Türkiye’de yapay zekâya yapılan yatırımlar, birçok gelişmiş ülkenin oldukça gerisinde. Yapay zekâyı yalnızca ChatGPT gibi “sohbet robotlarına” indirgediğimizde, bu teknolojide geride kalmanın çok da önemli olmadığı düşünülebilir. Oysa yapay zekâ bundan çok daha geniş bir teknoloji alanını kapsıyor ve insanların hayatına önemli katkılar sunabilecek çok çeşitli uygulamalara sahip. Yapay zekânın en büyük kazanım yarattığı alanlardan biri sağlık. Bilimsel keşiflerden ilaç geliştirmeye, sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesinden doktorların iş yükünün azaltılmasına kadar birçok çarpıcı örnek bulunuyor. Bu yazıda bu örneklerden birkaçını paylaşacağım.

1. AlphaFold: Proteinlerin üç boyutlu yapısını anlamak
Vücudumuzdaki işlevlerin büyük kısmını proteinler yerine getirdiği için proteinler yaşamın temel yapı taşları olarak kabul edilir. Proteinler, dokuların oluşmasını sağlar, kimyasal reaksiyonları gerçekleştirir, hücreler arasında sinyal iletir ve vücudu bakteri ile virüslere karşı korurlar. Canlılarda gerçekleşen neredeyse her biyolojik süreçte kritik rol oynamalarına rağmen, hâlâ birçok proteinin üç boyutlu yapısını bilmiyoruz.
Bir proteini oluşturan amino asitleri ve bunların dizilimlerini belirleyebiliyoruz. Ancak bu bilgi, proteinin nihai üç boyutlu yapısını anlamak için yeterli olmuyor. Çünkü proteinler, amino asit zincirlerinin katlanarak kendilerine özgü üç boyutlu bir şekil almasıyla oluşuyor. Hem amino asit dizilerinin hem de olası katlanma biçimlerinin sayısı neredeyse sonsuz düzeyde olduğu için, proteinlerin üç boyutlu yapısını tahmin etmek, yakın zamana kadar biyolojinin imkânsız problemlerinden biri olarak görülüyordu.
Google DeepMind tarafından geliştirilen AlphaFold ise derin öğrenme ve yapay zekâ kullanarak bu sorunu büyük ölçüde çözdü. Milyonlarca bilinen proteinin örüntülerini öğrenen AlphaFold, proteinlerin üç boyutlu yapılarını atomik doğruluğa yakın bir hassasiyetle tahmin etmeyi başardı.
Bu yalnızca büyük bir bilimsel atılım değil, aynı zamanda ilaç geliştirme açısından da kritik bir teknoloji. Hastalıklara neden olan bir proteinin üç boyutlu yapısı bilindiğinde, tıpkı bir kilide uygun anahtar tasarlamak gibi, o proteinin belirli bölgelerine bağlanarak etkisini engelleyecek hedefe yönelik ilaçlar geliştirilebiliyor ve daha etkili tedavilerin önü açılıyor.
2. Antibiyotik direnciyle mücadele
Antibiyotiklerin keşfi, enfeksiyon hastalıklarının tedavisinde tıp tarihinin en büyük devrimlerinden birini yarattı. Ancak bugün bunun tam tersine, antibiyotik direnci insan sağlığı için büyük bir tehdit oluşturuyor. Her yıl yaklaşık 700 bin kişi antibiyotiklere direnç geliştirmiş enfeksiyonlar nedeniyle hayatını kaybediyor ve bu sayının 2050 yılına kadar 10 milyona ulaşması bekleniyor.
Sorunun önemli nedenlerinden biri, doktorların çoğu zaman enfeksiyona hangi bakterinin yol açtığını kesin olarak bilemeden geniş etkili antibiyotikler yazmaları. Bu yaklaşım kısa vadede güvenli görünse de uzun vadede bakterilerin direnç geliştirmesini hızlandırıyor.
Stanford Üniversitesi’ndeki araştırmacılar bu soruna yapay zekâ ile çözüm geliştiriyor. Hastaların elektronik sağlık kayıtlarında yer alan geçmiş enfeksiyonlar, laboratuvar sonuçları, daha önce kullanılan antibiyotikler ve tıbbi geçmiş gibi verileri analiz eden yapay zekâ modelleri, her hasta için hangi antibiyotiğin en etkili olacağını tahmin edebiliyor. Binlerce hasta üzerinde yapılan çalışmalarda, yapay zekânın hem daha dar kapsamlı ve hedefe yönelik antibiyotiklerin kullanılmasını sağladığı hem de tedavinin başarısını koruduğu görüldü. Böylece gereksiz yere güçlü antibiyotik kullanımını azaltırken, hastaların doğru tedavi alma olasılığını da artırıyor.
3. Doktorların idari yükünün azaltılması
Sağlıkta yapay zeka yalnızca hastalıkların teşhis ve tedavisini geliştirmiyor; aynı zamanda sağlık çalışanlarının üzerindeki idari yükü de azaltıyor. Doktorların önemli bir kısmı zamanlarını hasta muayenesinden çok elektronik sağlık kayıtlarını doldurmak ve klinik notlar yazmak gibi bürokratik işlere ayırıyor. Yapay zekâ destekli “ortam dinleme” (ambient documentation) sistemleri, doktor ile hasta arasındaki görüşmeyi dinleyerek muayene notlarını otomatik olarak hazırlıyor ve doktorun yalnızca son kontrolü yapmasını sağlıyor.
Harvard’a bağlı Mass General Brigham ve Emory Healthcare’de 1.400’den fazla doktor üzerinde yapılan bir araştırma, bu teknolojilerin doktor tükenmişliğini önemli ölçüde azalttığını ve doktorların mesleki tatminini artırdığını gösterdi. Hekimler aynı zamanda hastalarıyla daha fazla göz teması kuruyor ve mesai sonrası evrak işleri yerine ailelerine zaman ayırabiliyor. Bu da hem sağlık çalışanlarının çalışma koşullarını iyileştiriyor hem de hastaların daha kaliteli sağlık hizmeti almasına katkıda bulunuyor.
Kısacası, yapay zekâ yalnızca sohbet robotlarından ibaret değil; aynı zamanda bilimsel keşifleri hızlandıran, yeni tedavilerin geliştirilmesini sağlayan ve sağlık hizmetlerini daha etkili hâle getiren büyük ölçekli bir teknoloji. Bu nedenle yapay zekâ yarışında geride kalmak, yalnızca teknolojik rekabette değil, toplumun sağlık ve refahını artıracak fırsatlarda da geride kalmak demek.










