İSTANBUL (Medyascope) – Ekim 2019’da Bağdat sokaklarını ve Irak’ın dört bir yanını saran protesto dalgası, yalnızca bir anlık öfke patlaması değildi. Bu isyan, 2003’teki ABD işgalinin ardından vaat edilen “yeniden inşa” hayallerinin, milyarlarca dolarlık devasa bütçelere rağmen nasıl sistematik bir yolsuzluk çarkında öğütüldüğünün dışavurumuydu. 16 yılı aşkın süredir adaletsizlik ve yoksullukla mücadele eden Irak halkı, kağıt üzerinde var olan ancak gerçekte hayalet projelere dönüşen vaatlerin hesabını soruyor.

“Patlamalı bütçeler” ve kayıp 300 milyar dolar
Irak’ta Nuri el-Maliki’nin başbakanlık koltuğunda oturduğu 2006-2014 dönemi, ülkeye milyarlarca dolarlık petrol gelirinin aktığı bir “finansal bolluk” dönemi olarak tarihe geçti. Hükümet, tarımdan ulaşıma, konuttan eğitime kadar devasa bütçeler açıkladı. Yalnızca tarım için 18 milyar dolar, konut için 25 milyar dolar ve okullar için 4 milyar dolar tahsis edildiği duyurulmuştu.
Ancak aradan geçen yaklaşık 15 yılın ardından ortaya çıkan tablo, eşine az rastlanır bir israfı gözler önüne seriyor. Resmî rakamlara ve sivil gözlemcilerin raporlarına göre, 2004’ten bu yana değeri 300 milyar doları aşan 9 binden fazla proje durmuş veya tamamen aksamış durumda. Iraklı Bir Sivil Gözlemci ve Analist operasyonlara ilişkin şunları söylüyor:
“Bu projelerin %90’ı herkesin bildiği açık yolsuzluk projeleridir. Buradaki amaç, kamu fonlarını israf etmek ve Iraklı yetkililerin kendi partilerine bağlı şirketler kurmasını sağlayan bu projeler aracılığıyla Irak halkının paralarını çalmaktı.”
Çarpıcı vakalar: Sistem nasıl çöktü?
2015’te Haydar el-İbadi hükümeti döneminde alınan ve akıbeti belirsiz projelerin çözümünü hedefleyen 347 Sayılı Karar, aslında sistemdeki çürümenin boyutlarını belgeleyen bir itiraf niteliğindeydi. Bu dönemin en çok tartışılan iki projesi, yolsuzluğun anatomisini net bir şekilde ortaya koyuyor: Bağdat Belediyesi yetkilileri Ordu Kanalı’ndaki fiyaskoyu hava muhalefeti ve siyasi çatışmalarla gerekçelendirmeye çalışırken, Mali Denetim Divanı yasaların ve şeffaflık ilkelerinin açıkça ihlal edildiğini raporluyor.

Cezasızlık sarmalı ve gelecek beklentisi
Eski Başbakan el-İbadi döneminde 5 bin yetkilinin Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu’na sevk edildiği ve 300’ü hakkında yargı kararı çıkarıldığı açıklanmış olsa da sahada değişen pek bir şey yok. Zikar Vilayet Meclisi’nden gelen raporlar, yıkılan okulların dosyalarının Başbakanlık ve Dürüstlük Komisyonu’na iletilmesine rağmen yıllardır hiçbir somut adım atılmadığını gösteriyor.
Siyasi elitlerin kendi kurdukları yandaş şirketler aracılığıyla kamu ihalelerini paylaştığı bu sistem, Irak halkını milyarlarca dolarlık bütçelerin gölgesinde yoksulluğa mahkûm etmeye devam ediyor. Sokaklardaki öfke dinmeden, Irak’ın bu yapısal yolsuzluk sarmalından nasıl çıkacağı ise belirsizliğini koruyor.
Habere temel oluşturan en çarpıcı unsur, Irak’ın milyarlarca dolarlık bütçesinin sadece siyasi hırslarla değil, kurumların tamamen işlevsizleştirilmesiyle buharlaşmış olması. Bu noktada, ülkenin en köklü denetim mekanizması olan Mali Denetim Divanı’nın raporları, yolsuzluğun idari bir rutin haline geldiğini kanıtlıyor.
Divan’ın “Ordu Kanalını Geliştirme Projesi” üzerine yaptığı inceleme, devlet yapısının nasıl bypass edildiğinin adeta bir el kitabı niteliğinde. Rapora göre, Bağdat Belediyesi projeyi hayata geçirirken herhangi bir teknik veya ekonomik fizibilite etüdü hazırlama gereği duymamış. Daha da vahimi, milyonlarca dolarlık bu ihale, açık ve şeffaf bir rekabet ortamı yaratılmadan, doğrudan Arap Müteahhitler (el Mokavilun el Arab) adlı şirkete teslim edilmiş. Bu durum, bürokrasinin denetim ilkelerini nasıl görmezden geldiğini ve usulsüzlüğü nasıl meşrulaştırdığını açıkça gösteriyor.
Siyasi itirazlar ve koruma kalkanı
Belediye yetkililerinin bu devasa başarısızlığı “hava muhalefeti” ya da “finansal kaynak yetersizliği” gibi bahanelerin arkasına sığınarak savunmaya çalışması, aslında siyasi koruma kalkanına olan güvenlerinden kaynaklanıyor. Sorumluların “olayın bir kısmının teknik, büyük kısmının ise siyasi bir çatışma” olduğunu itiraf etmesi, kamu bütçesinin partiler arası güç savaşlarında bir ganimet olarak kullanıldığının resmi beyanı gibi.
Eski Başbakan Haydar el-İbadi’nin 5 bin yetkiliyi Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu’na sevk ettiğini ve bunlardan 300’ü hakkında yargı kararı çıkarıldığını gururla açıklaması da sahadaki gerçeği değiştirmeye yetmiyor. Çünkü sistem, en alt kademedeki memurları cezalandırırken, milyarlarca dolarlık ihaleleri paravan şirketlerine aktaran üst düzey aktörlere dokunmuyor.
“Dosyanın tamamını Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu’na ve Başbakanlığa sunduk… Ancak şu ana kadar bize ulaşan hiçbir şey olmadı.”
Vilayet meclislerinden yükselen bu ses, Mali Denetim Divanı ve Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu gibi Irak’ta yargı ve denetim kurumlarının hazırladığı raporların, siyasi elitlerin ördüğü dokunulmazlık duvarını aşamadığını gösteriyor. Kâğıt üzerinde çalışan hukuk mekanizması, sokakta enkaz halinde duran 1.700 okulun ve yok olan 300 milyar doların hesabını sormakta yetersiz kalıyor.








