Elektrikte son kaynak tedarik tarifesi limiti 3 bin kWh’ye düşürüldü; standart şartlarda yaşayan bir hane dahi “yüksek tüketici” haline geldi. Meskene doğrudan zam yapılmadı ama 2027’de gerçek hane halklarının neredeyse yüzde 24’ü serbest piyasanın yüksek maliyetiyle baş başa kalacak.

“Eriyen bütçenin faturası vatandaşa…” başlıklı yazımda, bütçe açığının asıl kaynağının enerji desteği değil faiz ödemeleri olduğunu, elektriğe beklenen zammın son kaynak tedarik tarifesi (SKTT) limitinin bir kez daha düşürülmesiyle de gelebileceğini yazmıştım. Öyle oldu. Ekim ayında meskene açık bir zam yapılmadı. Ancak EPDK, 30 Ekim tarihli konulu SKTT basın açıklamasında duyurduğu kararla, 1 Ocak 2027’den itibaren mesken aboneleri için yıllık limiti 4 bin kWh’den 3 bin kWh’ye indirdi. Zam vitrinden kalktı, sayaçtan girdi.
Söz konusu limit 2025’te 5 bin, 2026’da 4 bin kWh idi; 2027’de 3 bin kWh olacak. EPDK’nın hesabına göre yeni sınır, aylık ortalama 250 kWh tüketime ve yaklaşık 820 liralık faturaya karşılık geliyor. EPDK açıklamasında “ulusal tarifede herhangi bir değişikliğe gidilmemektedir” diyor ve amacın bu abonelerin “gerçek maliyetlerden” elektrik tedarik etmesi olduğunu söylüyor. Ulusal tarife değişmedi, ama milyonlarca hane ulusal tarifeden çıkarıldı. Bir hanenin ödediği fiyat artıyorsa bunun adı zamdır. “Gerçek maliyet” denen fiyat da üretim maliyeti değil; o saatteki en pahalı santralın teklifiyle belirlenen piyasa takas fiyatına (PTF) YEKDEM maliyeti eklenerek hesaplanan tarifedir.
EPDK verilerine göre mesken abone sayısı 44,2 milyona ulaştı. Oysa TÜİK’in Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’ne (ADNKS) göre gerçek hanehalkı sayısı 27 milyon seviyesinde. Aradaki 17,2 milyonluk fark; kıyı bölgelerindeki yazlıkları, Anadolu’daki yayla evi kültürünü, miras kalıp boş tutulan ikinci konutları ve apartmanların ortak kullanım (asansör, hidrofor, aydınlatma) sayaçlarının mesken abonesi olarak kaydedilmesinden kaynaklanıyor. Özetle; EPDK’nın “mesken” dediği 44,2 milyon sayacın tamamı, insanların yaşadığı evler değil. Ancak tüketimi yüksek olan ve yeni sınırları aşan sayaçların büyük ölçüde birincil konutlara ait olduğu açık.

Hatırlanacağı üzere 2005’de limitin 5 bin bin kWh’ye düşürülmesiyle, 1,2 milyon kadar tüketimi yüksek villa tipi konut abonesinin uygulamadan etkileneceği açıklanmıştı. EPDK, geçen yıl 4 bin kWh’lik tüketim limitiyle abonelerin yalnızca yüzde 6’sını (yaklaşık 2,5 milyon hane) Son Kaynak Tedarik Tarifesi’ne (SKTT) dâhil olduğunu açıklamıştı. O dönem, bu hanelerin tüketiminin toplam mesken tüketiminin yüzde 29’unu oluşturduğu vurgulanarak uygulama meşrulaştırılmaya çalışılmıştı. EPDK’nın 30 Ekim 2026 tarihli yeni açıklamasına göre ise sınırın çekilmesiyle birlikte bu kez yaklaşık 6,5 milyon abone, yani tüm mesken abonelerinin yüzde 14,7’si bu kapsama gireceği açıklanmıştı. EPDK bu yıl toplam tüketim payını ise paylaşmadı.
Yanıltıcı oran
Açıklanan bu rakamlar, 2027 itibarıyla etkilenecek abone sayısının artığını gösteriyor. Kitlenin ağırlığını hesaplarken ise EPDK şişirilmiş 44,2 milyonluk sayaç sayısıyla oranlayarak bir yanılgı yaratıyor. Gerçekçi kıyaslama, TÜİK’in 27 milyonluk gerçek hanehalkı verisi üzerinden yapılmalıdır. Hane sayısı bakımından bu rakamlar ne yazık ki EPDK’nın açıklamalarında olduğu gibi öyle yüzde 10 düzeylerinde ifade edilmez. Bu veriyi kıyaslamaya dahil ettiğimizde tablo tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmaktadır. 2027’de 6,5 milyona ulaşacak bu kitle, gerçek hanehalklarının neredeyse yüzde 24’üne denk gelmektedir. Benim hesabıma göre 2027’de mesken tüketiminin yarısından fazlası piyasa fiyatına bağlanacak. Başlangıçta yalnızca en yüksek tüketimli dar bir kesimi hedeflediği söylenen uygulama, üç yıl içinde konut tüketiminin yarısından fazlasına yayıldı ve serbest piyasanın yarattığı tahribat doğrudan doğruya yurttaşlara yansımaya başladı.
“Yüksek tüketim” kimin?
Enerji Tüketicilerini Koruma Derneği’nin (ENDER) paylaştığı verilere göre hane başına yıllık ortalama tüketim 2.824 kWh. Yeni sınır ile ortalama hane arasında ayda yalnızca 15 kWh fark kalıyor. Aynı verilere göre standart koşullarda yaşayan bir ailenin aylık tüketimi 250 ila 500 kWh. Limit, standart ailenin tüketim aralığının tam alt ucuna oturtulmuş. Standart yaşayan aile, tanım gereği “yüksek tüketici” sayılıyor.
EPDK bu sınırı hangi veriye dayanarak belirlediğini açıklamadı. 2024-2026 dönemine ait hane tüketim dağılımı kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Kaldı ki düzenli düşürülen limitin gelecek yıl sıfırlanmayacağını da garantisi yok. Üstelik 2007 yılı için ölçü olarak 2026 tüketimi alınıyor: 2026’da 3 bin kWh’yi aşmış hane, sınır henüz konmamışken yaptığı tüketim nedeniyle 1 Ocak’tan itibaren yüksek tarifeye geçecek. Kararın açıklandığı 30 Ekim’de yılın on ayı geride kalmıştı. ENDER karara karşı dava açacağını duyurdu. Elektrik Mühendisleri Odası da kararın geri çekilmesini ve konutların SKTT kapsamından tamamen çıkarılmasını istedi.
Elektrifikasyonu cezalandıran karar
Önceki yazımda çözümün zamda değil verimlilikte olduğunu yazmış; ısı pompası, verimli klima ve yalıtım malzemesi için vergi teşviki önermiştim. Bu karar tam tersini yapıyor. Doğalgazdan ısı pompasına geçen, aracını evde şarj eden, fosil yakıtı bırakan hane, toplam enerji tüketimi azalsa bile elektrik sayacında daha yüksek değer görecek ve desteksiz tarifeye düşecek. İklim politikasının temel aracı olan elektrifikasyon, tarife eliyle cezalandırılıyor.
Tüketimi yalnızca kWh’ye bakarak “lüks” saymak kaba bir ölçüdür. Bu ölçü hanede kaç kişi yaşadığını, evin neyle ısındığını, binanın yalıtımlı olup olmadığını, hangi iklim bölgesinde bulunduğunu hesaba katmaz. Altı kişilik bir hane ile tek kişilik bir hane aynı sınıra tabi tutuluyor. Samsun’da doğalgaz şebekesine bağlı olmayan bir köy evi ile kentte doğalgazla ısınan bir daire aynı limitle ölçülüyor. Bu kararın en ağır bedelini ise hayatı elektrikli cihaza bağlı olan haneler ödeyecek.
Bir sonraki yazımızda “mesken” tanımındaki 44,2 milyonluk şişirilmiş sayaç sayısının ardına saklanan bu gizli zam dalgasını ve EÜAŞ’ın görevli tedarik şirketlerine hâlâ 48 kuruştan sattığı elektriği ele alacağım.








