Sedat Pişirici ile Ekonomi Tıkırında (94): İstişare ve diyalog

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Merkez Bankası Başkanı’nı değiştirip, istifa eden Hazine ve Maliye Bakanı’nın yerine yenisini atadıktan sonra, ekonomi ve demokraside yeni bir dönem başlatacaklarını duyurmuştu. Bunun üzerine başta Hazine ve Maliye Bakanı olmak üzere bir kısım bakan, geçen hafta TÜSİAD ve TOBB ile görüştü, bu hafta da MÜSİAD ile görüşecek. Ekonomi Tıkırında’nın 94. programında bu görüşmeleri değerlendiren Sedat Pişirici, Erdoğan’ın TÜSİAD’dan destek isteyerek başlayan siyasi yolculuğunda yine TÜSİAD’dan destek istenen bir aşamaya gelindiğine dikkat çekip, istişare ve diyalogun önemli olduğunu ama bunun işveren örgütleri ile kalmayıp işçi, çiftçi, memur, esnaf örgütlerine de yayılması gerektiğini söyledi.

Gelişmeler malumunuz. Önce Erdoğan, Merkez Bankası Başkanı’nı değiştirdi. Sonra damadı Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak istifa etti. Erdoğan onun yerine eski bakanlardan Lütfi Elvan’ı getirdi. Sonra da ekonomide ve demokraside yeni bir dönemin kapısını araladıklarını duyurdu. Ardından Merkez Bankası, politika faizi oranını %15’e yükseltti. Her fırsatta “Faiz sebep enflasyon netice” diyen Erdoğan ise MÜSİAD Fuarı’ndaki konuşmasında bu faiz artışı için, “Milletimizin geleceğine güvenle bakabilmesi için bugün almamız gereken tedbirler neyse onları hayata geçirmekten kaçınmıyoruz. Gerekirse şu aşamada bazı acı ilaçları içmemiz gerektiğinin de farkındayız. Dün yapılan faiz artırımı kararını bu çerçevede değerlendiriyorum” dedi. Ama ısrarından da vazgeçmedi, “Faiz sebeptir. Enflasyon neticedir. Bunu böyle bilelim” diye vurguladı.

Erdoğan’ın dediğine bakarsınız, uyguladıkları ekonomi politikası sebep, acı ilaç netice ama ekonomide ve demokraside yeni bir dönemin kapısı aralandı ya, yeni Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, iş dünyası ile görüşeceğini duyurdu. Geçen cuma TÜSİAD ile cumartesi de TOBB ile görüşüldü. Bu hafta da MÜSİAD ile görüşülecek. 

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ile Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ın da katıldığı TÜSİAD toplantısı, Bakan Lütfi Elvan’ın Twitter hesabından bildirdiğine göre “verimli” olmuş. TÜSİAD Başkanı Simone Kaslowski de Twitter hesabından, toplantının bir “istişare ortamı” sağladığını belirtip, “ekonomi ve hukuk alanında çözümlerin, yapıcı bir istişare ortamında ele alınmasından büyük memnuniyet duyduklarını” belirtmiş. 

Toplantıda, bundan bir buçuk yıl önce yine TÜSİAD ile yaşanan sıkıntı gündeme geldi mi bilmiyorum ama ben hatırlatayım. Ekonomi Tıkırında’nın 20. programında 20 Mayıs 2019’da yaptığım yorumda, önce art arda gelen ekonomik verilerin vahametinden söz etmiş, sonra da sözü TÜSİAD ile Erdoğan arasında yaşanan gerilime getirmiş ve nihayetinde “Krizin faturasını kim ödeyecek” diye sormuştum. Neydi o gerilim? TÜSİAD Yönetim Kurulu, 1 Mayıs 2019’da, tam da işçinin ve emekçinin bayramında Ankara’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyaret etmişti. TÜSİAD’ın Yüksek İstişare Konseyi ise bu ziyaretten 14 gün sonra, 15 Mayıs’ta İstanbul toplanmıştı. Konsey başkanı Tuncay Özilhan’ın orada yaptığı konuşma Erdoğan’ı rahatsız etmiş, o da 16 Mayıs akşamı İstanbul’da polis ve jandarmaya verdiği iftar yemeğinde TÜSİAD’a verip veriştirmişti: Şöyle demişti Erdoğan: 

“Ben sizin 17 yıl önceki durumunuzu biliyorum. Bugünkü durumunuzu da biliyorum. Yeri gelirse bunları teşhir ederim. Ama şunu bilin ki Türkiye’yi dışarıdan vuranlar vurmaya çalışıyor, içeriden vuranlara bunun hesabını da sormasını da bilirim. Zira biz TÜSİAD’ın kasıtlı olarak Türkiye’yi alt sıralarda gösteren istatistiklerin illüzyonuna sığınmak yerine, mesela başlattığımız 2,5 milyonluk istihdam seferberliğine niçin destek vermiyor da bunu kendilerine hatırlatırım.’’

Erdoğan’ın bir değil iki kere başlattığı 2,5 milyon istihdam seferberliğinin sonuç vermediğini hatırlatıp devam edeyim. Tuncay Özilhan’ın TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi toplantısında sarf ettiği, Erdoğan’ın en çok tepki gösterip, “TÜSİAD’ın kasıtlı olarak Türkiye’yi alt sıralarda gösteren istatistiklerin illüzyonuna sığındığını” ileri sürdüğü sözler şunlardı:

“Küresel Rekabet Endeksi’ne göre 140 ülke arasında makroekonomik ortam açısından 116. sıradayız; enflasyonda 121., işgücü piyasası verimliliğinde 111. sıradayız;  yargının bağımsızlığında 111, kamu düzenlemelerine karşı yargıda hak aramada 109, basın özgürlüğünde 129. sıradayız; öğretimde eleştirel düşünmede 133, mesleki eğitim kalitesinde 132, dijital becerilerde 118, beceri sahibi çalışan bulma kolaylığında 117. sıradayız.’’

Başka ne diyordu Tuncay Özilhan: “Göstergelerdeki kötüleşme bir alandan diğerine, giderek ekonominin tamamına yayılıyor. İç ve dış borç göstergeleri kötüleşiyor. Bütçe dengeleri bozuluyor. İhracat artışı duraklıyor. İşsiz sayısı artıyor, sanayi üretimi durağanlaşıyor. Dolar cinsinden kişi başı gayrisafi yurtiçi hasıla rakamları geriliyor, rezervler eriyor, enflasyon yükseliyor, halkın alım gücü düşüyor, faiz oranları artıyor, Türk vatandaşı Türk Lirası’ndan kaçıyor. Uluslararası ilişkilerdeki gerilimler Türk Lirası’nın değerinde sert düşüşlere neden oluyor, bu sert düşüş reel sektörde maliyet artışına yol açıyor, üretim ve yatırım kararlarını bozuyor, şirketleri mali olarak zayıflatıyor, iflaslara yol açıyor.”

Yine Özilhan’a göre, bu sıkıntılar yeni de değilmiş. Demiş ki Özilhan, “Makroekonomik dengelerde uzun süredir devam eden bir bozulma var. Bu bozulma 2007’de başlıyor, küresel kriz derinleşiyor, sonra kısa bir toparlanma, ardından tekrar bozulma. Üretim alanında başlayan bozulma finansal alana geliyor, oradan kamu maliyesini etkiliyor ve dönüp tekrar reel sektöre geri geliyor. Türkiye 2002-2007 dönemindeki parlak günlerine bir türlü dönemiyor.”

Özilhan, o sırada gündemde olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptaline de değinmiş o konuşmasında ve ardından eklemiş: “Unutmayalım, hukukun üstünlüğü ve demokrasi olmadan hiçbir şey olmaz. Ne ekonomi olur? Ne de başka bir şey.”

O zaman sormuştum, “Erdoğan’ın TÜSİAD’a kızmaya, TÜSİAD’ın Erdoğan’a sızlanmaya hakkı var mı?” Benim cevabım “Yok” idi. Çünkü yıllar önce yola birlikte çıkmışlar, onca yıl da o yolda beraber yürümüşlerdi. Erdoğan 1994’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmiş, sonra Siirt’te yaptığı konuşma nedeniyle yargılanmış, 10 ay hapis cezasına çarptırılmış, 26 Mart 1999’da cezaevine girmiş, 4 ay 10 gün hapiste kaldıktan sonra, 24 Temmuz 1999’da tahliye edilmişti. Tahliyeden sonra artık belediye başkanı değildi. Bu tahliyeden üç ay sonra Hürriyet Gazetesi’nin 28 Ekim 1999 tarihli haberine göre, dönemin TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Bülent Eczacıbaşı, Yeniköy’deki evinde Erdoğan’a bir yemek verdi. Hürriyet Gazetesi’nin haberi diyordu ki “Tamamı TÜSİAD üyesi olan sekiz işadamı ile gerçekleşen yemekle ilgili ilk teklif birkaç ay önce Recep Tayyip Erdoğan’dan geldi. Erdoğan’a bu yemek için Münci İnci ile Cüneyt Zapsu aracılık etti. Eczacıbaşı, özellikle Zapsu’nun çok ısrar etmesi üzerine bu daveti gerçekleştirmeye karar verdi. Erdoğan, önceki akşam, aralarında Can Paker, Tuncay Özilhan, Cüneyt Zapsu, Erdoğan Gönül, Kaya Turgut, Sezgin Bayraktar ve Avukat Münci İnci’nin bulunduğu işadamları ile bir araya gelerek yepyeni bir Tayyip Erdoğan’a destek çağrısında bulundu.”

Habere göre, ev sahibi Bülent Eczacıbaşı, yemek sonrası yaptığı açıklamada, “Recep Tayyip Erdoğan bize görüşlerini açıklamak istedi, bu görüşme kendisine bir destek anlamına gelmiyor”; Tayyip Erdoğan da “Daha önceden tanıştığım dostlarımla birlikte olduk, ülkenin son zamanlarda yaşadığı gelişmeleri beraberce tahlil ettik. Bu verimli toplantıda asgari müştereklerimizin oluştuğunu gördüm. Çok mutlu oldum” demiş.

20 Mayıs 2019’daki yorumumda şöyle demişim: “Olan biten apaçık ortada. 20 yıl önce iktidar yürüyüşüne başlamadan önce TÜSİAD’a görüşlerini anlatmak isteyen Erdoğan, iktidara kavuştuktan 20 yıl sonra, o yemekteki dostlarından Tuncay Özilhan görüşlerini açıklayınca küplere biniyor. Ya da 20 yıl önce Erdoğan’ı dinleyip ikna olan, ona destek verip önünü açan TÜSİAD, 20 yıl sonra memleket otobüsünü ekonomik kriz virajında deviren Erdoğan’a, usturubunca ‘Direksiyonu bırak’ diyor. Öyle ya da böyle, 20 yıl önce yenen yemeğin faturası masaya şimdi geliyor. Şimdi soru şu: Erdoğan bu faturayı öder mi? Asıl soru da şu: TÜSİAD’ı bile yıldıran bu ekonomik krizin faturasını kim ödeyecek?”

Erdoğan ile TÜSİAD’ın yaşadığı gerilimin üzerinden bir buçuk yıl geçti. Erdoğan MÜSİAD Fuarı’nda konuştuğu gün, sabah saatlerinde de İstanbul’daki Vahdettin Köşkü’nde, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) heyetini kabul etti ve onlara “Demokrasimizi, hak ve özgürlükleri, hukuku güçlendirerek yatırımları canlandıracak, ekonomimizi büyütecek, istihdamı artıracağız” dedi.

Bu, bir buçuk yıl önce TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan’ın söylediklerinin doğru olduğunun bir itirafı değil mi? Bana göre öyle. Size göre de öyle ise o zaman neden bu doğruları kabullenmek için bir buçuk yıl beklendi? O zaman neden millet ve memleket bir buçuk yıl sıkıntı çekti Şimdi hiçbir şey olmamış gibi, Erdoğan’ın bakanları TÜSİAD ile bir araya gelip, ekonomide yeni dönem için tavsiyelerini alıyorlar. Yetmiyor, ertesi gün Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) heyeti ile de görüşüyorlar.

TOBB demişken, orası da bir başka alem! Yasal zorunluluk olmasa kimsenin üye olmayacağı bir yapı TOBB. Twitter hesabında, 1,5 milyon işletmenin tek temsilcisi olmakla övünüyor ama TOBB yönetimi o 1,5 milyon işletmeye “Durumunuz nedir, aç mısınız açıkta mısınız, bir ihtiyacınız bir isteğiniz var mı, bu hükümetten, bizim hükümetle kurduğumuz ilişkiden memnun musunuz değil misiniz” diye sormuyor. Nerden mi biliyorum? Medyascope da İstanbul Ticaret Odası’nın bir zorunlu üyesi, dolayısıyla İstanbul Ticaret Odası’nın bağlı olduğu TOBB’un temsil ettiği 1,5 milyon işletmeden biri. Ama faaliyette olduğumuz beş yıl içinde İTO’dan ya da TOBB’dan bir kişi bile bırakın halimizi, hatırımızı bile sormadı. Neyse… 

TOBB toplantısından sonra Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, Twitter hesabından, “sonuç odaklı bir toplantı” gerçekleştirdiklerini söyledi. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da Twitter hesabından, toplantıda Hazine ve Maliye Bakanı, Adalet Bakanı, Sanayi ve Teknoloji Bakanı, Tarım ve Orman Bakanı, Ticaret Bakanı, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı ve Merkez Bankası Başkanı ile kapsamlı bir istişare yaptıklarını duyurup, ekonomi ve reform gündemini değerlendirdiklerini belirterek, “Çözüm odaklı oldu. İstişare ve diyalogla sorunları çözebiliriz” diyor.

Bakın eski bir bakanın deyişi ile burası çokomelli: “İstişare ve diyalogla sorunları çözebiliriz.” İstişare ve diyalog, her türlü sorunun çözümünde önemli bir aşama. Çözümde önemli bir unsur olan “güven”in oluşması için de istişare ve diyalog önemli. Gelgelelim kimlerle istişare ve diyalog? Bu ülkede ekonomik krizden de krizi derinleştiren koronavirüs salgınından da en çok etkilenenler işçiler, çiftçiler, memurlar, esnaf, geniş halk kitleleri. Ekonomi yönetimindeki kısmi değişim nedeniyle nihayet ayağının suya erdiğini anladığımız hükümet ise şu ana kadar geniş halk kitlelerinin temsilcilerinden ziyade işveren temsilcileri ile görüşmeyi tercih etmiş görünüyor.

TÜSİAD ve TOBB ile görüşen, MÜSİAD ile de görüşecek olan bakanlar, işçi ve memur sendikaları ile çiftçi temsilcileri ile esnaf odaları ile yani görüştükleri-görüşülecek işverenlerin işletmelerinde çalışanların, görüştükleri-görüşülecek işverenlerin ürettiklerini satın alanların temsilcileri ile de görüşecek mi? Onlarla da istişare edecek ve diyaloga girecek mi? TÜSİAD ve TOBB ile görüşen, MÜSİAD ile de görüşecek olan bakanlar ve hatta hükümetin başı olan AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı, görüştükleri-görüşülecek işverenlerin işletmelerinde çalışanların görüştükleri-görüşülecek işverenlerin ürettiklerini satın alanların önemli bir bölümünü siyaseten temsil eden siyasi partilerle de ekonomide ve demokraside yeni bir dönem için diyaloga girecek istişare edecek mi? Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz demiş atalarımız. Bekleyip göreceğiz. Ama beklerken hükümet de görmeli ki güven, en azından ekonomik güven azalıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), geçen cuma, ekim ayında 92,8 olan ekonomik güven endeksinin, kasım ayında %3,5 oranında azalarak 89,5 değerine düştüğünü açıkladı. Ekonomik güven endeksindeki düşüş, tüketici, reel kesim (imalat sanayi), hizmet ve inşaat sektörü güven endekslerindeki düşüşlerden kaynaklanmış. Tüketici güven endeksi bir önceki aya göre kasım ayında %2,2 oranında azalarak 80,1 değerini, reel kesim güven endeksi bir önceki aya göre %2,1 oranında azalarak 107,4 değerini, hizmet sektörü güven endeksi %2,8 oranında azalarak 77,5 değerini, inşaat sektörü güven endeksi %5,7 oranında azalarak 79 değerini almış. Perakende ticaret sektörü güven endeksi aynı seviyede kalarak 95 değerini korumuş. Ekonomik güven endeksinin 100’den büyük olması genel ekonomik duruma ilişkin iyimserliği, 100’den küçük olması ise genel ekonomik duruma ilişkin kötümserliği gösteriyor. Yani genel ekonomik duruma ilişkin bir kötümserlik söz konusu.

Ekonomik güven endeksinin bir parçası olan tüketici güven endeksinin değerleri de 100’den küçüktü. Geçen 12 aylık döneme göre hanenin maddi durumu endeksi ekim ayında 69,4 iken, kasım ayında %4,1 oranında azalarak 66,6; gelecek 12 aylık döneme ilişkin hanenin maddi durum beklentisi endeksi ekim ayında 79,5 iken, kasım ayında %0,6 oranında azalarak 79; gelecek 12 aylık döneme ilişkin genel ekonomik durum beklentisi endeksi ekim ayında 81,4 iken, kasım ayında %3,3 oranında azalarak 78,7 olmuştu.

Dikkat ettiyseniz, ekonomik güven endeksinin alt kalemlerinde 100’ün üzerindeki tek endeks, reel kesim yani imalat sanayii güven endeksi. Her ne kadar bir önceki aya göre %2,1 oranında azalsa da 107,4 ile 100’ün üzerinde, yani “iyimser” bölgede. Bu iyimserlik, Türkiye’nin ekonomik büyümesinin üçüncü çeyreğine de kısmen yansımış görünüyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) bugün, 2020 yılının üçüncü çeyreğinde (temmuz-ağustos-eylül) gayrisafi yurtiçi hasılanın (GSYH) %6,7 oranında arttığını duyurdu. Bir başka deyişle Türkiye ekonomisi, 2020 yılının üçüncü çeyreğinde %6,7 oranında büyüdü. Ekonomi bu yılın ilk çeyreğinde %4,5 oranında büyümüşken, yılın ikinci çeyreğinde, yani bundan bir önceki çeyrekte, koronavirüs salgınının etkisi ile %9,9 oranında küçülmüştü.

Ne var ki gayrisafi yurtiçi hasılayı oluşturan faaliyetler incelendiğinde, ekonomik büyümenin tetikleyicisinin sanayi, inşaat, tarım ve hizmetten ziyade korku, endişe ve koronavirüs salgını nedeniyle kısmen eve kapanma ve bu nedenle de online çalışma olduğunu görüyoruz. 2020 yılı üçüncü çeyreğinde bir önceki yıla göre sanayi %8, inşaat %6,4, tarım %6,2, diğer hizmetler faaliyetleri %6, gayrimenkul faaliyetleri %2,8, kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri %2,4, hizmetler sektörü %0,8 oranında büyürken, finans ve sigorta faaliyetleri %41,1, bilgi ve iletişim faaliyetleri %15 büyümüş. Korku, endişe ve koronavirüs etkisi, budur. Dolayısıyla yılın üçüncü çeyreğindeki %6,7’lik büyümenin bir Anadolu deyişi ile mala davara faydası yoktur, emeği ile geçinen geniş halk yığınlarına ise hiçbir faydası yoktur.

Bir ülkeyi yönetirken, bir ekonomiyi büyütürken, bir krizi aşmaya çalışır ekonomide ve demokraside yeni bir dönem açacağınızı iddia ederken, üretim faktörlerinden sermaye ve girişimci ile görüşüp, doğal kaynakların sahipliğini ve dağıtımını kontrol altında tutup, emeği göz ardı edemezsiniz. İstişare edecek ve diyaloga girecekseniz, milletin tamamı ile istişare edeceksiniz, miletin tamamı ile dialoga gireceksiniz. Gelgelelim iktidarda, yola çıkarken 1999’da Eczacıbaşı’nın evinde yepyeni bir Tayyip Erdoğan için TÜSİAD’dan destek isteyen, 2020’de ise bu sefer bakanları aracılığı ile yine TÜSİAD’dan ekonomide ve demokraside yeni bir dönem için destek talep eden bir Erdoğan var. İstişare ve dialog tercihi şimdilik TÜSİAD, TOBB ve MÜSİAD olarak görünüyor. Umarım işçi, memur, çiftçi, esnaf ve muhalafetteki siyasi partilerle de görüşülür.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus