Cumhuriyet gazetesinde Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş tartışmaları

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Cumhuriyet gazetesinin yeni yazarlarından Bartu Soral 25 Kasım 2018 tarihinde yazdığı ‘‘Çizgi nedir?’’ başlıklı yazısında, gazetenin yayın politikasını, ‘‘Bir süredir gazetedeki yayın çizgisi dikkatimi çekiyor. Basılı gazetenin bir yerlerinde, internet sayfasında, sık sık; ya Kavala, ya ‘Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz’ diyen Selahattin Demirtaş, ya üst perdeden bir HDP haberi/röportajı, ya bir köşe yazısına rastlıyorum’’ sözleriyle eleştirmiş, bu konuda haber kaleme alan meslektaşlarını, ‘‘yargıdaki sıkıntıları ve mağduriyetleri vurgulamaktan öte bir hale’’ geçmekle ve ‘‘bunun üstünden terörle ilişkili olanları masum gösterme lobisine’’ dönüşmekle suçlamıştı.

Bunun üzerine Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Aykut Küçükkaya ve gazete yazarları Enver Aysever, Zeynep Oral ve Orhan Bursalı kaleme aldıkları köşe yazılarıyla Bartu Soral’a cevap verdi.

Aykut Küçükkaya, Bartu Soral’ın yazısından bir gün sonra, 26 Kasım 2018’de kaleme aldığı ‘‘Elinizdeki gazete’’ başlıklı yazısında, ‘‘Yeri gelmişken bir kez daha anımsatalım. Gazetecilik evrensel bir meslektir. Kuralları açık ve nettir. Burada yinelemeye gerek yok. Cumhuriyet’in çizgisi bellidir. Kimsenin gücü o çizgiyi değiştirmeye yetmez, zaten yetmedi de’’ dedi. Soral’ın, ‘‘Bir dükkân ya kasaptır, ya manavdır, ya hırdavatçıdır, ya tuhafiyedir. Yani ne sattığı bellidir… Ben akıllıyım; aynı dükkân içinde hem hırdavat satarım, hem tuhafiye, hem et, hem sebze… Böylece daha çok müşteri gelir dersen… Hiçbirisini satamazsın’’ sözlerine karşılık Küçükkaya, ‘‘Kasap ya da hırdavatçı işletmek isteyen birileri çıkabilir. Ne kasaplığı biliriz ne de hırdavatçılığı. Bizim parayla, pulla işimiz olmaz. Biz yalnızca gazeteciliği biliriz’’ cevabını verdi.

27 Kasım 2018 tarihinde bu kez ‘‘Osman Kavala olayı’’ başlıklı bir yazı kaleme alan Bartu Soral, ‘‘Hukukun üstünlüğünü savunmak ve mağduriyetleri herkes için dile getirmek başka, Osman Kavala gibi bir profili yargı hatasından ötürü sürekli gündeme taşıyarak masum göstermek başka’’ sözleriyle yazısını sonlandırdı.

Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Orhan Bursalı, Zeynep Oral ve Enver Aysever, 29 Kasım 2018 tarihli köşe yazılarında Soral’a cevap verdi. Bursalı ‘‘Osman Kavala vakası, önce adaleti savunacağız’’ başlıklı yazısında şunları kaydetti: ‘‘Osman Kavala içeride bir yılı aşkın tutuklu ve neden tutuklu olduğu konusunda bilgi sahibi değil, çünkü iddianamesi yazılmadı. Daha önce mesela Büyükada’da ‘Türkiye’yi bölme plan ve haritalarının tartışıldığı casuslar’ toplantısı gibi, Fransız, Alman gazetecilerin de, Papaz Brunson’ın da ‘PKK yanlısı faaliyetleri, casuslukları’ iddiaları gibi bir olayla karşı karşıya olduğumuzdan şüphe mi etmeliyiz.. Yukarıda bahsettiğim kişilerin hepsi serbest bırakıldı. Çünkü hepsi Avrupa ve ABD’ye karşı kullanılmak üzere hazırlanmış davaların ‘siyasi esirleri’ydi. Bunlar ‘MİT-Siyasi polisin operasyonları’dır. Devletin geçmiş arşivinde, belleğinde var olan yüzlerce uyduruk dava gibi, bu davalar da adaletin önüne konur ve ‘gereğinin yapılması’ istenir. Gereğini yapacak bir dizi insan da el altında vardır. En azından, mümkün olduğunca uzun süre onları hapiste tutmak istenir.’’

