Ruşen Çakır yorumladı: DEM Parti’nin veda kongresi

İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, DEM Parti’nin 5. Olağan Büyük Kongresi’ni, çözüm sürecindeki konumunu ve Kürt siyasi hareketinin önümüzdeki dönemde yaşayabileceği dönüşümü değerlendirdi.

Ruşen Çakır, DEM Parti’nin İmralı, Kandil, Avrupa ve cezaevleri arasındaki siyasi hiyerarşideki yerini, Abdullah Öcalan’ın süreçte artan etkisini, Devlet Bahçeli’nin 2024’te DEM Parti’ye uzattığı elle başlayan yeni dönemi ve partinin CHP ile ilişkilerinde yaşadığı zorlukları ele aldı.

Yeni parti yolda

Çakır, bugünkü kongrenin bir veda kongresi olduğunu, sürecin istenildiği gibi ilerlemesi halinde DEM Parti’nin yerini yeni bir partiye bırakacağını söyledi:

“Muhtemelen adı Demokratik Cumhuriyet Partisi olacak. Fiili genel başkanı da Abdullah Öcalan olacak. Ama tabii ki yasal olarak başka isimler, yurt dışından gelenlerden, cezaevinden çıkanlardan, belki de Kandil’den gelenlerden yeni kadrolarla yeni bir parti olacak. DEM Parti kanunen belirli bir süre içerisinde kongresini yapması gerektiği için bugün kongre yapıyor ve daha sonra sürecin ilerlemesi ve olağanüstü kongre için gün saymaya başlayacak.”

DEM Parti'nin veda kongresi,
Ruşen Çakır yorumladı: DEM Parti’nin veda kongresi

Karar DEM Parti’de değil

Son üç yılın muhasebesini yapan Çakır, DEM Parti’nin seçim sonuçlarının kötü olmadığını, ancak sürecin bir karar verici olarak partinin elinde olmadığını söyledi:

“Yani Öcalan’ın aldığı birtakım kararlara kimin evet diyeceğine baktığımız zaman Kandil’e baktık, ardından Avrupa’ya baktık. DEM Parti’nin burada bir karar verici rolü olmadı, olamazdı zaten. Öteden beri Kürt siyasi hareketinin hiyerarşisine baktığımız zaman Öcalan, Kandil, Avrupa ve siyasi parti gibi bir sıralama var. Bu arada cezaevlerinin de çok önemli bir güç merkezi olduğunu görmek lazım.” Çakır, DEM Parti’nin süreç boyunca temkinli davrandığını da şöyle anlattı: “Burada en büyük tedirginlik sürecin başına bir şey gelmesiydi dedik ve o nedenle DEM Parti açıkçası süreç boyunca bir anlamda görünmez oldu. Ya da şöyle söyleyelim, o kadar değil; kendi tabanına seslendi, kendi tabanını süreç konusunda motive etmeye çalıştı ama toplumun geri kalan kesimlerini, ülkenin geri kalan kesimlerini muhatap alan çıkışlar pek yapmadılar.”

CHP ile ilişki en büyük sınav oldu

DEM Parti’nin üç yıldaki en büyük sınavının CHP ile ilişkisinde yaşandığını, 2023’teki desteğin ardından yaşanan travmaya rağmen 2024’te yeniden bir uzlaşı arandığını belirten Çakır, şöyle konuştu:

“2023’te CHP’yi desteklemişlerdi, Kılıçdaroğlu’nun adaylığını ve Kılıçdaroğlu tarafından ilk turun ardından satışa getirildiler. Çok büyük bir travma yarattı bu. Ümit Özdağ’ın ikinci tur öncesi Kılıçdaroğlu ile yaptığı anlaşma çok ciddi bir travma yarattı. Buna rağmen 2024’te kent uzlaşısı yapıldı Özgür Özel liderliğindeki CHP ile ve bu özellikle büyükşehirlerde bayağı başarılı oldu ama iktidar hemen bunu cezalandırma yoluna gitti.” Çakır, 19 Mart’tan sonra bu ilişkinin nasıl bir çıkmaza girdiğini de şöyle özetledi: “Çünkü CHP ile yan yana durmak iktidarla ilişkiyi zorlaştırabilirdi. Bu sorunla çok uğraştılar, çok baş etmeye çalıştılar ama açıkçası çözebilecekleri bir mesele değildi. Hâlâ tam olarak çözebildiklerini söylemek mümkün değil.”

Asıl lider hâlâ Öcalan

Kürt hareketinin geniş birikimine rağmen bunun DEM Parti’de yansıtılamadığını söyleyen Çakır, hareketin gerçek liderinin yıllardır Öcalan olduğunu vurguladı:

“DEM Parti Öcalan sayesinde diyelim, Öcalan sayesinde bir varlık gösterebiliyor. Öcalan’ın siyaset yapma, siyaset yaratma, strateji ve taktik geliştirme özelliklerini DEM Parti’de görmek mümkün değil. Ama tekrar şunu da söylemek lazım: Bu hareketin, bu partinin gerçek lideri -yıllardır böyleydi, partilerin adı değişti ama yıllardır böyleydi, şimdi de böyle- Abdullah Öcalan ve bu sefer Öcalan daha rahat bir şekilde, açık bir şekilde hareket edebiliyor. Zaten onu aşabilmeleri mümkün değildi.”

Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar.

Bugün DEM Parti’nin kongresi var. Aslında bu bir veda kongresi. Veda derken, geçenlerde Gelecek Partisi’nin yaptığı gibi bir vedadan bahsetmiyorum, fesih değil. Ama ileride galiba fesihe benzer bir şey yaşanacak. Bu o anlamda veda. Ne olacak? Bahar aylarında, yani 2027 yılında, normal şartlarda eğer süreç istenildiği gibi giderse, Avrupa’dan dönüşler, cezaevlerinden boşalma ve Kandil’den dönüşler yaşanırsa yepyeni bir parti kurulacak. Daha doğrusu DEM Parti ona dönüşecek. Muhtemelen adı Demokratik Cumhuriyet Partisi olacak. Fiili genel başkanı da Abdullah Öcalan olacak. Ama tabii ki yasal olarak başka isimler, yurt dışından gelenlerden, cezaevinden çıkanlardan, belki de Kandil’den gelenlerden yeni kadrolarla yeni bir parti olacak. DEM Parti kanunen belirli bir süre içerisinde kongresini yapması gerektiği için bugün kongre yapıyor ve daha sonra sürecin ilerlemesi ve olağanüstü kongre için gün saymaya başlayacak.

Aslında DEM Parti’nin gerçek adı Hakların Eşitlik ve Demokrasi Partisi. Onun da bir önceki adı Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi. Onun kuruluşu aslında 2012, bir tür yedek parti gibiydi. HDP’nin başına bir şey gelme ihtimaline karşı tutuluyordu ve nitekim öyle oldu. 2023 seçimlerine bu partiyle girdiler ama adını DEM Parti olarak yaptılar. Bu aslında Türkiye’de HEP’ten, Halkın Emek Partisi’nden beri gelen sürecin en son noktası DEM Parti. Ama bitmeyecek. Açıkçası kaç parti oldu bugüne kadar bilemiyorum, sırasını hele hiç bilemiyorum. Bilebilen varsa da şaşarım. Çünkü sürekli partiler kapatıldı, edildi, yerine yenileri kuruldu, kurulanlar da kapatıldı vesaire ve bugüne gelindi.

HDP’nin başına ne gelecek diye beklerken DEM Parti’nin başına ne gelecek demeye başladık. Fakat başlarına bir anlamda talih kuşu kondu. O da nedir? Devlet Bahçeli elini uzattı 2024 Ekim ayında DEM Partililere Meclis’te ve o bir sürecin başlangıcı oldu ve o sürecin tam ortasına DEM Parti yerleşti. Eskiden devlet eliyle, devletin imkânlarıyla, siyasi iktidarın imkânlarıyla her türlü şekillerde kriminalize edilen bu parti birdenbire rahat bırakıldı, önü açıldı, devlet tarafından muhatap alındı ama daha da önemlisi Öcalan devlet tarafından muhatap alındı.

Şimdi yaklaşık üç yılın muhasebesini yapacak olursak DEM Parti’nin seçim sonuçları çok kötü değildi, çok zorlukla girdikleri bir seçimde kötü değildi. Yine birtakım sol partilerle ittifaklar yapıldı. Türkiye İşçi Partisi kendi adaylarını çıkarttı ama o da ittifakın içinde yer aldı ve DEM Parti bocaladı diyelim, ilk başta çok zorlandı. Sonra süreçle birlikte bu sefer başka bir zorlukla karşı karşıya kaldılar. O zorluk da şuydu: Sürecin başına bir şey gelme riski. Burada DEM Parti merkezi bir rol oynuyor gibi gözüküyor ama esas merkez İmralı, onu biliyoruz, Abdullah Öcalan. Ve bir başka karar merci Kandil. Yani Öcalan’ın aldığı birtakım kararlara kimin evet diyeceğine baktığımız zaman Kandil’e baktık, ardından Avrupa’ya baktık. DEM Parti’nin burada bir karar verici rolü olmadı, olamazdı zaten. Öteden beri Kürt siyasi hareketinin hiyerarşisine baktığımız zaman Öcalan, Kandil, Avrupa ve siyasi parti gibi bir sıralama var. Bu arada cezaevlerinin de çok önemli bir güç merkezi olduğunu görmek lazım.

Burada en büyük tedirginlik sürecin başına bir şey gelmesiydi dedik ve o nedenle DEM Parti açıkçası süreç boyunca bir anlamda görünmez oldu. Ya da şöyle söyleyelim, o kadar değil; kendi tabanına seslendi, kendi tabanını süreç konusunda motive etmeye çalıştı ama toplumun geri kalan kesimlerini, ülkenin geri kalan kesimlerini muhatap alan çıkışlar pek yapmadılar. Yapmak isteselerdi başarılı olabilirler miydi? Açıkçası çok emin değilim. Burada tabii DEM Parti’nin İmralı Heyeti çok önemli. Başta Sırrı Süreyya Önder vardı ama kendisini çok erken kaybettik. Yerini Mithat Sancar aldı. Bir diğer isim Pervin Buldan ve bir de Öcalan’ın avukatlarından Faik Özgür Erol da buraya eklendi. Ama bu süre içerisinde Öcalan’ın doğrudan ya da dolaylı bir şekilde DEM Parti İmralı Heyeti’nin dışında da birtakım görüşmeler yaptığı anlaşılıyor.

Bu süreç boyunca DEM Parti’nin tutumunu bana soranlara şöyle hızlı bir cevap veriyordum ve hâlâ o cevabımın arkasındayım: Yanlış yapmamak için pek bir şey yapmıyorlar. Evet, çok riskli. O riske girmemek için mümkün olduğu kadar topa girmemeye çalıştılar. Girdikleri anda da sorunlar çıkabildi. En son Alevilikle ilgili tartışmada parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın yaptığı büyük hata diyelim, sonra toparlamaya çalıştı ama o özellikle Aleviler nezdinde çok rahatsızlık yarattı. Onun birinci derecede tanığıyım ve ilginçtir, dün Öcalan Dortmund’da, Almanya’daki bir festivale yolladığı mesajda fikir ayrılıklarının olabileceğini, eleştirilerin yan yana durmayı engellemeyeceğini söyledi. Yani DEM Parti yöneticilerinin, yasal alandaki isimlerin baştan alması gereken tutumu Öcalan daha sonra alıyor. Bu noktada DEM Parti’nin önde gelen isimlerinin Öcalan’ın ve hatta yer yer Kandil’in gerisinde kalabildiklerini görüyoruz. Burada da yine en büyük mesele yanlış yapma endişesi ve bir diğer yandan da bu hiyerarşiye aykırı hareket ediyor görünmeme hissi, endişesi diyelim.

Bir başka endişe de tabii ki siyasi iktidarı ürkütmeme. Bu noktada DEM Parti’nin bu üç yılda en büyük sınavı CHP ile, butlan olduktan sonra da YENİ Parti ile ilişkide söz konusu oldu. 2023’te CHP’yi desteklemişlerdi, Kılıçdaroğlu’nun adaylığını ve Kılıçdaroğlu tarafından ilk turun ardından satışa getirildiler. Çok büyük bir travma yarattı bu. Ümit Özdağ’ın ikinci tur öncesi Kılıçdaroğlu ile yaptığı anlaşma çok ciddi bir travma yarattı. Buna rağmen 2024’te kent uzlaşısı yapıldı Özgür Özel liderliğindeki CHP ile ve bu özellikle büyükşehirlerde bayağı başarılı oldu ama iktidar hemen bunu cezalandırma yoluna gitti. Ama en önemlisi 19 Mart. 19 Mart’tan itibaren ilk başta verilen o desteğin zamanla aşındığını ve biraz sönükleştiğini gördük.

Çünkü CHP ile yan yana durmak iktidarla ilişkiyi zorlaştırabilirdi. Bu sorunla çok uğraştılar, çok baş etmeye çalıştılar ama açıkçası çözebilecekleri bir mesele değildi. Hâlâ tam olarak çözebildiklerini söylemek mümkün değil. Yani hem sürece angaje olup ve bu anlamda da siyasi iktidarla muhatap olup aynı zamanda da bu hak ihlallerine, baskılara karşı ana muhalefet partisiyle yan yana durabilmek zordu. Bu noktada bu zorluğu aşamadılar ama çok da haksızlık etmemek lazım. Bunun formülü nasıl bulunurdu pek bilemiyorum. Bazı yerlerde gittiler, bir tanesine ben de tanık oldum. Mesela 19 Mart’ın ilk dönemlerinde Saraçhane’ye geldiler, görüştüler Özgür Özel’le filan ama belli bir yerden sonra tıkandılar.

