İSTANBUL (Medyascope, Ajanslar) – Avrupa kurumlarının Türkiye raportörleri, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’ye hitaben ortak bir mektup kaleme aldı. Avrupalı raportörlerden Türkiye’ye yazılan ortak mektupta, yerel demokrasiyi etkileyen gelişmelerden duyulan endişe dile getirildi, seçilmiş temsilcilerin tutuklu yargılanması ve kayyumlar bağlamında “insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü” vurgusu yapıldı.
Haberin özeti:
- Avrupalı raportörlerden Türkiye’ye ortak bir mektup yazıldı ve yerel demokrasi üzerindeki endişeler vurgulandı. Mektupta, Türkiye’de seçilmiş temsilcilerin tutuklanması ve kayyumlar konusuna dikkat çekildi.
- Raportörler, Türkiye’nin demokratik taahhütlerini yerine getirmesi için destek vermeye hazır olduklarını ifade etti.
- Mektupta, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu yargılanması ve bunun demokrasiye etkisi ele alındı.
- Türkiye, Avrupa kurumlarının eleştirilerine katılmadığını ve raporları taraflı bulduğunu belirtiyor.
Avrupalı raportörler Türkiye raportörleri, Türkiye’de yerel demokrasiyi etkileyen gelişmelere ilişkin ortak bir mektup kaleme aldı. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’ye hitaben yazılan mektupta, Avrupa kurumlarının Türkiye ile işbirliğinin demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi ortak değerlere dayandığı belirtildi.
Mektupta, bu değerlerin Türkiye ile sürdürülen ilişkilerin temelini oluşturduğu vurgulandı ve “ülkenizdeki yerel demokrasiyi etkileyen son gelişmelerle ilgili ortak endişelerimizi dile getirmek ve bu sorunların üstesinden gelmek için nasıl birlikte çalışabileceğimizi görüşmek amacıyla size ortaklaşa sesleniyoruz” denildi.

“Seçmenlerin temsilcilerini özgürce seçme hakkı zedeleniyor”
Mektupta, İBB Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu yargılanmasında ikinci yıla girildiği ve Türkiye’de muhalefete bağlı birçok yerel seçilmiş temsilcinin uzun süredir tutuklu bulunduğu hatırlatıldı.
Avrupa kurumlarının temsilcileri, mevcut durumun yalnızca seçilmiş siyasetçileri değil, seçmen iradesini de etkilediğini belirtti. Mektupta, “Mevcut durum, seçmenlerin temsilcilerini özgürce seçme hakkını zedeleyerek genel olarak demokrasiyi zayıflatmaktadır” ifadesine yer verildi.
İmzacılar, bu konudaki endişelerin Türk yetkililerle yürütülen siyasi diyalog aracılığıyla sistematik olarak dile getirildiğini de vurguladı.
“Türkiye’nin demokratik taahhütlerini yerine getirmesine destek vermeye hazırız”
Ortak mektupta, demokrasi, adalet ve insan hakları gibi temel ilkelere bağlılık ile seçilmiş temsilcilerin tutuklu yargılanması konularında diyaloğu sürdürmeye hazır olunduğu belirtildi.
İmzacılar, “Avrupa Konseyi üyesi ve Avrupa Birliği’nin stratejik ortağı olan Türkiye’nin demokratik taahhütlerini yerine getirmesine daha fazla destek vermeye hazırız” mesajını verdi.
Mektup, “süregelen zorlukların üstesinden birlikte gelerek, Türkiye’de demokratik ilke ve değerlerin korunmasında somut ve sürdürülebilir ilerlemeler kaydedilebileceği” inancıyla kaleme alındı. İmzacılar, “ortaklık ruhu ve ortak sorumluluk bilinci içinde” iş birliğinin sürmesini beklediklerini belirtti.
Mektupta kimlerin imzası var?
Mektupta, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türkiye Raportörleri Lord David Blencathra ve Yves Cruchten, Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’nden Bryony Rudkin, Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor ve Avrupa Bölgeler Komitesi Türkiye Çalışma Grubu Başkanı Jelena Drenjanin’in imzaları bulunuyor.
Avrupa kurumları, Türkiye’de insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü alanındaki gelişmelere ilişkin zaman zaman raporlar, kararlar ve mektuplar yayımlıyor. Ancak bu mektubu farklı kılan unsur, farklı Avrupa kurumlarının aynı konuda ortak hareket etmesi.
Özellikle Avrupa Konseyi ve bağlantılı kurumların Avrupa Parlamentosu’yla aynı girişimde buluşması, sık rastlanan bir durum değil. Bu nedenle mektup, kurumsal kimlikleri farklı olsa da Avrupa kurumlarının Türkiye’de yerel demokrasi ve hukukun üstünlüğü başlıklarında benzer kaygılar taşıdığını göstermesi açısından önem taşıyor.
Kayyumlar da Avrupa kurumlarının gündeminde
Türkiye’de yerel yöneticilere yönelik tutuklamalar ve görevden almalar, Türkiye’nin üyesi olduğu Avrupa Konseyi ile aday ülke olduğu Avrupa Birliği kurumları tarafından yakından izleniyor.
Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi, Mart 2025’te Türkiye’de demokratik olarak seçilmiş belediye başkanlarının yerine hükümet tarafından atanan kayyumların getirilmesini eleştirmişti.
Kongre, seçilmiş yerel ve bölgesel temsilcilerin çalışma koşullarının kötüleştiğine dair işaretler bulunduğunu belirtmişti. Muhalefet partilerine mensup belediye başkanlarının terör ve yolsuzluk gerekçesiyle görevden uzaklaştırılması, tutuklanması ve yargılanmasının temel özgürlükler ile hukukun üstünlüğünü zayıflattığı değerlendirmesi de Kongre’nin raporlarında yer almıştı.
Kongre, İmamoğlu’nun tutuklanmasının siyasi baskı unsurları taşıdığı görüşünü de dile getirmişti.
Avrupa Parlamentosu raporunda da yerel demokrasi vurgusu var
Avrupa Parlamentosu’nun mayısta yapılacak oylamayla nihai halini alması beklenen Türkiye Raporu taslağında da Türkiye’de yerel demokrasinin kötüye gitmesinden ciddi endişe duyulduğu vurgulanıyor.
Mektubun imzacılarından Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor, şubat ayında Türkiye Raporu taslağının görüşüldüğü AP oturumunda, AB Komisyonu ve AB Konseyi’ni Türkiye’deki “demokratik gerilemeye” karşı sessiz kalmakla eleştirmişti. Amor, bu sessizliğin AB’nin imajına zarar verdiğini söylemiş ve “Türkiye’deki Avrupa ve demokrasi yanlısı sivil toplumu kaybediyoruz” demişti.
Türkiye eleştirileri reddediyor
Türkiye, insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü alanlarında Avrupa kurumlarından gelen eleştirilere katılmıyor. Ankara, bu başlıklardaki rapor ve değerlendirmeleri çoğu zaman “objektif olmaktan uzak”, “haksız”, “temelsiz” ya da “asılsız” olarak nitelendiriyor.
Dışişleri Bakanlığı, AB Komisyonu’nun geçen yıl 4 Kasım’da yayımladığı Türkiye Ülke Raporu’na verdiği yanıtta, raporun yargı ve temel haklar ile iç siyasi gelişmelere ilişkin bölümlerinde “taraflı, ön yargılı ve mesnetsiz iddialar” bulunduğunu savunmuştu.
Avrupa Parlamentosu’nun son Türkiye Raporu’na 7 Mayıs 2025’te verilen tepkide de benzer bir tutum sergilenmiş ve Ankara, rapordaki değerlendirmeleri “asılsız” olarak nitelendirmişti.