‘‘Kavala’nın siyasi tercihlerine karşı çıkabilirsiniz fakat hukuk, adalet, adil yargılama vb. söz konusu olduğunda ne yapacaksınız’’ sorusunu yönelten Bursalı, ‘‘Bir insanın haksız yere içeride tutulduğu konusunda bir sürü şeyler söyleyeceksiniz, ama hukuki ve dava konusu olamayacak iddiaları iktidar ile paylaşacak ve ‘Evet haksızlık var, ama bu adam böyle bir kişi, nesini savunuyorsunuz, bırakın içeride kalsın’ demeye getireceksiniz. Buna sadece, ortak olmak denir’’ diye devam etti.

“Soral’ı yazısını okuduğumdan beri, hastalandım”

Zeynep Oral ”Diren sağduyu” başlıklı  yazısında bilindik üslubunun dışına çıkarak Soral’ın yazısının kendisini “hasta” ettiğini vurguladı: ”Dün bu gazetede kendini ‘Birleşmiş Milletler’de yöneticiydim’ diye tanıtan birinin (oysa uluslararası statüde olmayıp, sadece ulusal program yöneticisiydi) yazısını okuduğumdan beri, hastalandım. 17 Ekim 2017’de gözaltına alınıp 1 Kasım 2017’de gece yarısı bir polis sorgusuyla tutuklanan… O günden beri hapiste bir hücrede bulunan… O gün bugün iddianame bekleyen… O gün bugün savcı tarafından sorgulanmayan… Aralık 2017’de tutukluluk durumuyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvuruya ‘başvuru alındı’ yazısı dışında hiçbir cevap alamayan… Duruşma yapılmaksızın, “dosya üzerinden” tutukluluk halinin devamına karar verilen… Neden sonra geçen yaz sonu kendisine ve avukatlarına haber verilmeden, İstanbul Barosu’ndan avukat atayarak yapılan duruşmalı incelemeyle tutukluluk halinin devamına denilen… Gezi olaylarıyla iliştirilen Osman Kavala ile ilgiliydi okuduğum yazı. Sanki, bu kadar yetmez, gebertin diyordu yazı. Gezi yetmez, FETÖ ile, PKK ile de suçlayın diyordu. ‘Osman Kavala akil adamdı’ diyerek gerçek dışı olaylar sıralıyordu…
Yandaş gazeteler, yandaş elektronik yayınlar her gün birilerini hedef gösteriyor. Bunu bilmeyen yok. Dosyalardaki gizlilik kararlarına rağmen, suçlamalar ve karalamaların sonu yok. Ona da alıştı artık okur. Ama Cumhuriyet gazetesinde! Çok hastayım. Kusmamı ve öğürmemi durduramıyorum… İyileşinceye dek, siz okurlardan izin istiyorum.”

Enver Aysever’den Türkan Elçi alıntısı

Enver Aysever ise 29 Kasım 2018 tarihinde yayınlanan ‘‘Kavala, Demirtaş, Ilıcak ve adalet terazisi’’ başlıklı yazısında şu ifadelere yer verdi: ‘‘Osman Kavala tartışması sürüyor. Bir yılı aşkın süredir tutuklu birinden söz ediyoruz. İddianamesi yok. Hoş, yazılınca neyle karşılaşacağımız da meçhul. Benzer durum Selahattin Demirtaş için farklı bağlamda geçerli. AİHM sert uyarı yaptı. Kavala’nın da Demirtaş’ın da hakkını savunacağız. Neden mi? Ben memleketimde hukukun üstünlüğü olsun istiyorum. RTE önünde ceketini ilikleyen hukukçular olmasın istiyorum. İnsan haklarını savunurken ne Sorosçu olursunuz ne de terör örgütü üyesi(!), korkmayın! Hak savunuculuğu yapanları hedef göstermek, en hafiften ayıptır! Yazarları; gerici, faşist terör saldırılarıyla can veren Cumhuriyet gazetesinde çalışan herkesin görevi İlhan Selçuk, Uğur Mumcu çizgisini sürdürerek eşitlik, adalet için savaşmaktır. Adalet deyince Türkan Elçi ile bitirelim:

“Bir ihtimal, eşimin katilini gözaltına alırsanız sakın işkence yapmayın. İşkenceye karşı ömrünü adamış birinin katili bile adil yargılanmalı.” 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus