İsmail Fatih Ceylan yazdı: Hristiyanya nasıl Avrupa oldu?

Bugünlerde yaşadığımız ABD-İsrail ile İran savaşında, Yahudilerin hem ABD, hem Avrupa üzerinde nasıl etkili oldukları konusu çok dile getirildi. Küçük bir devlet olan İsrail’in, sanki gerçek sahibi gibi ABD’ye nasıl hükmedebildiği, medya patronlarının ABD’den çok İsrail’i neden kolladığı gibi sorular çok kişinin aklına geliyor. İsrail ne derse, ABD onu yapmak zorunda gibi bir izlenim oluştu herkeste.

Avrupa’nın ses çıkaramaması, özellikle Almanya’nın İsrail karşısında desteğin ötesinde İsrail’i savunmak mecburiyeti varmış gibi tavır sahibi olması herkesi hayrete düşürüyor. Bu hayrete düşme, aklın almaması, İran ile yapılan savaştan sonra yoğun bir şekilde oluştu. Çünkü bu savaş nedeniyle fark edildi bazı şeyler.

Bütün bunların tarihsel bir arka planı var elbet. Yüzyıllara dayalı bir mücadelenin sonuçları bunlar.

Fransız ihtilali ve kralın devrilmesi, Tapınakçılar’ın uzun yıllar verdikleri mücadelenin intikam alınış anıydı. Fransız kralının Jaques de Molay’ı yaktırmasının intikamını, krallığı yıkarak ve bir kralın kellesini giyotinle keserek almışlardı.

Yüzyıllar süren mücadelenin Tapınakçılar lehine dönüşü Katoliklere karşı Protestanlığın ortaya çıkarılışı ve Kuzey Avrupa ülkelerinin bu mezhebi benimsemesiyle başlamıştı. Bu uğurda Avrupa ülkeleri arasında 1618 ile 1648 yılları arasında “30 yıl savaşlar”ı yaşanmış, savaşın sonunda Avrupa nüfusunun 3’te 1’i ortadan kalkmıştı. Protestanlığa geçen Almanya, başta İspanya, Fransa ve İsveç olmak üzere Katolik devletlerin saldırısına uğrayınca, 24 milyon olan Almanya nüfusu 4 milyona düşmüştü.

Martin Luther, Katolik kilisesinin yüz yıllardır süregelen doktrinlerini değiştirirken, Johannes Reuchlin ve Desiderius Erasmus gibi dönemin Hümanistlerinden etkilenmişti. Her ikisi de aynı zamanda Kabalacı’ydı.

Martin Luther’in Protestan çıkışı ve Reform hareketi, Katolik kurumuna karşı olan herkesi etkiledi. Yahudiler, onun yaptıklarını kendileri için olumlu görüyor, Martin Luther için, ‘Yahudiliğe hizmet eden Hristiyan’ değerlendirmesi yapıyordu. Luther, gerçekten de Tapınakçılar, Kabalacı’lar, Yahudiler, masonlar gibi akımlar için ‘yolu temizleyen kişi’ olmuştu.

Başlangıçta Yahudilerin haklarına, dinlerine, inançlarına, “Vaat edilmiş topraklar” ve “Seçilmiş halk” duygularına sahip çıkmış, 1523’te Katolik kilisesinin yüzyıllardır Yahudileri dışlayan tutumunu yerden yere vuran “İsa Mesih Yahudi olarak doğdu” adlı kitabını yazmıştı. Yahudilerin Katolik dinini kabul etmemelerini haklı buluyor, “ben bir Yahudi olsaydım, Katolikliği kabul etmektense, domuza dönüşmeyi tercih ederdim” diyordu. Gerçi ömrünün son yıllarında Yahudilerin aleyhinde yazdıkları yazılarla “Yahudi düşmanı” damgasını yiyecekti ama Kilise otoriteleri ve Yahudiler onun “yarı Yahudi”, “gizli Yahudi” olduğunda aynı görüşü paylaşacaktı.

Hristiyanya
İsmail Fatih Ceylan yazdı: Hristiyanya nasıl Avrupa oldu?

Martin Luther ve Calvin’in etkisi

Martin Luther’in Protestan akımı tüm Kuzey Avrupa’yı kasıp savurdu. Aynı dönemde Calvin de ortaya çıktı ve Protestanlığa önemli katkılarda bulundu. Calvin, Tevrat’ın “faizle borç vermeyi teşvik etmesi” ilkesini, Protestanlığa kattı ve yüz yıllarca faizi yasaklayan Hristiyanlıkta, bir tür içtihatla faizin serbest bırakıldığını iddia etti. Yazdığı De Usuris (Faiz) kitabında, İncil’de faizi yasaklayan hiçbir yazılı hükmün olmadığını öne sürdü.

Sonuçta işler o kadar karıştı ki, Kuzey Avrupa ülkeleri ile Güney Avrupa ülkeleri arasında 30 yıl süren bir mezhep savaşı yaşandı ve Avrupa nüfusunun 3’te 1’ini yitirerek, tarihinin en acımasız katliamına şahit oldu.

1648 yılında Westhalia Anlaşması ile sona eren savaşın sonunda, Avrupa ülkeleri büyük bunalıma girdi, inançlarına saygısını yitirdi. Özellikle Almanlar, kendilerinden bile nefret eder hale geldi. Bütün ülkelerde işsizlik, açlık ve fuhuş baş gösterdi. Almanya’da erkeklere “Çokeşlilik” zorunluluğu getirildi, çünkü erkeklerin sayısı azalmıştı. O zamana kadar adı Hristiyanya olan Avrupa, bu savaşlardan sonra, artık Avrupa diye tanımlandı.

Avrupa fakirleşirken, Tapınakçılar ve onlarla birlikte hareket eden Yahudiler ilk kapitalist şehri oluşturdular: Hollanda’nın başkenti Amsterdam. Yahudi nüfusunun çokluğu ve etkinliği yüzünden “Yeni Kudüs” diye de anılıyordu.

Protestanlık, reformları ve kapitalistleşmeyi başlatan bir akım oldu. İlk uluslararası şirketler “Dutch East India Company” ve “Dutch West India Company” (Doğu Hindistan Şirketi ve Batı Hindistan Şirketi) Amsterdam’da kuruldu. Bu şirketler sömürgecilik ve köle ticaretinde etkin oldular. Bankacılık, borsa, sömürgecilik ve köle ticareti vasıtasıyla Tapınakçılar, sadece Avrupa’nın değil, dünyanın en büyük sermaye gücünü kontrol altına aldılar.

15. ve 16. yüzyılda Londra, Amsterdam, Hamburg ve New York, Tapınakçı kökenli akımların ticari ve mali gelişimlerinin merkezi haline geldi.

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Hristiyanya nasıl Avrupa oldu?

ABD ve İngiltere’yi etkileyen bir akım: Püritenler

İngiltere’de, 1600’lü yılların başında yeni bir mezhep daha ortaya çıktı: Püritenler. William Tyndale adlı bir Calvinistin kurduğu bu mezhep, Protestanlıktan daha radikaldi. Katolik mezhebine savaş açmanın da ötesinde, Anglikan kilisesine de savaş açan Püritenlik, İbraniciliğin etkisiyle “Eski Ahit’e yönelme” harekâtıydı ve neredeyse bir Yahudilik akımı gibiydi. Yahudilerden farklı olarak, beklenen Mesih’in İsa olduğuna inanıyorlardı. Yine de Yahudiler onları, “Judaizers” (Yahudiciler, Yahudi sempatizanları, Yahudi olmadıkları halde Yahudilik için mücadele edenler) şeklinde tanımlıyordu.

Devlet ve kilise hakkında sert eleştiriler yönelttikleri için, İngiliz kralının baskısına uğrayınca, 1620 yılında iki büyük Püriten topluluk İngiltere’den ayrıldı. Bir kısmı ABD’nin kuzey kısmına, diğer kısmı Amsterdam’a göç etti. Kalanlar ise İngiltere kralı ile silahlı mücadele için sıkı bir örgütlenmeye girdiler. “New Model Army” (Yeni Model Ordu) adını verdikleri bir birlik kurdular. Bu birlik 1640’larda kralın ordusuyla baş edecek güce ulaştı. Başlarında Oliver Cromwell adlı genç bir asker vardı. Cromwell’in Püriten ordusu, 1649’da Kral I. Charles’ı devirdi ve bir Püriten Cumhuriyeti kuruldu.

İngiltere kralı I. Edward’ın 1292 yılında, “halkı tefecilikle soydukları ve sahte para bastıkları için” İngiltere’den sürdüğü Yahudiler, Cromwell döneminde 1655 yılında tekrar İngiltere’ye giriş yaptılar.

İngiltere’deki Püritenler ile ABD’ye göç eden Püritenler, bulundukları ülkenin yapılanmasında önemli roller üstlendiler. Özellikle ABD’nin kuzeyine göç eden Püritenler, Amerika’nın ilk önemli yerleşim birimini oluşturdular ve ABD’nin meşhur Kızılderili katliamlarını gerçekleştirdiler.

“New England’daki ilk büyük soykırım hareketlerinden biri, 1637’de Pequot Kızılderilileri’nin yok edilmesiydi. Sömürgeci Püritenlerin, uyguladıkları bu vahşeti göklere çıkaran resmi açıklamaları ise şöyleydi: ‘Yeryüzü cennetinde Tanrı’nın istemediği bu Pequot yerlileri temizlendi. Öyle ki, şükürler olsun, artık Pequot ismi taşıyan kimse kalmadı.’ (…) Kızılderilileri vahşi köpeklerle avlıyor, kadınlarını ve çocuklarını katlediyor, ekinlerini yağmalıyorlardı. Bir de Kızılderililere battaniye satıyorlardı. Ama üzerlerinde çiçek hastalığı mikrobu enjekte edilmiş olan battaniyeler!.. ” (Yıl 501: İşgal Hala Sürüyor, Noam Chomsky)

Tapınakçılığın başlattığı hareketler, ABD ve Kuzey Avrupa ülkelerinin geleceğini şekillendirecek boyutlara ulaşmıştı. 1300’lü yıllarda ‘yok edilen’ Tapınak Şövalyeleri, üç yüzyıl sonra, dünyayı yönlendiren ‘gizli ve görünmeyen yöneticileri’ konumuna gelmişti. 17. ve 18. yüzyıllarda ise, Hümanizm, Gül-Haçlar, Masonluk, Protestanlık, Yahudilik, Kabalacılık, Püritenlik, Reformculuk, Aydınlanmacılık vs. gibi çeşitli isimlerde oluşturulan akımlarla, dünyayı bir ağ gibi donatmışlardı.

ABD’nin Başkan’ı lobilerin Başkan’ı

ABD’nin kuruluşunda da söz sahibi oldukları için, bütün kurumların en tepesinde yer aldılar. Lobiler, iş adamları, partiler, medya, sinema sektörü onların hakimiyetinde olduğu için, var olan iki partiden seçilen kim olursa olsun onlara hizmet etmek zorunda kalıyor. Başka türlü var olma şansları yok gibi. Halk sadece iki partiye oy veriyor ama seçilenler gizli ama etkin güçlerin tesirinde kalıyor.

Hangi partiden başkan seçilirse seçilsin, halkın değil, İsrail’in, Yahudilerin yönettiği lobilerin Başkan’ı olarak seçilmiş oluyor.

Bunun böyle olduğu dünyada yeni yeni fark ediliyor.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.