Şimdi herhalde kongrede çok fazla büyük bir değişiklik olmayacaktır ve herkes bir sonraki kongreyi beklemeye başlayacaktır. Bu arada bir talihsizlik yaşadılar. Dün Ağrı’da Belediye Eş Başkanı DEM Partili Mehmet Akkuş hayatını kaybetti, tam da kongrenin arifesinde. Böyle üzüntülü bir durum da var DEM Parti’de. Ve baktığımda açıkçası DEM Parti’nin, çok net bir şekilde söyleyeyim, Kürt hareketinin tecrübesi, yıllardır yaşanan, siyasi hayatta 1980 sonlarında başlayan bir süreç var. Çok büyük bir tecrübe var, çok büyük ödenen faturalar var ve aynı zamanda çok geniş bir kitle tabanı var. Çok politize, fedakâr bir kitle tabanı var. Çok iyi yetişmiş kadrolar var. Ben bu üç senede o birikimin yansıtılabildiğini görmedim. Genel olarak bakıldığında birtakım istisnai durumlar olabilir.

DEM Parti Öcalan sayesinde diyelim, Öcalan sayesinde bir varlık gösterebiliyor. Öcalan’ın siyaset yapma, siyaset yaratma, strateji ve taktik geliştirme özelliklerini DEM Parti’de görmek mümkün değil. Ama tekrar şunu da söylemek lazım: Bu hareketin, bu partinin gerçek lideri — yıllardır böyleydi, partilerin adı değişti ama yıllardır böyleydi, şimdi de böyle — Abdullah Öcalan ve bu sefer Öcalan daha rahat bir şekilde, açık bir şekilde hareket edebiliyor. Zaten onu aşabilmeleri mümkün değildi. Ama onun beklediğini verebildiklerini de sanmıyorum. Zaten bazı görüşme notlarında Öcalan’ın da kendilerinden şikayet ettiğini görüyoruz. Ama şunu da söylemek lazım; Öcalan sürekli zaten birilerinden yıllarca, hep öyle oldu, hep hareketin içerisindeki birilerinden şikayet etmiştir. Neyse, DEM Parti’nin kongresi hayırlı olsun tüm Türkiye’ye ve yeni partiyi beklemeye başlayalım, muhtemelen adı Demokratik Cumhuriyet Partisi olacak olan partiyi.

Bugünün ithafı bir büyük sinemacı. 1980’de kaybetmiş hayatını. Evet, fotoğrafını görünce tanıyacaksınız. Alfred Hitchcock. Gerilim sinemasının, korku ve gerilim, daha çok gerilim diyelim, bir numarası; herhalde gelmiş geçmiş en büyük ismi, yönetmeni. O kadar çok filmi var ki her biri efsane olmuş. Mesela “The Birds” (Kuşlar) var, “Rear Window” (Arka Pencere) var, burada görüyorsunuz. Ya da “Psycho” (Sapık) var. Anthony Perkins’in oynadığı bir film. “Rebecca” ya da “Vertigo”. Neydi? Yükseklik korkusu. Hitchcock İngiliz ama ilk yıllardan sonra, daha sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne yerleşiyor. Orada film çekmeye başlıyor. Bu da “The Birds” (Kuşlar) filmini sembolize eden bir fotoğraf. Ve şöyle bir özelliği var Hitchcock’un, biliyorsanız, yani kendisini seviyorsanız kesin biliyorsunuzdur; filmlerinin bir yerinde kesinlikle görünür, bir şekilde çıkar kısa da olsa. İşte birisine yol soran kişi olur, şu olur, bu olur. Böyle ilginç de bir isimdir.

Birçok kişi ondan çok etkilendi sinemada. Özellikle gerilim filmleri yönetmenleri çok etkilendi. Hatta bazı filmlerinin uyarlamalarını da yapmaya çalıştılar ama Hitchcock’un yerini kimsenin doldurabildiğini açıkçası düşünmüyorum. Kendisi 1980 yılında 80 yaşında Amerika Birleşik Devletleri’nde öldü ama o zamandan bu zamana hâlâ filmleri izleniyor ve sinemanın klasikleri arasında. Filmleri ve Hitchcock’un adı hep yaşıyor. Kendisine hayranlığımı belirtiyorum. Bir kere daha belirtmek istiyorum.

Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş