Ruşen Çakır yorumladı: Fethullah Gülen’den geriye neler kaldı?

İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, 15 Temmuz’un 10. yılında FETÖ’nün bugünkü durumunu ve darbe girişiminin Türkiye’ye bıraktığı siyasi ve toplumsal etkileri değerlendirdi.

Videonun özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Ruşen Çakır, Fethullah Gülen’in etkilerini ve 15 Temmuz sonrası durumu değerlendirdi.
  • Çakır, Fethullahçı yapılanmanın amacının devletin kritik kurumlarını kontrol etmek olduğunu vurguladı.
  • En büyük zararı bu yapıya inanan sıradan insanlar gördü; bu durum onarılamaz bir felaket bıraktı.

Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, “Fethullah Gülen’den geriye neler kaldı?” başlıklı yayında 15 Temmuz’un Türkiye’de bıraktığı etkileri değerlendirdi. Çakır, Fethullahçıların Türkiye’de toplumsal meşruiyetini tamamen kaybettiğini ancak hareketin özellikle yurtdışında varlığını sürdürdüğünü söyledi ve darbe girişiminin başarısız olmasının ardından Türkiye’de olağanüstü hal (OHAL) uygulamalarıyla birlikte otoriterleşmenin kurumsallaştığını savundu.

Ruşen Çakır, 15 Temmuz gecesinde Medyascope’un da FETÖ bağlantılı yayın organlarıyla birlikte erişime engellendiğini, yanlışlığın kısa sürede fark edilmesiyle yasağın kaldırıldığını anlatarak, o dönemi “en zor günlerden biri” olarak nitelendirdi.

Darbe girişiminin başarısız olmasının Türkiye açısından önemli olduğunu belirten Çakır, buna rağmen sonrasında yaşanan gelişmelerin siyasi iktidarın olağanüstü yetkiler kullanmasına zemin hazırladığını ifade etti.

Fethullah Gülen'den geriye neler kaldı?
Fethullah Gülen’den geriye neler kaldı?

“Ona inanan sıradan insanların hayatını kararttı”

Fethullah Gülen’in kurduğu yapının dışarıdan bakıldığında sosyal bir hareket gibi görünse de, çekirdeğinde devleti ele geçirmeyi hedefleyen gizli bir yapılanma bulunduğunu söyleyen Çakır, örgütün gerçek amacının devletin kritik kurumlarını kontrol etmek olduğunu ifade etti:

“Fethullah Gülen pekâlâ Abdullah Öcalan’ın yaptığına benzer bir şeyi, hatta çok daha kolayını yapabilirdi. Örgütünü feshedebilirdi, ‘Dağılın, bu iş bitti’ diyebilirdi. İnsanları serbest bırakabilirdi. Ama bunu yapmadı. Son ana kadar insanlara hem bu dünyada hem de öbür dünyada birtakım cennetler vaat etti. ‘Sıkın dişinizi, geliyoruz’ dedi ama hiçbir yere gidemediler. Bugün insanlar zaten çok yorulmuş durumda. Özellikle çocukları kendilerini adeta sıkışmış hissediyor. Yurtdışında yaşayanların imkânları belki biraz daha fazla, bulundukları ülkelerde kendilerine doğrudan dokunulmuyor olabilir. Ama biliyoruz ki MİT onları birçok ülkede takip ediyor, bununla ilgili çok sayıda haber de çıkıyor. Daha önemlisi, çocuklarının artık Türkiye’deki bu dünyayla neredeyse hiçbir bağı kalmadı.”

Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.

Dile kolay, 10 yıl olmuş. Medyascope 1 yaşındaydı ve en zor günlerimizden birisini 15 Temmuz zamanında yaşadık. Şöyle ki Fethullahçı birtakım yayın organları ile birlikte Medyascope‘a da yasak geldi. Neye uğradığımızı şaşırmıştık ve sonra yaklaşık 15 saat içerisinde yaptıklarının yanlış olduğunu anlayıp tekrar bizim erişim engelimizi kaldırmışlardı. O günler zor günlerdi. Özellikle ilk gün zordu; o köprüde, Boğaziçi Köprüsü’ndeki olay — şimdi 15 Temmuz, adı öyle oldu — Meclis’te yaşananlar, başka yerlerde yaşananlar ve aradan geçen bir 10 yıl… Bu arada tabii ki Türkiye’de birçok şey değişti. Ve Fethullahçıların bu girişiminin ardından Türkiye daha da otoriterleşti, otoriterlik kurumsallaştı ve Fethullahçılar, Fethullah Gülen’in kendisi Türkiye’ye böyle bir miras bıraktı. Kendisi orada başarılı olsaydı ne olurdu, herhalde çok daha kötüsü olurdu diye düşünüyorum. Ama bir şekilde olmadı. Çok şükür ki olmamış. Fakat o zemin, onların yarattığı zemin Türkiye’de birçok şeyi siyasi iktidarın meşru bir şekilde yapabilmesine imkân tanıdı. Olağanüstü hâl rejimi, yasaklar… İşten çıkartmalar, gözaltılar, tutuklamalar, yüzlerce binlerce kişi, ülkeden kaçanlar…

Bunların hepsi Fethullahçı mıydı? Yani şöyle söylemek lâzım: Bu hareket esas olarak sosyal bir hareket; okulları, dershaneleri, işte medyası vesairesi ile sosyal bir hareket ama aynı zamanda bir istihbarat örgütü gibi yasa dışı yönü olan bir hareket, ikisi iç içe. Esas olan, dışarıdan baktığında insanlar bunu sosyal hareket olarak algılıyordu. Ama hareketi biraz bilenler, yakından takip edenler hareketin esas kalbinin o yasa dışı yapılanma olduğunu biliyorlardı. Bunlardan birisi de bendim. Ve o sosyal görüntüyü anlamaya çalışarak tabii ki ama esas olarak bunun arkasındaki yapıyı, Fethullah Gülen’in o kafasındaki organizasyonu, adım adım ilmek ilmek gerçekleştirdiği o organizasyonu anlamak ve oradaki niyeti anlamak… Neydi bu niyet? Bir şekilde devleti ele geçirmek. Ele geçirdikten sonra ne yapacaklardı? O konuda çok fazla bir şey bilmiyoruz, akıl yürütebiliyoruz ama kendi örgütünü nasıl yönetiyorsa devleti de ve toplumu da öyle yönetmeye kalkacaktı herhalde.

Sonra Fethullah Gülen öldü. 2024 Ekim ayında öldü ve hareket hâlâ devam ediyor. Geride o hareketten ne kaldı? Özellikle yurt dışında birtakım şirketler, okullar, faaliyetler, vakıflar, hâlâ birtakım abilik, imamlık müesseseleri… Bunlar var ama ülkede ne var? Ülkede cezaevleri var. Cezaevlerinde yatıp çıkanlar var. Cezaevine girmese bile işinden olmuşlar var, özellikle hareketin alt kesimlerinde. Ve hâlâ bir şekilde bu hareketi yurt dışıyla irtibatlı bir şekilde ayakta tutmaya çalışanlar var. En son ne gördük? Pazartesi günü 1000’e yakın kişi gözaltına alındı. Bunların ne kadarı bu örgütle bağlantılıdır, bunları kestirmek kolay değil ama belli ki devlet onları hâlâ çok yakından takip etmeye çalışıyor ve şüphelendiklerini de böyle tutukluyor ya da gözaltına alıyor vesaire. Ama Türkiye’de bir etkisi kalmadı bu hareketin. Yani şimdi hiç kimse kalkıp, herhangi bir şekilde, kamusal alanda, hani olayın hukuki kısmını bir kenara bırakıyorum; başına iş gelir ayrı ama toplumsal anlamda meşruiyetini yitirmiş bir hareket söz konusu. Ne diyecekler? Özellikle seslendiğini varsaydığımız dindar kesime ne vadedecekler, ne söyleyecekler? En fazla söyleyebildikleri; ‘‘15 Temmuz’u biz yapmadık’’ vesaire falan. Diyelim ki öyle… Peki, ne yani? Sonuçta o okullar, bütün o yapılanmalar hepsi birden yok oldu gitti. Var kalamadı. Hatta sadece Türkiye’dekiler değil, yurt dışında da bazılarına Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin diplomatik çabalarıyla el konuluyor, hatta bazılarını Ankara devralıyor. Böyle bir yapı var. Ama tabii ki bu hareket bitmedi. Kolay kolay da biteceğe benzemiyor. Çünkü şimdi 50’li 60’lı yaşlarını yaşayan, hayatları bundan ibaret olan, sadece bunu görmüş olan insanlar var. Çoğu erkek; kadın da var tabii ama çoğu erkek. Ve bunlar bir şekilde kendilerinin varlığını, varoluşunu buna ayarlamış insanlar.

Fethullah Gülen pekâlâ şunu yapabilirdi. Gökhan Bacık’la yaptığımız bu akşam yayınlanacak söyleşide bu konuyu özel olarak sordum. Burada öncesinde ben söylemek istiyorum kısaca; Abdullah Öcalan’ın yaptığını Fethullah Gülen çok daha kolay bir şekilde yapabilirdi. O da neydi? Örgütünü feshedebilirdi. ‘‘Dağılın’’ diyebilirdi. Salabilirdi insanları. ‘‘Artık bu iş bitti’’ diyebilirdi. Ama demedi. Son âna kadar yine insanlara yeryüzünde ve öbür dünyada cennetler vadetti. ‘‘Sıkın dişinizi’’ dedi, ‘‘Geliyoruz’’ dedi ama hiçbir yere gidemedi. Ve insanlar şu hâliyle, aslında çoktan yorulmuş olan insanlar, onların çocukları kendilerini bir şekilde burada kitlenmiş hissediyorlar. Belki yurt dışında imkânları biraz daha fazla olabilir. Orada kendilerine dokunulmuyor olabilir. Bu arada biliyoruz ki istihbarat teşkilatı, yani MİT onları birçok yerde takip ediyorlar. Bu konuda çok değişik haberler vesaire de çıkıyor. Ama özellikle çocuklarının artık bu dünyayla hiçbir ilişkileri kalmamış.

Yani düşünün; Türkiye’de bu hareket nasıl güçlendi? Birtakım okulları vardı, şuydu buydu, bir cazibesi vardı ve devletin bazı kanatları tarafından gözetiliyorlardı. Önü açılıyordu bir dönem. Sonra Erdoğan’la ittifak yaptılar. Orada tamamen önleri açıldı ve devlette örgütlendiler. Siz şimdi Fethullahçılara gittiğiniz zaman çocuğunuzu, tırnak içinde, iyi bir okula yollayabiliyordunuz ya da devletle işlerinizi görebiliyordunuz. Çocuğunuz askeri okullara girebiliyordu. Polis kolejine girebiliyordu. Eğer durumu yeterli değilse, yani başarı anlamında, sorular çalınıp çocuğunuza verilebiliyordu. Böyle imkanları kalmadı. Ama en önemlisi bu hareketin, Fethullah Gülen’in en büyük kötülüğü ona inanan, onu esas olarak dini gerekçelerle gerçekten hizmet hareketi lideri sanan sıradan insanların hayatını karartmak. En büyük yaptığı şey, miras bu. Türkiye’de, Fethullah Gülen’in tam olarak ne olduğunu bilemediğimiz, en fazla akıl yürütebileceğimiz birtakım hesapları, planları uğruna insanlar mağdur oldu, hayatları telef oldu maalesef. Hâlâ önünü göremeyen çok sayıda insan var. Bunların bazıları hâlâ bu hareketle bir şekilde irtibatlı olmaya çalışıyor olabilir ama bir kısmı, önemli bir kısmı kendi hayatını ve çocuklarının hayatını belli bir düzene sokmak istiyor. Önlerinde çok ciddi bir şekilde engeller var.

Ve bir de şöyle bir şey var tabii; birisi düdüğü çalıp bitirse birçok insan rahatlayacak ama o düdük çalınmıyor. Çalınmayacak. Çünkü Fethullah Gülen’in ölümünden sonra yerini alan heyet denen ekibin hayatları bundan ibaret. O insanlar giderse onların hiçbirisinin hiçbir anlamı kalmayacak. Geride büyük bir yıkım bıraktı, insan hayatları, trajedileri bıraktı, Meriç Nehri’nden kaçmaya çalışırken hayatını kaybeden küçük çocukları bıraktı; önünü göremeyen, ülkesini hiç göremeyen yüzlerce, binlerce çocuk var dünyanın dört bir tarafında, Fethullahçı ailelerde doğmuş, büyümüş ve görebileceğine de inanmayan çocuklar var. Resmen bir felaket bıraktı. Bu hasarı kim nasıl onarır bilmiyorum. Devletin de çok fazla umurunda olduğunu sanmıyorum. Böyle bir faturayla yaşamaya devam edeceğiz. Öyle gözüküyor.

Bugün değişik, değişik değil aslında son dönemlerin en popüler isimlerinden, aslında 90’lı yıllara damgasını vurmuş bir Amerikalı sinemacı Quentin Tarantino. Doğru okuyorum değil mi? 1992’de ‘‘Rezervuar Köpekleri’’ni ABD’de izlemiştim. Neye uğradığımı şaşırmıştım. O zaman çok meşhur değildi. Yeni çıkmıştı. İlk filmi zaten. Ama çok acayip bir kadro vardı. Harvey Keitel, ki başka filmlerinde de oynadı. Tim Roth, o da çok popüler, onun gözde oyuncularından. Steve Buscemi, Chris Penn ve Michael Madsen. Şimdi hepsi gözümün önüne geliyor ayrı ayrı. Çok çarpıcı bir filmdi. Alışıldık filmlerin dışında bir filmdi. Neye uğradığımı şaşırmıştım. Ondan sonra tabii ‘‘Pulp Fiction’’ çıktı karşımıza; John Travolta, Uma Thurman. ‘‘Ucuz Roman’’ diye çevrildi. O ucuz roman bir tür Amerika’da. Filmleri de aslında pulp filmler olarak adlandırılabilir Tarantino’nun. Orada Samuel Jackson var. Samuel Jackson da Tarantino’nun gözde oyuncularından birisi ve benim en çok sevdiğim filmi ‘‘Jackie Brown’’da da Samuel Jackson vardı.

Ben ‘‘Jackie Brown’’u neden çok seviyorum? Çünkü bu ilk etapta ilk ithaf ettiğim kişilerden polisiye yazarı Elmore Leonard’ın kitabından uyarlama. Leonard benim en sevdiğim polisiyecilerden birisi, tekrar söyleyeyim ve aslında Tarantino’nun tarzına çok uygun romanlar yazan birisi. Belki de benim Tarantino’yu sevmem Leonard yüzündendir. Çünkü ‘‘Rezervuar Köpekleri’’nde, ‘‘Ucuz Roman’’da hep onun tadını aldım. Daha sonra ‘‘Kill Bill’’ var, yine Uma Thurman’ın oynadığı. İki bölüm halinde çekti bunu. Açıkçası, bu filmlerden sonra dokuz film çekmiş, ben ilk dördünde kaldım. Daha sonrakileri izledim mi emin değilim. Yani izlemedim galiba. En son çektiği ‘‘Bir Zamanlar Hollywood’da’’, emin olamadım inanın. Çünkü ilk filmlerindeki o tat giderek zamanla azaldı. Zaten Tarantino çok tartışılan, edilen bir isim. Kimisi çok seviyor, kimisi hiç sevmiyor. Ben şöyle söyleyeyim; çok sevmekle başlayıp sonra biraz azaldı ona yönelik ilgim. Ama ‘‘Rezervuar Köpekleri’’ ve ‘‘Pulp Fiction’’ ama tabii ki ‘‘Jackie Brown’’. ‘‘Jackie Brown’’ en az bilinen filmlerinden birisi ama benim en gözde filmim. Onu tekrar söyleyeyim. Benden bir yaş küçükmüş. Yani elalem neler yapıyor, biz nelerle uğraşıyoruz diyelim.

Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş