Sedat Pişirici ile Ekonomi Tıkırında (93): Acı ilaç

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ekonomi Tıkırında’nın 93. bölümünde Sedat Pişirici, Merkez Bankası’nın faiz arttırımı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Yeni bir dönem açılıyor” söyleminden hareketle, ekonomide ve demokraside gerçekten yeni ve kalıcı reformlar yapılıp yapılamayacağını değerlendirdi.

Merkez Bankası’nın yeni başkanı Naci Ağbal’ın ilk kez başkanlık ettiği Para Politikası Kurulu, 19 Kasım 2020 Perşembe günü toplanarak, %10,25 olan politika faizi oranını %15’e yükseltti. Kurul, faizi yükseltmekle kalmadı, “Tüm fonlamanın temel politika aracı olan bir hafta vadeli repo faiz oranı üzerinden yapılmasına karar vererek” beklenen sadeleşmeyi de gerçekleştirdi.

Faizin yükseltilmesi malumun ilamıdır, reel faizin resmileşmesidir. Sadeleşme ise faizdeki kafa karışıklığının giderilmesi için iyidir. Para Politikası Kurulu’nun açıkladığı kararda iki şey daha öne çıkıyor. İlki, “önümüzdeki dönemde parasal duruşun sıkılığı”nın, enflasyonu etkileyen tüm unsurlar dikkate alınarak, enflasyonda kalıcı düşüş sağlanana kadar kararlılıkla sürdürülecek olması. İkincisi de şu: Merkez Bankası, fiyat istikrarını sağlama ve sürdürme temel amacına enflasyon hedeflemesi rejiminin gerektirdiği şeffaflık, öngörülebilirlik ve hesap verebilirlik ilkelerini uygulayarak ulaşacak.

Bunlar iyi güzel hoş da işin içinde Erdoğan varken nasıl olacak? AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Merkez Bankası Başkanı’nı değiştirip yerine eski bakanlarından Naci Ağbal’ı, bunun üzerine istifa eden damadı Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın yerine de yine eski bakanlarından Lütfi Elvan’ı atamasının ardından ilan ettiği “ekonomi ve demokrasideki yeni dönem” gerçekten yeni bir dönem mi olacak? Yoksa “yeni” denen bu dönem, aslında eski dönemin bir devamı mı olacak?

Biraz geri dönüp hatırlayalım. Erdoğan politika faizi oranı %24 iken, “faiz sebep enflasyon netice” inanışı ile faizi düşürmüyor diye, 5 Temmuz 2019’da aldığı karar ile dönemin Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’yı görevden alıp, yerine yardımcısı Murat Uysal’ı atamıştı. Murat Uysal’ın başkanlığında Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, politika faizi oranını %8,25’e kadar indirdi. Kurul, geçen haziran, temmuz ve ağustos aylarında politika faizinde değişikliğe gitmeyerek oranı 8,25’te sabit tuttu.  Ama bütün bu süreçte döviz kurları aldı başını gitti. Merkez Bankası Para Politikası Kurulu da Eylül 2020’de faiz oranını %10,25’e yükseltti. Ekim ayı toplantısında ise faiz yüzde 10,25’te sabit tutuldu.

Ne var ki Murat Uysal da AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 6 Kasım 2020 Cuma günkü karar ile görevinden alınarak, yerine Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı, 64. ve 65. hükümetlerin Maliye Bakanı AKP’nin eski ekonomi işlerinden sorumlu genel başkan yardımcısı Naci Ağbal atandı. Naci Ağbal, 18 Kasım 2002’de kurulan ilk AKP hükümetinden itibaren AKP’nin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidarda olduğu 18 yıldaki altıncı Merkez Bankası Başkanı oldu.

Erdoğan, Murat Çetinkaya’yı da Murat Uysal’ı da 375 sayılı KHK’nin ek 35. maddesi ile 3 sayılı cumhurbaşkanlığı kararnamesinin 2. maddesi gereğince görevinden aldı. 375 sayılı KHK’nin ek 35. maddesi şöyle diyor: “Cumhurbaşkanınca süreli atanan üst kademe kamu yöneticileri, ilgili kanunlarda öngörülen görevden alma gerekçelerinin yanında kurumsal hedeflere ulaşılamaması nedeniyle de süreleri tamamlanmadan görevlerinden alınabilirler.” Yani Erdoğan, Murat Çetinkaya’yı da Murat Uysal’ı da “kurumsal hedeflere ulaşamadıkları için” görevden aldı.

Nedir bu kurumsal hedefler? Merkez Bankası Kanunu’nun 4. maddesi “Bankanın temel amacı fiyat istikrarını sağlamak” diyor. Fiyat istikrarı nedir? Onu da Merkez Bankası şöyle tarif ediyor: “Enflasyon, bir ekonomideki mal ve hizmetlerin fiyatlarında gözlenen sürekli ve genel kapsamlı artışı ifade eder. Günümüzde pek çok merkez bankası; enflasyonu kontrol altında tutarak istikrarlı bir yapıya dönüştürmeye, yani fiyat istikrarını sağlamaya çalışmaktadır. Fiyat istikrarı ise para politikasının uzun dönemli temel amaçları olan büyüme ve istihdama yönelik, ekonomik birimlerin karar alma süreçlerinde etkili olmayacak ölçüde düşük ve istikrarlı bir enflasyon oranını ifade eder. Fiyatların istikrarlı olması; fiyatların hiç değişmemesi değil, genel seviyesindeki uzun süren artış (enflasyon) veya düşüş (deflasyon) eğiliminin önlenmesi anlamına gelir. Bu sayede, Türk Lirası’nın satın alım gücü, dolayısıyla bir para birimi olarak güvenilirliği korunur.”

Yani mesele enflasyon. Murat Uysal en son 28 Ekim 2020’de kamuoyunun karşısına çıkarak, yılın son enflasyon raporunu açıklamıştı. Uysal, enflasyonun 2020 yılı sonunda %12,1 olarak gerçekleşeceğini tahmin ettiklerini söylemişti ki Merkez Bankası’nın daha önceki tahmini %8,9’du. Uysal, 2021 yılı sonu için %6,2 olan enflasyon tahminini de %9,4 olarak düzelttiklerini bildirmişti.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı en son enflasyon verisi ise ekim ayına ait. Buna göre ekimde enflasyon, tüketici fiyatlarında aylık %2,13, yıllık %11,89, üretici fiyatlarında aylık %3,55, yıllık %18,20, gıda ve alkolsüz içecek fiyatlarında aylık %3,03, yıllık %16,51 oranında artmış. Çekirdek enflasyon ise aylık %1,97, yıllık %12 oranında yükselmiş.

Toparlarsak, Erdoğan diyor ki “Faiz sebep enflasyon neticedir”. Bu inanışla diyor ki “faizi düşürün”. Merkez Bankası faizleri düşürüyor ama enflasyonda ne Merkez Bankası’nın ilan ettiği hedefler ne de Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın Yeni Ekonomi Programı’nda ilan edilen hedeflere tutuyor Ama arada döviz kurları fırlayıp gidiyor, hükümetin aldığı dış borcun faizi yükseliyor, Türkiye’nin risk pirimi yükseliyor. Ayaklar suya erince iki günah keçisi seçilip kurban ediliyor. Faiz yükseltiliyor. “Yeni dönem” ilan ediliyor.  Sonra bir bakıyorsunuz Merkez Bankası faizi %15’e çıkardıktan bir gün sonra

Erdoğan MÜSİAD Fuarı’nda çıkıp “Faiz sebeptir. Enflasyon neticedir. Bunu böyle bilelim.” diyor. E faizi neden yükselttiniz o zaman? Muratlar’ı neden görevden aldınız? Berat Albayrak’ı neden istifaya sürüklediniz? Bu süreçte döviz kurundaki artışı engelleyebilmek için neden Merkez Bankası’nın ve kamu bankalarının rezervlerini, bu milletin bu memleketin kara gün akçelerini erittiniz?

Bu arada, cumhurbaşkanının MÜSİAD Fuarı’ndaki konuşmasının cumhurbaşkanlığı web sitesinde yayınlanmış halinde “Faiz sebeptir. Enflasyon neticedir. Bunu böyle bilelim” laflarını bulamazsınız, onu da söyleyeyim.

Para bitmiş, Erdoğan MÜSİAD Fuarı’nda hedeflere ulaşmak için iş dünyası ve vatandaşlardan somut destek talep ediyor. Neymiş o somut destek? Yurtdışındaki tasarrufların ülkeye getirilmesi. Yurtiçinde yastık altındaki birikimin bankaya yatırılması. Neye güvenerek getirsinler? Neye güvenerek yatırsınlar? Yastık altındaki birikim için işaret edilen bankalardaki mevduatın yarıdan fazlası zaten dövizde. Erdoğan onun da farkında, Türk Lirası’na güvenlerini artırarak mevduatlarda döviz ağırlığının azalmasını sağlayacaklarını söyledi. O tren çoktan kaçmadı mı?

Söylemin kreşendosu da arkadan geliyor: “Milletimizin geleceğine güvenle bakabilmesi için bugün almamız gereken tedbirler neyse onları hayata geçirmekten kaçınmıyoruz. Gerekirse şu aşamada bazı acı ilaçları içmemiz gerektiğinin de farkındayız. Dün yapılan faiz artırımı kararını bu çerçevede değerlendiriyorum.”

İktidardaki 18 yılın sonunda geldik mi acı ilaca? Bu, iktidarın ekonomi politikasının iflasıdır. Bu, ekonomi politikasının iflasının en yetkili ağızdan itirafıdır.

Erdoğan aynı gün, MÜSİAD Fuarı’nda konuşmadan önce Üsküdar’daki Vahdettin Köşkü’nde, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) heyetini kabul ediyor. Orada diyor ki “Demokrasimizi, hak ve özgürlükleri, hukuku güçlendirerek yatırımları canlandıracak, ekonomimizi büyütecek, istihdamı artıracağız.” Tersinden okursak neymiş? Yatırımları canlandırmak, ekonomiyi büyütmek, istihdamı artırmak için, demokrasimizi, hak ve özgürlükleri, hukuku güçlendirmek gerekiyormuş.

Madem bunu biliyorsunuz, demokrasiyi, hak ve özgürlükleri, hukuku güçlendirmek için neden 18 yıl beklediniz? Hadi bekledeniz, organize suç örgütü lideri ana muhalefet partisi liderini tehdit ederken, koalisyonun küçük ortağının lideri organize suç örgütü lideri için “dava arkadaşım” derken, “Gezi olaylarının finansörü olanlarla, Kavalalar’la hiçbir zaman bir arada olamayız” denirken, seçilmiş belediye başkanları cezaevine atılmış yerlerine kayyum atanmışken, gazeteciler ikide bir tutuklanıp cezaevine atılırken, ülkedeki en güçlü muhalif seslerden biri olan Selahattin Demirtaş her seferinde bir şey uydurulup cezaevinde tutulurken, insanlar sabaha karşı evlerinden toparlanır, akşam yatan sabah başına ne geleceğini bilemezken, iktidarın demokrasimizi, hak ve özgürlükleri, hukuku güçlendireceğine, dolayısı ile yatırımların canlanacağına, ekonominin büyüyeceğine, istihdamın artacağına nasıl inanabiliriz?

İnanan pek yok zaten. Yok ki Türkiye İstatistik Kurumu’nun Merkez Bankası işbirliği ile yürüttüğü tüketici eğilim anketi sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi, kasım ayında bir önceki aya göre %2,2 oranında azalmış. Ekimde 81,9 iken, kasımda 80,1 olmuş. Tüketici güvenini yitirmiş. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu gösteriyor. Tüketici kötümser.

Geçen 12 aylık döneme göre hanenin maddi durumu endeksi ekim ayında 69,4 iken, kasım ayında %4,1 oranında azalarak 66,6 olmuş. Hanenin maddi durumu perişan.

Gelecek 12 aylık döneme ilişkin hanenin maddi durum beklentisi endeksi ekim ayında 79,5 iken, kasım ayında %0,6 oranında azalarak 79 olmuş. Tüketicinin, hanenin maddi durumunun iyileşeceğine ilişkin inancı sıkıntılı.

Gelecek 12 aylık döneme ilişkin genel ekonomik durum beklentisi endeksi ekim ayında 81,4 iken, kasım ayında %3,3 oranında azalarak 78,7 olmuş. Tüketicinin genel ekonomik durumun iyileşeceğine olan inancı sarsılmış 

Hal böyleyken, 18 yıllık bir iktidarın sonunda arabayı devirenler, ekonomide ve demokraside “yeni dönem” diyerek ehliyeti yenileme peşinde. Eyvallah, buna karar verecek olan seçmendir. Ama bu yeni dönemin yeni bir de “acı ilaç”ı var. O ilaç neden acı, o ilaç ne kadar acı, o ilacı kim içecek? Enflasyon, hayat pahalılığı, işsizlik, yoksulluk, koronavirüs salgını ile zaten canı yanmış olan halk mı? Acı ilaç içmeden bu işten sıyrılmanın bir yolu yok mu?

Bir instagram duyurusu ile görevi bırakan Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın istifa metninde de belirttiği gibi, “at izinin it izine karıştığı böyle çetin bir zamanda” ben de samimiyetle soruyorum. Geçen 18 yılın sonunda önümüze getire getire acı ilaç getiren bu siyasi iktidarın ekonomide ve demokraside yeni bir dönemin kapısını aralayabileceğine memlekete ve millete ileri demokrasi, kalkınmış ekonomi getirebileceğine inanıyor musunuz?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus