İslam Özkan yazdı: Yaklaşan kıyamet ve ilk küresel hiper savaşın görünmez yüzü

İnsanlık tarihi, savaşın doğasını kökünden değiştiren teknolojik sıçramalarla doludur. Barutun icadı, uçakların gökyüzünü savaş alanına çevirmesi veya nükleer silahların getirdiği dehşet dengesi… Ancak 28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı ABD ağzıyla müşterek harekat -gerçekte ise ortak saldırı-, bu tarihsel sıçramaların belki de en ürkütücüsüne sahne oldu. Bugün Ortadoğu’da tanık olduğumuz şey geleneksel bir savaş değil, tarihin ilk gerçek “hiper savaşı”. Bu savaşta tetiği çeken parmaklar etten ve kemikten değil. Silikon çiplerden, devasa veri setlerinden ve ahlaki pusulası olmayan yapay zekâ algoritmalarından oluşuyor.

ABD Merkez Komutanlığı’nın (CENTCOM) verilerine göre, “Epic Fury Operasyonu”nun sadece ilk gününde İran topraklarında 1.000’den fazla hedef vuruldu. Nisan ayına gelindiğinde bu sayı 13 bini aşmıştı. Karşılaştırmak gerekirse, bu rakam 2003’teki Irak işgalinin ilk gününde vurulan hedeflerin neredeyse iki katı. Peki, bu eşi benzeri görülmemiş hız ve isabet sağlanırken, nasıl başarısız olundu? İran’ın Hürmüz Boğazı kozu ve Küresel enflasyona ayar verme gücü, aradaki asimetrik güce rağmen ABD’yi nasıl çaresiz bıraktı?

ABD elinde “Project Maven” ve onun sinir merkezi olan Maven Akıllı Sistemleri’nin sağladığı çok büyük isabet oranı kaydedebilme imkanını elinde tutuyor. Ancak sorun şu ki, bu kadar yüksek isabet oranı ve en son AI teknolojisi kullanılmasına rağmen ABD-İsrail ittifakı istediğini elde edemedi. Hepsinden önemlisi, çok sayıda masum sivil hayatını kaybetti.

Yaklaşan kıyamet ve ilk küresel hiper-savaş'ın görünmez yüzü
Yaklaşan kıyamet ve ilk küresel hiper savaşın görünmez yüzü

Karar verme sürecinin ölümü: 3.6 saniyede bir hedef

Askeri doktrinlerde “öldürme zinciri” (kill chain) olarak bilinen bir kavram vardır. Bu, bir hedefin istihbaratla tespit edilmesi, doğrulanması, vurma kararının verilmesi ve imha edilmesi sürecini kapsar. Eskiden günler, haftalar süren bu zincir, 2026 İran savaşında saniyelere inmiş durumda. ABD ordusu, MSS sayesinde saatte bin taktiksel karar alma, yani her 3.6 saniyede bir hedef belirleme kapasitesine ulaştı. CENTCOM komutanı Amiral Brad Cooper’ın da açıkça itiraf ettiği gibi, eskiden günler süren süreçler artık göz açıp kapayıncaya kadar tamamlanıyor.

Ancak bu insanüstü hızın ardında karanlık bir teknolojik savaş dönüyor. Pentagon, sistemi başlangıçta Anthropic şirketinin “Claude” adlı yapay zekâ modeliyle çalıştırıyordu. Ancak Anthropic, sistemlerinin otonom silahlarda ve kitlesel sivil gözetimde kullanılmasına etik gerekçelerle itiraz edip ABD Savunma Bakanlığı ile ters düşünce, Amerikan hükümeti görülmemiş bir adım atarak kendi ülkesinin şirketini ulusal güvenlik riski ilan etti. Boşalan koltuğa ise anında Elon Musk’ın xAI şirketine ait “Grok” modeli oturtuldu. ABD Adalet Bakanlığı belgelerine göre Grok, sadece 96 saat içinde 2 bin farklı hedefe 2 bin mühimmat fırlatılmasını sağlayan ana zekâ oldu. İşin daha da çarpıcı boyutu, ABD hükümetinin, Grok’u besleyen ve çoğunlukla siyahi Amerikalıların yaşadığı Memphis’teki devasa veri merkezlerinin yarattığı çevre kirliliğini (gaz türbinleri aracılığıyla), “ulusal güvenliği ve askeri operasyonları korumak” adına mahkemelerde agresif bir şekilde savunmasıydı. Savaş, sadece sınır ötesinde değil, kendi vatandaşının soluduğu havada da maliyet yaratıyor.

“İnsan olarak sıfır değerim vardı”

Yapay zekânın hızı, askeri yetkililer tarafından bir övünç kaynağı olarak sunulurken, savaşın faturası sivil halka kesiliyor. İsrail ordusunun Gazze’de test edip kusursuzlaştırdığı “Lavender” ve “The Gospel” (Habsora) gibi yapay zekâ sistemleri, İran’da çok daha geniş bir coğrafyada kullanılıyor. Lavender’ın bir dönem 37 bin kişilik potansiyel insan hedefi listesi oluşturduğu biliniyor. İsrailli istihbarat subaylarının itirafları, bu sistemlerin yarattığı ahlaki çöküşü gözler önüne seriyor: 

“Her bir hedef için 20 saniye harcıyordum. İnsan olarak sıfır değerim vardı, sadece bir onay damgasıydım. Makine bunu soğukkanlılıkla yapıyordu ve bu işleri kolaylaştırıyordu.”

Bunun en acı sonuçlarından biri, 28 Şubat’ta İran’ın güneyindeki Minab kentinde yaşandı. “Şecere-i Tayyibe Kız İlkokulu”na düzenlenen ABD hava saldırısında 175 çocuk hayatını kaybetti. Yapay zekâ okulun bulunduğu yerleşkenin 2016 yılına kadar İran Devrim Muhafızları’na ait bir üsle aynı alanı paylaştığı yönündeki “güncel olmayan” istihbarat verisine dayanarak hedef seçmişti.

Google Haritalar’da bile okul olarak işaretlenmiş, aktif bir web sitesi olan bir bina, saniyede yüzlerce veriyi işleyen devasa bir algoritmanın güya “kusursuz” hesaplamasında bir hata payı olarak kül oldu. ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in, operasyonları tanımlarken kullandığı Yumuşak bir yasallık değil, maksimum öldürücülük peşindeyiz sözleri, algoritmaların merhamet barındırmayan doğasıyla birleştiğinde sivil kayıpların neden bir anomali değil, sistemin doğal bir sonucu olduğunu kanıtlıyor. Devrim Lideri Hamaney’i kızının evinde nokta atışıyla vuran, Hamas lideri İsmail Heniyye’yi ikamet ettiği devasa lojmanlar içerisindeki binaya ait bir odada seçip öldürebilen yapay zekâ, ne hikmetse binlerce çocuğun okuduğu okulu fark edememişti.

Yaklaşan kıyamet ve ilk küresel hiper savaşın görünmez yüzü

Asimetrik yanıt: Yapay zekâ fabrikasını vurmak

Bu teknolojik kuşatmaya karşı İran cephesi eli kolu bağlı beklemiyor. İran, ABD’nin devasa veri işleme kapasitesine sahip olmasa da asimetrik ve bilişsel savaşın yeni kurallarını yazıyor. Sosyal medyayı güçlü ve duygusal içeriklerle doldurarak başarılı bir propaganda stratejisi belirleyen İran, yapay zekânın “bedenini” vurarak çok daha fiziksel ve sarsıcı bir strateji izliyor.

Bulut sistemleri ve algoritmalar, okyanus altı kablolara, enerji hatlarına ve devasa sunucu tarlalarına muhtaç. İran’ın, Bahreyn ve BAE’deki Amazon AWS veri merkezlerine düzenlediği saldırılar, savaşın yönünü değiştiren önemli hamlelerdi. Dahası, İran Devrim Muhafızları, Google, Microsoft, Palantir, Amazon, Nvidia ve IBM gibi teknoloji devlerini “meşru hedef” ilan ederek, Silikon Vadisi’ni doğrudan cephe hattına çekmeyi başardı.

