İsmail Fatih Ceylan yazdı: Gazze ve Kudüs nasıl kaybedildi?

Llyod George’un Aralık 1916’da başbakan olması Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizlerin stratejilerinde kökten değişikliğe neden olmuştu. Llyod George Türk düşmanı bir liderdi, bu savaşta Almanların yenilmesinden daha çok Türklerin yenilmesini istiyordu. “Türkleri Orta Asya’ya sürmek Avrupa için bir mecburiyettir” diyen Llyod George, Ortadoğu’daki savaşa özel bir önem veriyor, Türklerin buradan bir an önce sürülmesini, Kudüs’ün işgal edilmesini öncelikli hedefi görüyordu.

Batı cephesindeki sonu gelmez kayıplara son vermek, ancak Almanları en zayıf müttefikiyle vurmaktan geçtiğini düşünüyordu. Bu “zayıf” kabul edilen müttefik 1917’nin başlarında İngiliz gücünün Ortadoğu’da tutulmasına yol açan Osmanlı İmparatorluğuydu. 1916 sonlarında İngilizler Bağdat için harekete geçerken Sina’dan ilerleyişlerini devam ettirmek Kudüs’ü ele geçirmek istiyorlardı. Böylelikle uzayan savaş için gerekli moral iki kadim şehrin ele geçirilmesiyle sağlanacaktı. Ancak askerler Filistin ve diğer Ortadoğu cephelerini tali olarak görüyor, asıl muharebelerin İsviçre’den Manş denizine kadar uzayan Batı cephesinde verilmesi gerektiğini, burada kazanılacak başarılarla Almanya’nın çökeceğini ve savaşın kazanılacağını düşünüyorlardı.

Başbakan Llyod George’in, İngilizlerin Somme’da 420 bin, Fransızların Verdun’da 540 bin, Rusların Doğu Avrupa’da 1 milyon 400 bin kaybına yol açan Brosilov Taarruzu’ndan sonra acil bir zafere ihtiyacı vardı. Bu arada savaşın 1914’teki coşkusunun yerini 1917’de bıkkınlık almış, hatta askeri isyanlara yol açacak derecede kaosa sebep olmuştu. Kolay zafer kazanabilecek tek yerler Osmanlı cepheleri görülüyordu. Bağdat ve Kudüs ilk hedefti.

İngiliz donanmasının üstünlüğünün devam etmesi için Mısır, Hindistan ve Basra Körfezi’nin güvenliği önemliydi. Almanya’nın 1917 yılında da yenilmeyeceği tahmin ediliyordu.

Gazze ve Kudüs
İsmail Fatih Ceylan yazdı: Gazze ve Kudüs nasıl kaybedildi?

İngilizler savaşı 10. Haçlı Seferi görüyor

Mısır merkezli seferi kuvvetin komutanı General Murray, Kanal savunmasının Mısır-Filistin sınırında kurulması gerektiğini belirtmiş, Sina çölündeki Osmanlı garnizonları etkisiz hale getirilerek, demiryolu ve su hatları döşenerek Filistin kapılarına dayanmıştı. Çöl şartlarından sonra Filistin kapılarına dayanmaları morallerini artırmıştı. İngilizlerin Mısır Seferi Ordusu hem dini hem de tarihi açıdan son derece önemli topraklara geldiklerinin farkındaydılar. Askerlerin anılarında hem İncil’e hem de özellikle Arslan Yürekli Richard’ın 3. Haçlı seferine sık sık atıflar yer alıyordu. Kimi askerlere göre 10. Haçlı seferinin eşiğindeydiler.

Gazze-Birüssebi arasındaki yaklaşık 40 km’lik hattı tutan 1. Kuvve-i Seferiye’nin komutanı Alman Albay Kress von Kressenstein’dı. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Türkiye’de bulunan Alman subaylar içerisinde en etkin kişilerden biri olan von Kress, Goeben ve Breslau gemilerinin Çanakkale Boğazı’ndan içeri alma sürecinde Enver Paşa’yı ikna eden kişiydi. Von Kress daha savaş başlamadan önce Filistin’e atanmış, sürekli keşif gezileri yapmış, bölgeyi çok iyi bilen bir subaydı. Kanal harekâtının alt yapısının hazırlanması büyük ölçüde ona aitti.

Ancak 1917’ye gelindiğinde Osmanlı Ordusu Kanal’daki trafiği engellemek, İngilizlerin can damarlarından birini kesmek şöyle dursun, savaştan önceki sınırlarına geri çekilmişler, İngilizler de Sina Çölü’ne raylar döşeyerek, gerekli lojistik destekleri sağlayarak Filistin kapılarına dayanmışlardı. Aralık sonunda ve başında İngiliz ve Anzak süvarileri Osmanlıların iki ileri karakolu Magdaba ve Refah garnizonlarını neredeyse birbirinin benzeri harekâtla ortadan kaldırmış, yüzlerce esir almışlardı. Von Kress İngilizlerin Mart ayından itibaren artık Filistin topraklarına saldıracaklarını biliyordu. Emri altındaki birlikler Çanakkale gazisi olan 3. ve 16. Tümenlerdi.

İngilizler Mart 1917 başında Han Yunus’a saldırmış, geri püskürtülseler de ertesi gün yeniden ele geçirmişlerdi. Kaçınılmaz saldırının habercisiydi bu. 22 Mart’ta 4. Ordu Başkomutanlığa sunulan raporda İngilizlerin yakında Gazze istikâmetinden taarruz harekâtına girişeceklerinin beklendiğini ve bu taarruz için şimdiden Refah’ta en az iki tümenin toplandığını belirtiyordu, Gazze müfrezesinin Birüssebi grubundan 125. Alayla (Çanakkale’de “Hücum Alayı” diye bilinen Binbaşı Rahmi Bey komutasındaki alay) ve Avusturya Macaristan Dağ Obüs Taburu ile takviye edildiğini bildiriyor, aynı zamanda İngilizlerin sağ kanadına saldırmayı amaçladığının altını çiziyordu. Görünüşe bakılırsa Gazze Alman bir binbaşının komutasında Türk ve Arap piyadeleri ve Avusturya-Macaristan topçu askeri ağırlıklı yaklaşık 4000 kişilik bir kuvvetle savunulacaktı.

Gazze o dönemde 40 bin nüfuslu son derece önemli bir merkezdi. İngiliz planı temelde Magdaba ve Refah’a taarruz planlarının hemen aynısıydı. Gazze’nin deniz tarafı kumluk alan olduğu için batıdan saldırmak mümkün değildi. Anzak süvarileri şehri doğusundan saracak, daha önce Çanakkale Savaşı’na katılmış Galler bölgesine ait 53. Tümen de Ali Muntar tepesine çıkan sırtları hedefleyecek, tepeyi ve özellikle de tepede konuşlu topları ele geçirecekti. Ancak en kritik nokta El Ariş’e kadar gelebilen trenlerin lojistik desteğinin sadece 24 saatlik su ve erzak ihtiyacını garanti edebilmesiydi. Süvarilerin atlarının susuzluğa belli bir süreden sonra dayanabilmesi mümkün değildi. Hava kararmadan Gazze ele geçirilmeli, şehirdeki su kaynaklarına ulaşılmalıydı.

Birinci Gazze Muharebesi

İngiliz birlikleri ve Anzak süvarileri Gazze vadisini 26 Mart 1917 sabaha karşı geçtiler. Yoğun sis ilerlemeyi güçleştiriyordu. Saat 09.00’a doğru havanın açılmasıyla süvarilerin hareketi başladı. Aynı zamanda Ali Muntar tepesi yoğun topçu ateşine tutuldu. Tarihe Birinci Gazze Muharebesi olarak geçen mücadele başlamıştı artık. Süvarilerin daha önce Magdaba ve Refah garnizonlarına gerçekleştirdikleri öldürücü kuşatma işlemi saat 11.00’de tamamlanmış, hatta bir kısmı şehrin kuzeyinden denize kadar ilerlemişlerdi. Şehir öğleye doğru üç bir yanından sarılmıştı.

Albay von Kress zayıf Gazze garnizonunu savunan Alman Binbaşı Tiller’e çok güveniyordu. Cemal Paşa ise saldırı başladığında Remle’de bulunan 53. Tümen Yarbay Şerif’in komutayı devralması için emir vermişti. Paşa’ya göre 3 alaydan oluşan bir garnizona bir Alman Binbaşı’nın komuta etmesi sakıncalıydı. Ancak 53. Tümen komuta heyeti akıl almaz bir tedbirsizlik eseri kendi birliklerinin bir hayli önünde Gazze’ye doğru giderken Avustralyalı süvarilerce Beyt-i Hanun köyü civarında esir alındı.

Öte yandan İngilizlerin 53. Tümen birlikleri de Ali Muntar’ı hedefleyen saldırılarına başlamışlardı. Plana göre Gazze doğusundaki iki Türk tümeninin harekete geçmesi ve Gazze’ye saldıran İngilizleri denize doğru sürmesi gerekiyordu. Ancak ne 3, ne de 16. Tümen saat 16.00’dan önce harekete geçememişlerdi. Von Kress Teleşşeria’daki karargâhında, Cemal Paşa da Kudüs’teki karargâhında stresli anlar yaşadılar.

Yenilmek üzeriyken kazanılan savaş

O iki tümen geç kaldığı için Gazze’dekiler kahramanca bir mücadele veriyorlardı. Kuzey’den şehre girenlerle, doğudan da Avustralyalı ve Yeni Zelandalı süvariler ile göğüs göğüse savaşıyorlardı. Ali Muntar tepesi İngilizlerin eline geçmiş, topçulara komuta eden Avusturyalı Yüzbaşı ölmüştü. Binbaşı Tiller, Von Kress’e 16.45’te çektiği telsiz mesajında artık Gazze’yi terk etme emri vereceğini belirtiyordu. Birlikler zamanında ilerlemeye geçmemiş, İngilizleri denize doğru sürme planı suya düşmüştü. Bir avuç kahramanla direnen şehir düşmek üzereydi.

Ama bir anda saat 18.19’da İngiliz generalleri Dobell ve Chetwode Gazze’yi kuşatan tüm birliklere geri çekilme emri verdiler. Vakit geç olmuş, plan işlememişti. Atların susuzluğu ciddi problemdi. Kuvvetli Türk ihtiyatlarının ilk unsurları görülmeye başlanmıştı. Geri çekilmekten başka yol yoktu. Sahadaki bazı komutanlardan itiraz gelse de emir kesindi. Türk yardım kuvvetleri Gazze’ye doğru geliyor, şehri zor koşullarda savunan silâh arkadaşlarına destek oluyorlardı. Ali Muntar tepesi ve üzerindeki Avusturya bataryası topları yeniden ele geçirildi.

Geri çekilen İngilizler Ali Muntar’a çıkan sırtlarda tutunmaya çalışıyorlardı. Gece yarısından hemen önce Dobell’in karargâhına, akşamüstü ele geçirilen ve Kahire’de deşifre edilip tekrar Filistin’e gönderilen Türklerin telsiz haberleşmesi ulaştı. İlgili mesajda Gazze garnizon komutan Alman Binbaşı Tiller artık şehri terk edeceklerini, telsiz istasyonunu havaya uçuracağını yazıyordu. İngilizler bu haberleşmeyi öğrenince nasıl büyük bir fırsat kaçırdıklarını anladılar. Cemal Paşa Kress’e kutlama telgrafı çekmiş, özellikle de Gazze garnizonu komutanı Alman Binbaşı Tiller’i tebrik etmişti.

Osmanlı’nın bu zaferi Bağdat’ın düşmesinden sonra gelen bir teselliydi.

İkinci Gazze Muharebesi

Amerika’nın Almanya’ya savaş ilân ederek savaşa girdiği günlerde Osmanlı ve İngiliz orduları İkinci Gazze Muharebesi hazırlığı yapıyordu. Büyük Britanya güçlerinin Gazze-Birüssebi hattındaki Osmanlı savunmasını kırmaya yönelik ikinci girişimde İngilizler Gazze’yi bu sefer almak istiyordu.

Birinci Gazze Muharebesi, İngiliz güçlerinin başındaki Kanadalı General Charles Dobell’in askerlerini zafer kazanabilecek bir konumdayken geri çekmesi nedeniyle fiyaskoyla sonuçlanmıştı. İlk zaferin verdiği cesaretle Osmanlı kuvvetleri Gazze-Birüssebi hattında kalmaya karar verdiler. Bu nedenle Britanyalılar ikinci defa saldırmaya hazırlandıkları sırada Gazze’deki savunma hattı öncekinden daha kuvvetliydi. Bu ikinci girişimin de İngilizler açısından başarısızlıkla sonuçlanması, Ocak 1916’dan beri Mısır ve Filistin’deki harekâtı yürüten General Archibald Murray’in Mısır Seferi Kuvvetleri komutanlığı görevinden alınmasına ve yerine Sir Edmund Allenby’nin atanmasına yol açtı.

Bu muharebede Osmanlı cephelerinde ilk kez tank kullanıldı. İngilizlerin Filistin cephesi için ayırmış olduğu sekiz Mark-I tankından üçü, Osmanlı topçusu tarafından imha edildi. Yine bu muharebede Osmanlı cephelerinde İngilizler tarafından ilk defa kimyasal gaz kullanıldı. Gaz, hava şartları nedeniyle etkili olmadı.

Üçüncü Gazze Muharebesi

1917 birbiri ardına sarsıcı gelişmelerle başlamıştı. Savaş tüm şiddetiyle devam ediyor, Rusya Bolşevik ihtilali ile karışıyor, Osmanlı İmparatorluğu bir yıl öncesi Kutü’l Ammâre zaferiyle taçlanan Irak cephesinden gelen acı haberle sarsılıyordu. General Maude’nin komutasındaki İngiliz birlikleri 11 Mart 1917’de Bağdat’a girmiş, Maude yayınladığı bildiriyle artık Bağdat’ın “özgürleştiğini” ilân etmişti. 19 Nisan 1917’de General Murray yönetimindeki İngiliz Mısır Seferi Kuvveti Gazze-Birüssebi arasındaki yaklaşık 25 millik savunma hattını tankların da destek verdiği büyük saldırıya rağmen bir kez daha geçememişti.

İngilizlerin süvari ve piyade ordusu Gazze önlerinde durdurulurken Mekke İngilizlerin desteklediği eski Hicaz Emiri Şerif Hüseyin’in eline geçmiş, Medine ise oğlu Şerif Abdullah’ın bedevileriyle kuşatma altına alınmıştı. Bu da yetmezmiş gibi şimdi de İslâm medeniyetinin kadim şehirlerinden Bağdat düşmüştü. İngilizler ayrıca Filistin kapılarındaydılar. Şimdi İngilizlerin hedefi Kudüs’ü alarak, orayı Yahudilere yurt yapmaktı.

Bağdat’ın düşmesi Osmanlı Genelkurmayı’nda şok etkisi yapmıştı. Çanakkale Zaferi’ni kazanmış olanlar da dâhil en seçme birlikler Galiçya, Romanya ve Makedonya’ya gönderildiği için Bağdat’ın düşmesi sürpriz değildi. Enver Paşa Almanların desteğiyle Bağdat’ın geri alınması çalışmalarına başladı. Çanakkale’de Liman von Sanders, Merten, Usedom Paşalar, Irak’ta Mareşal Goltz’da olduğu gibi bu sefer de General Falkenhayn ile Bağdat ne pahasına olursa olsun geri alınmalıydı. Bunun için Yıldırım Ordular Grubu karargâhı Beyoğlu’ndaki Alman hastanesinin yakınlarında bir binada Temmuz 1917 sonunda kuruldu. Karargâhta 65 Alman subayına karşılık sadece 9 Türk subayı vardı. Başlarındaki kişi General Erich von Falkenhayn’di.

Haydarpaşa Garı’nda müthiş bir patlama

Eylül 1914 başında Marne muharebeleri sonrası görevden alınan Moltke’den sonra Genelkurmay başkanı olan Erich von Falkenhayn, Fransa’daki Verdun muharebelerinden sonra Sırbistan’ı hedef alan Alman 9. Ordusunun başına getirilmişti. Burada büyük başarı göstermiş, Mackensen’in Romanya ordusu ile birlikte birbiri ardına başarılara imza atıp 1916 ortalarından itibaren Balkanlarda İttifak devletlerinin hâkimiyetini sağlamış, savaşın seyrini değiştirmişti. İşte yıldızı yeniden parlayan Alman generalinin komuta edeceği bu yeni ordu Enver Paşa’nın Bağdat’ın kurtulması için umudu olmuştu.

6 Eylül 1917’de Türk Alman işbirliğinin devasa sembolü olan Berlin-Bağdat demiryolunun en önemli duraklarından Haydarpaşa Garı’nda müthiş bir patlama oldu. Öğleden sonra 16.00 sularında gar binasının iskelesinde cephane dolu sandıkları yükleyen işçilerden birisi dikkatsizce davranmış, düşürdüğü sandığın patlamasını domino taşlarının devrilmesi gibi birbirini izleyen patlamalar izlemişti. Heybetli garın her iki kulesini kısa zamanda alevler sarmış, etrafa yayılan parçalar şarapnel etkisi göstermiş, Kuşdili’ne kadar ulaşmıştı.

Aynı anda Kadıköy’de içi cephane dolu bir bina patladı. O sırada garda, Yıldırım ordular grubu nezdinde Filistin cephesine gönderilmek için bekleyen, çok sayıda asker ve mühimmat bulunuyordu. O sıralar genç bir zabit olan Hikmet (Bayur) Bey vapurdan şahit olduğu patlamalar için adını bilmediği bir binbaşının “Bağdat’ı almak için bu cephaneler buraya yığılmıştı, bu hareket ise bir delilik olacaktı, belki Allah bizi korumak için bu yangını çıkardı ve böylelikle bu şuursuz hareketi önledi!” diye herkesin duyacağı şekilde konuştuğunu yazar.

General Allenby’nin kurmay heyeti içerisinde bulunan Wavel ise, İngiliz istihbarat elemanlarının İstanbul’da iyi iş becerdiğini söyleyecektir.

Mustafa Kemal 7. Ordu’dan istifa ediyor

Enver Paşa, savaşın başında beri yapılan en büyük karargâh toplantısını 24 Haziran 1917’de Halep’te yaptı. Bağdat’ın kurtulmasından ziyade Filistin cephesi önem kazanmaya başlamış, İngilizlerin büyük bir saldırıya geçeceği haberleri aleni hale gelmişti.

Gazze-Birüssebi hattının da dahil olduğu Kudüs sancağı Yıldırım’ın sorumluluk alanına verilecek, Yıldırım Orduları yeni düzenlemede Alman Asya Kolu, Tümgeneral Mustafa Kemal Paşa’nın atandığı 7. Ordu ve von Kress’in yeni düzenlenen 8. Ordusu’ndan oluşacaktı. Ancak Mustafa Kemal Paşa, General Falkenhayn anlaşmazlığı ortaya çıktı.

Yeni atandığı Halep merkezli 7. Ordu’nun sorumluluk bölgesindeki Arap aşiretlerine Falkenhayn’ın kendisinden habersiz Alman subayları gönderdiğini öğrenen Mustafa Kemal, bu durumu yazılı olarak protesto ederek, protestonun bir örneğini Enver Paşa’ya gönderdi.

Mustafa Kemal, Filistin cephesindeki tüm Alman komutanların geri gönderilmesi, o olmuyorsa Cemal Paşa’nın emrine girmelerini, Filistin Gazze-Birüssebi hattındaki birliklerin de kesinlikle kendi emrine verilmesini istiyordu. Enver Paşa’nın önerileri reddetmesiyle kriz büyümüş, Mustafa Kemal Paşa 7. Ordu’dan istifa etmişti.

İngilizlerin Filistin Harekâtı hazırlıkları

İngilizler Mart ve Nisan ayındaki Gazze yenilgilerinden iyi ders çıkarmışlardı. Komuta kademesinde tepeden tırnağa değişiklik yaptılar. İngiliz genelkurmayının asıl cephenin Batı cephesi olduğu, buranın haricindeki cephelere daha az önem verilmesi gerektiği itirazlarına rağmen, Britanya hükümeti başındaki Türk düşmanı Başbakan Lloyd George siyasi irade olarak Filistin harekâtına tam destek verdi.

Mısır’daki İngiliz ordusunun başındaki General Murray görevden alınmış, yerine Batı cephesinden General Allenby atanmıştı. “Boğa” lakaplı General Allenby karargâhını Kahire’den cepheye yakın bir noktaya getirtti. Allenby, cephe ön hattındaki askerlerle bile iletişim halinde bir komutandı. Hedefi netti. Kudüs ne pahasına olursa olsun ele geçirilmeliydi. Bunun için de yıl içerisinde iki kez saldırılıp geçilemeyen yaklaşık 25 millik bir savunma hattı olan Gazze-Birüssebi hattı aşılmalıydı

Osmanlıların Gazze garnizonu çok kuvvetli iken savunma hattının en sonundaki Birüssebi garnizonu en zayıf noktaydı. Hazreti İbrahim’in oğlu İsmail’i kurban etmeye niyetlendiği yer olarak kabul edilen Birüssebi, Necef çölünün ortasında küçük bir Arap köyü iken Kanal harekâtı döneminde Kudüs’e bağlantısını sağlayan demiryolu hattı döşenmiş, askeri garnizonun kurulmasıyla biraz gelişmiş, küçük bir kasaba olmuştu.

Allenby göreve başlar başlamaz Gazze-Birüssebi savunma hattının nasıl geçilebileceğine dair planları yeniden gözden geçirmiş, özellikle General Chetwood’un görüşlerini değerlendirmişti. Büyük saldırının kıyıdan da dahil olmak üzere Gazze’ye yapılacağı izlenimi verilecek, yaklaşık 40.000 piyade ve süvari askeri çölün ortasındaki vadilerden olabildiğince gizlice kaydırılarak, Türkleri saldırı beklemedikleri en zayıf noktaları olan Birüssebi’den vurulacaktı. Gazze hem güneyden, hem de doğudan sıkıştırılacak, bölgedeki Osmanlı birlikleri yok edilerek Kudüs ele geçirilecekti.

İngilizlere karşı Gazze önlerinde iki kez zafer kazanılsa da Filistin’deki Osmanlı Birliklerinin durumu fiziki ve moral açıdan iyi değildi. Hastalıklar almış başını yürümüştü. Firarlar giderek artıyor, kısıtlı demiryolu hatlarından gerekli yiyecek, cephane ve malzeme istekleri karşılanamıyordu. Von Kress defalarca durumu Cemal Paşa’ya bildirse de, somut bir sonuç alamamıştı.

İngilizlerin çanta hilesi

Gazze–Birüssebi hattındaki Osmanlı birliklerinden sorumlu Von Kress Paşa, düşman saldırısını ağırlıklı olarak Gazze’den bekliyordu. İngilizlerin su sorunu nedeniyle çölün ortasındaki bir garnizona saldıracaklarına ihtimal vermiyordu. Ancak yanılacaktı. Gazze’ye oranla Birüssebi savunması daha zayıftı. 3. Kolordu’ya bağlı Arap kökenli birliklerce tutuluyordu. Başında Albay İsmet (İnönü) vardı. Kress daha sonra takviye olarak Çanakkale gazisi 48. Alay’ı gönderecekti Birüssebi’ye.

10 Ekim’de bir istihbarat subayı olan Meinertzhagen iyi hazırlanmış bir mizansenle Türk hatlarının yakınlarında keşif yaparken, içerisinde “Gazze’ye nasıl saldırılacağının” ayrıntılı planlarını içeren, özel mektuplarının da yer aldığı bir çantayı Türk devriyelerden kaçarken düşürmüş gibi yaptı. Çantadan çıkan planlar, mektuplar Türk genel karargâhını, ana saldırının Gazze’ye yapılacağı konusunda ikna etmiş oldu.

27 Ekim’de Gazze önlerinde yaklaşık 200 top ve aynı zamanda İngiliz ve Fransız donanmasına bağlı gemiler Ortadoğu’da o zamana kadar görülen en şiddetli bombardımanı başlattılar. Gazze’nin topa tutulmasındaki amaç Türk mevzilerine zarar vermekten ziyade Birüssebi önlerine kaydırılan birliklerin hareketlerini maskelemek, dikkati Gazze’ye çekmekti.

Ortadoğu tarihinin kader savaşı Birüssebi saldırısı

Allenby’nin Birüssebi için ayırdığı 3 tümenden oluşan 20. Kolordu ve 2 süvari tümeninden oluşan Çöl Bindirilmiş Piyade kolordusu birlikleri Ekim’in son haftasından itibaren Gazze önlerinden Birüssebi önlerine doğru kaydırılmaya başlandı. Plana göre piyade tümenleri kasabanın yaklaşık 4 mil güney batı ve batısına yığınak yaparken Avustralyalı ve Yeni Zelandalı süvariler kasabanın doğusuna geçeceklerdi. Hava keşifi felç olan Osmanlı tarafı bu büyük birlik kaydırma hareketlerini ayrıntısıyla göremeyecekti.

Ortadoğu’nun kaderini değiştirecek Birüssebi saldırısı 31 Ekim 1917’de başladı. Saldırı haberi General Falkenhayn karargâhını Şam’dan Kudüs’e taşırken yolda yakalamış, Kudüs önlerinde Mustafa Kemal Paşa yerine atanan Fevzi (Çakmak) Paşa komutasındaki 7. Ordu daha yeni yeni konuşlanmaya çalışıyordu. Yıldırım’ın Alman birlikleri ise daha ortada yoktu. Birüssebi garnizonu yaklaşık 4000 kişilik mevcuduyla kendisinden 10 kat büyük bir kuvvete direnmeye çalışacaktı.

İngilizlerin 20. kolorduya bağlı 3 piyade tümeni kasabanın güneybatı ve batısındaki tabyalara yoğun bir bombardımandan sonra saldırıya geçti. Şam–Kanije tabyası adı verilen tepecik öğleye doğru ele geçirildi. Osmanlı 27. Tümen’in Arap kökenli Osmanlı askerleri dalga dalga gelen İngiliz akınlarına dayanmaya çalıştılar. Batı da şiddetli çarpışmalar devam ederken Anzak süvarileri sabah 08.00’den itibaren Birüssebi’nin güneyinden doğusuna doğru harekete başladılar.

Havanın kararmasına bir saat kala Ortadoğu’nun kaderini değiştirecek hücumu iki Avustralya hafif süvari alayı ile gerçekleşecekti. İlk dalga siperlerin üzerinden atlayıp direkt karargâh ve su kuyularını hedeflerken, geriden gelenler atlarından inip siperde bekleyen 48. Alay askerleriyle çarpıştı. 2 yıl önce Çanakkale’de Kanlısırt’ı Avustralyalılara karşı savunan 48. Alay bu sefer başarılı olamadı.

Albay İsmet (İnönü) son anda kurtuluyor

Hayatta kalabilen 500 kadar asker teslim olmak zorunda kaldılar. Albay İsmet (İnönü) Bey ve 3. Kolordu karargâhı Avustralyalıların elinden son anda kurtulmuş, geride kalabilenler Teleşşeria’ya doğru geri çekilmişlerdi. O hengamede içme suyu kuyuları tahrip edilememişti. General Allenby, Filistindeki Türk ordusunu sıkıştırmak için su kaynakları ile beraber önemli bir köprübaşı elde etmiş, Gazze-Birüssebi hattı çökmüştü. Şimdi hedef önce Gazze, sonra Kudüs’tü.

Kısa bir süre sonra Gazze düşecek, Türkler aşamalı olarak Kudüs’e doğru geri çekilecekti. Birüssebi’nin kaybedilmesi Osmanlı komuta kademesinde şiddetli tartışmalara neden oldu. Von Kress Paşa raporunda İsmet (İnönü)’yü suçladı.

Gazze’nin düşmesinin ardından Lloyd George’un başbakanlığındaki Britanyalı savaş kabinesinde dışişleri bakanı olan Lord Arthur Balfour, 2 Kasım 1917 tarihinde uluslararası Siyonist hareketin liderlerinden olan Lord Rothschild’e bir mektup göndererek, Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulması konusunda İngiliz hükümetinin destek vereceğini bildirdi.

Osmanlı Kudüs’ü de kaybediyor

Edmund Allenby komutasındaki Mısır Sefer Gücü, 13 Kasım 1917’de gerçekleştirilen El-Mugar Muharebesi’nde Osmanlının 7. Ordu’sunu yendi ve İngilizlerin sol kanadı Yafa’da sağ kanadı ise Yahud Bölgesine kadar ilerledi.

Allenby, Korgeneral Philip Chetwode komutasındaki 20. Kolordu’ya Kudüs’ü almasını emretti. Karşısında Osmanlı 7. Ordu’suna bağlı, Deir Yasin de dahil olmak üzere Kudüs etrafındaki tepelerindeki savunma noktaları vardı. 53. Tümen Hebron yolunu Beytüllahim’e doğru ilerledi. Solunda 60. Tümen, Nebi Samvil’deki 74. Tümen’in yardımıyla Hebron- Beytüllahim yoluna saldırdı. 74. Tümen’in solunda 10. Tümen ilerledi.

8 Aralık’ta sis ve yağmurdan dolayı 53. Tümen’in ilerlemesi durunca 60. Tümen’in güney kanadı açık bırakıldı. Fakat 9 Aralık’ta moralleri bozuk olan Osmanlı birlikleri bunu değerlendirecek gücü kendinde bulamadı. Tek amaçları geri çekilmekti. İngilizler bu yüzden zorlamadan ilerlediler. Ancak Zeytindağ’da 60. Tümen ile Osmanlı birliği arasında çetin çatışma yaşandı.

9 Aralık öğleninden sonra Kudüs belediye başkanı ve 60. Tümen komutanı, Tümgeneral J. S. M. Shea’ya teslim oldu. İki gün sonra 11 Aralık 1917’de Allenby, Kutsal Şehir’e saygı göstermek için yürüyerek Kudüs’e girdi ve dini mekân ve tesislerinin korunması için sıkıyönetim ilân etti.

Allenby, Lloyd George’ye söz verdiği “Noel hediyesi”ni Kudüs’ü fethetmekle vermiş oldu.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.