskenderun güneyi-Beylan-Top Boğazı-Der el Cemal (Der Cemal)-Tel el Rifat-Ahterin ve doğuya uzanımı hattına, Karargâhını da Raco’ya intikal ettirdi.

19 Eylül 1918’den 26 Ekim 1918 tarihine kadar geçen ve takriben 40 gün devam eden geri çekilme süresince ordunun büyük bir kısmı imha edilir, 75.000 esir verilirken 360 top, 800’den fazla makineli tüfek, 200 kamyon, 44 otomobil, 89 lokomotif, 468 yük ve yolcu vagonu zayiatı olmuştu.

Mısır’ı İngilizlerden kurtararak Mısır’a sultan olma hayalleri kuran Cemal Paşa’nın Şam’daki astığı astık yönetim şekli, ırkçı davranışları ve yüz kızartıcı hareketleri yüzünden bütün Hicaz isyan etmiş ve kutsal şehirlerin hepsi elimizden gitmişti.

Cemal Paşa, Enver ve Talat Paşalar yurt dışına kaçmaktan başka çare bulamazken, Türkiye’yi Kurtuluş Savaşı bekliyordu.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.