Yaklaşan kıyamet ve ilk küresel hiper savaşın görünmez yüzü

Helyum krizi ve küresel çöküşün eşiği

Ancak bu hiper savaşın en az konuşulan, fakat küresel ekonomiyi en derinden sarsacak boyutu Hürmüz Boğazı’nda yaşanıyor. Savaş ve Katar’ın maruz kaldığı abluka, tüm dünyanın kaderini belirleyen hayati bir kimyasal olan sıvı helyum tedarikini felç etti.

Katar, dünya sıvı helyum üretiminin yüzde 38’ini tek başına karşılıyor. Bu madde, Tayvan ve Güney Kore’deki devasa fabrikalarda üretilen, yapay zekâ devriminin kalbi olan çiplerin üretimi sırasında ve veri merkezlerinin soğutulmasında vazgeçilmez bir öneme sahip. Helyum ihracatının durması, yapay zekâ endüstrisinin üretim zincirini tam anlamıyla boğuyor. Apple, Amazon, Google, Microsoft ve Meta’nın 2030’a kadar yapay zeka altyapısına yapmayı planladığı 1.6 trilyon dolarlık devasa yatırım, Katar’dan çıkamayan helyum gazına ve yükselen enerji fiyatlarına rehin düşmüş durumda.

ABD veri merkezlerinin devasa elektrik tüketiminin, artan doğal gaz fiyatlarıyla birleşmesi Amerikan ekonomisi üzerinde büyük bir baskı yaratırken, bu durum sadece Batı’yı etkilemiyor. Kendi yapay zekâ ekosistemini kuran ve yoğun enerji tüketen Çin de bu durumdan büyük zarar görüyor. Kısacası, İran Savaşı, ABD ve Çin gibi iki süper gücü aynı sıvı helyum ve enerji darboğazında birleştirerek acayip bir ortak kriz yaratıyor.

Yaklaşan kıyamet ve ilk küresel hiper savaşın görünmez yüzü

Gelecek çoktan geldi

2026 ABD-İran Savaşı bize acı bir gerçeği gösterdi. Otonom silahların ve yapay zekânın savaş alanını ele geçirmesi için beklediğimiz o distopik gelecek fütüristik bir senaryo değil, bugünün ta kendisidir. Ukrayna siperlerinde dron sürüleriyle başlayan teknolojik devrim, bugün Ortadoğu’da sivillerin, veri merkezlerinin ve küresel ekonominin üzerine bir karabasan gibi çökmüş durumda.

Aslında konu yeni değil. Netflix’de yıllar önce yayınlanan “Katil Robotlar” adlı bir belgesel var, izlemenizi öneririm. Yapay zekânın gelişiminin yanı sıra bunun yıkıcı alanlarda şimdiye kadar nasıl kullanıldığını ve bundan sonra da nasıl kullanılabileceğini anlatan bir belgesel. Belgesel, yapay zekâ ile çalışan silahların şimdi değil, ABD’nin Afganistan işgali sırasında kullanıldığını anlatıyor. ABD’nin Taliban’ı yenebilmek için milyarlarca dolar yatırım yaptığı yapay zekâ teknolojisinin işlediği katliamın anlatıldığı yapım, gelecekte bizi nasıl bir tehlikenin beklediğini, önlem alınmazsa başımıza gelenlerin bir kıyamet senaryosunu andıracağını ima ediyor.

Öte yandan Palantir gibi şirketler çoktan orduların sinir sistemine sızmış, NATO sözleşmelerine imza atmış durumda. Palantir CEO’su Alex Karp’ın bu dönemi “yeni bir Oppenheimer anı” olarak tanımlaması boşuna değil. Atom bombası nasıl ki İkinci Dünya Savaşı’nın doğasını sonsuza dek değiştirdiyse, yapay zekâ da 2026 İran Savaşı ile savaşın insanlıktan çıkışının nihai ilanı oldu.

Soru artık algoritmaların savaşı ne kadar verimli yöneteceği değil; bu hızın ve verimliliğin karşılığında insanlığımızdan, vicdanımızdan ve masum hayatların 3.6 saniyelik hata paylarından ne kadar vazgeçmeye hazır olduğumuzdur. Görünüşe göre, makinelere çoktan teslim olduk bile.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş