İSTANBUL (Medyascope) – Zeytin Dalı’nda bu hafta Müge İplikçi konuğu çevirmen Sevcan Kence ile 2026 Uluslararası Booker Ödülü finalisti “Geriye Kalan Kadın” romanının neden bu kadar konuşulduğunu değerlendirdi. Programda, Arnavutluk’taki Burneş (Yeminli Bakire) geleneği, kadın kimliği, ataerkil toplum yapısı, toplumsal cinsiyet rolleri ele alındı.
Videonun özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Müge İplikçi, Arnavutluk’taki yeminli bakire geleneği ve 2026 Booker finalisti ‘Geriye Kalan Kadın’ romanını değerlendiriyor.
- Sevcan Kence, romanın ataerkil toplumsal yapıyı ve kadın kimliğini nasıl ele aldığını vurguladı.
- Yeminli bakire geleneği, kadınların erkek kimliğine bürünmesini zorunlu kılıyor.
- Romanda kadının varlığı, toplumda erkeklerin karar alma otoritesi altında görünmez kılınıyor.
- ‘Geriye Kalan Kadın’, kimlik ve özgürlük temalarını güçlü bir şekilde işliyor.
Zeytin Dalı’nın bu bölümünde Müge İplikçi, konuğu çevirmen Sevcan Kence ile 2026 Uluslararası Booker Ödülü finalisti “Geriye Kalan Kadın” adlı romanı ele aldı.
“Kadının adı yok, kendisi de yok”
Romanın merkezinde Batı Balkanlar’da görülen “yeminli bakire” geleneğine değinen Kence, Arnavutluk’un dağlık bölgelerinde kökleri çok eskiye dayanan bu geleneğin, kadınların erkek kimliğine bürünerek aile içindeki erkek rolünü üstlenmesine dayandığını şöyle anlattı:
“Bu gelenekte ailede tek kalan kadın ya da bu seçimi yapmak zorunda kalan kadın, erkek kimliğine bürünüyor. Görüntüsüyle, giysisiyle, konuşmasıyla, sigara içmesiyle tamamen erkek gibi yaşamaya başlıyor. Hatta bazıları yüzünü tıraş ediyormuş ki zamanla sakal çıksın. Ailenin geçimini sağlamak, karar almak, dış dünyayla ilişki kurmak onun görevi oluyor. Bu gelenek çok eskiye, 15. Yüzyıla kadar gidiyor.”
Bu yapının çok sert bir ataerkil düzen üzerine kurulduğunu vurgulayan Sevcan Kence, “Kadının adı yok zaten. Hatta kendisi de yok. Kadın görünmez bir şekilde yalnızca çocuk doğuran, ev işlerini yapan, ailenin namusunu taşıyan biri olarak var. Ama karar alan, konuşan, hayatı yöneten hep erkekler. Tamamen erkek dünyası. Kanun ne derse o oluyor. İnsanlar kişi olarak, birey olarak yok, sadece kanun var” dedi.

Kitap tanıtım bülteni
Dağların arasında, yüzyıllardır değişmeyen kuralların hüküm sürdüğü küçük bir dünyada, kadın olarak doğmak bir kaderdir. Bu kader sessizlikle, itaatle ve görünmezlikle yazılır. Bekià bu kaderi reddeder.
Kendi iradesiyle “ostaynitsa” olur, yani bir kadın olarak doğup erkek kimliğini seçer. Bu seçim, ona özgürlük vadederken geride bıraktığı her şeyi siler: adını, bedenini, geçmişini. Artık başka biri olarak yaşamak zorundadır.
Parçalanmış zamanın, kesik nefeslerin ve suskunlukların içinden anlatılan bu hikâye, yalnızca bir dönüşüm değil, insan olmanın sınırlarına dair bir iç hesaplaşmadır. Gelenek ile özgürlük, beden ile kimlik, kalmak ile gitmek arasında sıkışmış bir hayatın yankısı. Bekià’nın hikâyesi, gelenek, özgürlük, beden, kimlik ve aidiyet ekseninde hem kadim dünyanın hem de modern hayatın ortak çatışmalarını gözler önüne seriyor.
Geriye Kalan Kadın, Rene Karabash’ın şiirsel ama sert diliyle; modern dünyada kimlik, cinsiyet ve varoluş üzerine derin, rahatsız edici ve unutulması zor bir roman.
“Faulknervari bir yoğunluk var… Anlatı ile şiirsel bir yakarış arasında gidip gelen, yer yer Grand Guignol’u andıran çarpıcı bir atmosfer kuruyor.”








