İSTANBUL (Medyascope) – Yeni “çözüm süreci” doğrultusunda hazırlanan “çerçeve yasa” olarak tarif edilen kanun teklifi Meclis Başkanlığı’na sunuldu. Hukukçular ile siyasetçiler kanun teklifinin olumlu ve olumsuz yönlerini değerlendirdi.
Haberin özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Yeni çözüm süreci kapsamında hazırlanan çerçeve yasa, TBMM Başkanlığı’na sunuldu ve içeriğinde 12 madde yer alıyor.
- Bazı siyasi partiler teklife destek verirken, YENİ Parti hazırlık sürecini eleştirerek katılmadı.
- Teklif, PKK/KCK’nın faaliyetleri ile ilgili suçları kapsıyor ve düzenlemeden yararlanmak isteyenlerin başvuruda bulunması gerekiyor.

AKP-MHP ve DEM Parti’nin, “Terörsüz Türkiye” ve “Barış ve Demokratik Toplum” olarak adlandırdığı yeni “çözüm süreci” doğrultusunda hazırlanan “çerçeve yasa” olarak tarif edilen kanun teklifi, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na sunuldu. Teklifte, AKP, MHP, DEM Parti, CHP, HÜDA-PAR ve bazı Yeni Yol milletvekillerinin imzası yer aldı. Özgür Özel liderliğindeki YENİ Parti ise teklifin hazırlık sürecindeki yöntemi eleştirerek ortak imzaya katılmadı.
- PKK meselesinde çözüm arayışlarının kronolojisi: Bugüne kadar hangi adımlar atıldı?
- Çerçeve yasa beklentileri karşılayabilecek mi?
12 maddenin bulunduğu Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, yeni çözüm süreci kapsamında yapılacak hukuki düzenlemelerini temelini oluşturacağı belirtildi. Teklifin, 11 Ağustos’a kadar yasalaştırılmasının hedeflendiği ifade edildi.
AKP’li yetkililer, yaptıkları toplantıların ardından, sürece karşı çıkan İYİ Parti hariç Meclis’teki siyasi partileri teklif üzerine bilgilendirdi.
12 maddelik teklif, “PKK/KCK’yı kurma veya yönetme”, “örgüte üye olma”, “örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme”, “örgüt propagandası yapma” suçları ile örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçlarını kapsıyor.
Öte yandan örgüt lehine işlendiği belirtilen “Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun” kapsamındaki suçların da teklif kapsamına alındığı ifade edildi. Teklife göre, düzenlemeden yararlanmak isteyen PKK mensuplarının, altı ay içerisinde başvuru yapması gerektiği belirtildi.
“Kürt meselesinin çözümü kimsenin lütfu değil”
Tutuklu eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın avukatlarından Ramazan Demir, çerçeve yasayı Medyascope’a değerlendirdi. Avukat Ramazan Demir, düzenleme için “Türkiye’nin 40 yıllık en ağır yarasını sarmak, silahların susmasını sağlamak ve on binlerce insanı kapsayan dava yükünü kaldırarak cezaevi kapılarını açmak açısından tarihi bir eşik ve kıymetli bir başlangıçtır” diye konuştu.
Yasa teklifine yönelik haklı eleştiriler olduğunu söyleyen Demir, şunları söyledi:
“Gözden kaçırılmaması gereken en somut gerçek şudur: Bu sürece ve yasaya şiddetle karşı çıkanların, sorunun çözümüne dair hiçbir önerisi, bir alternatifi ya da vizyonu yoktur. Geçmişin korkularına sarılıp çözümsüzlüğü siyaset haline getirenlerin aksine; eksiklerine rağmen bu adımı atmak, taşın altına elini koymaktır.”
“Sürecin bu boyutu ve geleceğe dönük vizyonu belli temel esaslar üzerinden şekillenmektedir” diyen Demir, “Metin Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu kapsanma ve demokratikleşmenin gerisinde kalmış olabilir. Hukuksuzluklara, eksikliklere ve haksızlıklara karşı kararlılıkla itiraz etmek ne kadar gerekliyse, yılları acıyla geçmiş bu topraklarda hukukun ve barışın aralanan kapısını kapatmamak, ‘bir yerden başlamaktan yana olmak’ da o kadar elzemdir” diye devam etti.
Düzenlemenin, çatışmaların durması, can kayıplarının son bulması ve toplumsal helalleşme adına yapıldığını belirten Demir, “Bu adım, çözüme giden yolda aralanmış son derece kıymetli bir ilk adımdır. Türkiye’nin ihtiyacı olan yeni nesil siyaset; geçmişin ezberlerini ve korkularını büyüten değil, birlikte yaşama iradesini cesaretle savunan siyasettir. Kürt meselesinin çözümü kimsenin lütfu değil, her bir ferdin hak ettiği eşit yurttaşlık, adalet ve demokrasi zemininde ortak gelecek kurma mücadelesidir” diye aktardı.
“Siviller ile silahlı örgütü aynı kefeye konulması en büyük aksaklık”
Ramazan Demir, yasa teklifinde “aksaklıkların” da bulunduğunu söyledi. Demir, “Yasaya dair en büyük aksaklık, duruşmalarda, davalarda da savunduğumuz ve tartıştığımız üzere, sadece fikrini ve demokratik hakkını savunan siviller ile silahlı örgütü aynı kefeye konulması, herkesin aynı denetim mekanizmasına mahkûm edilmesidir” dedi.

Demir, sürecin takibi ve hakların iadesi, bağımsız yargıdan ziyade tamamı güvenlik bürokrasisinden oluşan kurulun keyfi takdirine bırakıldığını belirtti. Demir, teklifte yer alan beş ve 10 yıllık erteleme sürelerinin de kişilere tam bir hukuki güvence sunmak yerine ucu açık bir denetim baskısı oluşturduğunu söyledi.
Teklifin özetle mükemmel bir nihai metin ya da bir günde 100 yıllık meseleyi çözecek bir beyan olmadığını söyleyen Demir, “Ama toplumsal barış için vazgeçilmez hayırlı bir başlangıçtır. Sorumlu siyasetin görevi, çözümsüzlükten beslenenlere prim vermeden bu kapıyı açık tutmak, ‘bir yerden başlamak’ ve süreci tam demokratik bir sivil hukuk düzenine doğru büyütmektir” diye belirtti.
“Kanun teklifi sorunlar içeriyor”
TCK’yı hazırlayan iki isimden biri olan Prof. Dr. İzzet Özgenç de çerçeve yasaya dair dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Özgenç, teklifin hükümlülerle ilgili düzenlemelerinin bir koşullu özel af mahiyeti taşıdığını belirtti.

İzzet Özgenç şöyle konuştu:
“Bu düzenlemelere göre, mahkumiyet hükümleri hukuki varlığını devam ettireceği için, kapsama giren hükümlüler mahkum oldukları cezaya bağlı olarak denetim süresi zarfından örneğin seçilme veya atama yoluyla herhangi bir kamu görevi üstlenemeyeceklerdir” dedi. Özgenç, teklifle oluşturulması düşünülen kurulun talebi üzerine, PKK mensubu hükümlülerin denetim süresi dolmadan seçilme veya atama yoluyla kamu görevi üstlenebilmelerine karar verilebilceğini söyledi. Özgenç, “Bu suretle özel af uygulaması, kapsama giren bazı hükümlüler bakımından denetim süresi henüz dolmadan genel affa dönüşebilecektir.”
Teklifte, Abdullah Öcalan ile ilgili mahkumiyet hükmünün örtülü bir şekilde istisna kılındığını belirten Özgenç, “Bu istisnanın oluşturulmasında hukuk tekniği bakımından bir çelişkiye düşülmüştür. Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçunu 1 Haziran 2005 tarihinden günümüze kadar işleyenler Teklif hükümlerinden yararlanabilecek iken, aynı suçu bu tarihten önce işleyenlerin yararlandırılmaması, kanun tekniği bakımından sorunludur” dedi.
“PKK’nın mal varlığı değerlerinin akıbeti ne olacak?”
Değerlendirmesinin devamında “Dikkat edilmelidir ki, örgütün yönetimini deruhte eden kişilerin tamamıyla ilgili olarak Türkiye’de henüz soruşturma açılmış değildir” diyen İzzet Özgenç, “Kişilerin ağır surette yaralanmaları ve ömür boyu sakat kalmaları sonucunu doğuran saldırıları gerçekleştiren örgüt mensupları, haklarında soruşturma işlemi yapılmadan tamamen serbest bırakılacaklardır” diye belirtti.
Özgenç ayrıca teklifte, haklarında soruşturma veya kovuşturma yapılan kişilerin tabi tutulacakları denetim süresi zarfında “soruşturma ve kovuşturma nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması”na yönelik olarak bir hükme yer verilmediğini söyledi. Özgenç, “Bu hükmün hukuk sistemimiz ile bağdaşır ve uygulanabilir hiçbir yönü bulunmamaktadır” dedi.
İzzet Özgenç, kanun teklifinde, PKK’nın kontrolü altındaki malvarlığı değerlerinin akıbetinin ne olacağına dair hiçbir hükme yer verilmemesinin de dikkat çekici olduğunu söyledi. Özgenç, Teklifte, daha önce işlenmiş bir suçun soruşturması sürecinde el konulmuş olan malvarlığı değerlerinin müsadere edileceğine dair hükme yer verilmiş olması, bu eksikliği ve sorunu gidermemektedir. Teklif, bu yönleri itibarıyla yasama sürecinde düzeltilebilir bir mahiyet taşımamaktadır” diye belirtti.
“Yasa karmaşık ve eksik”
Avukat Vural Ergül ise Medyascope’a yaptığı değerlendirmede, yasanın karmaşık olduğuna ve eksiklikler içerdiğine dikkat çekti.

Avukat Ergül, “Öncelikle terör örgütünün suçtan elde ettiği gelire dair bir düzenleme yok. PKK’nın yıllık yaklaşık 2 milyar dolar geliri olduğu ve halen kasasında 2-5 milyar bir varlığı olduğu biliniyor. Bu ne olacak, örgüt bu meblağ üyelerine mi bölüştürecek, bu meblağ örgüte mi bırakılacak” dedi.
“Öte yandan, yasada teslim alınan silahlara dair eksiklikler var” diyen Ergül, kanun teklifindeki şu maddeye dikkat çekti:
“Silah ve malzeme teslimi Madde 8: Bu kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme kayıt altına alınır. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından belirlenir.”
Ergül, bu düzenlemeye ilişkin şu soruları yöneltti:
“Şimdi, teslim olunan silahlara dair balistik inceleme yapılacak mı? Varsayalım ki teslim edilen silahlardan birinde, hiçbir suça karışmadığı düşüncesiyle serbest bırakılmış bir teröristin parmak izi çıktı ve yapılan balistik incelemede o silahla askerimizin ya da polisimizin şehit edildiği anlaşıldı. Bu halde ne olacak?”
Ergül, teklifte, “PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşum” ifadesinin yer aldığını ancak PKK yapılanması olan HBDH Bileşenleri yani MKP, MLKP, DKP/ BÖG, TKEP/L,TKP/ML’ye dair bir ayrıntı olmadığına dikkat çekti.
Ergül, “Eğer bu bileşen örgütler varlıklarını devam ettirecek olursa PKK yine de ‘her türlü oluşumu ile birlikte kendisini feshetmiş, silahsızlanmış’ mı sayılacak? Yoksa bu PKK’nın kendisini feshetmiş, silah bırakmasına engel mi oluşturacak? Kaldı ki PKK’nın İran yapılanması PJAK açıkça silah bırakmayacağını ve terörü sürdüreceklerini söylediler” dedi.
Ergül, düzenlemeye dair akademisyenlerden ne barolardan ne ilgili örgütlerden hiçbir görüş alınmaksızın, tek taraflı olarak Meclis’ten dahi gizlenerek hazırlanan teklifin sorunlu olduğunu savundu. Ergül, düzenlemenin bu haliyle yasalaşması durumunda Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilebileceğini söyledi.
“Bir ‘son’ değil’ ‘başlangıç’”
Seçilmiş Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer ise düzenlemeninin bir “son” değil “başlangıç” olduğunu belirtti. Özer, “Mevcut adımın atılmış olması, gelecekteki adımların önünü açması ve somut bir adım niteliği taşıması bakımından önemli ve olumludur. Bu adım, barışa açılan kapıyla anaların gözyaşının dinmesi, acıların son bulmasının hukukla perçinlenmesi açısından önemlidir” dedi.

Özer, düzenlemede birtakım eksiklikler olduğunu ancak barış sürecinin başarıya ulaşması için, ilerleyen dönemde hem atıfta bulunulan mevcut yasalarda yapılacak değişikliklerle hem de yeni çıkarılacak yasalarla bu eksikliklerin giderilmesinin mümkün olduğunu ifade etti.
Özer, meclis komisyonu raporunun yedinci bölümünde yer alan demokratikleşme adımları için de gerekli çalışmaların bir an önce başlatılmasında büyük yarar gördüğünü belirtti. Özer, “Yasal çerçeve ve demokratikleşme, bir madalyonun iki yüzü gibidir, biri olmadan diğerinin başarıya ulaşması mümkün değildir. Beklentimiz, bu iki unsurun tam bir eşgüdüm içerisinde yürütülerek yol alınmasıdır” dedi.







