Sedat Pişirici ile Ekonomi Tıkırında (100): Çabalama kaptan…

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ekonomi Tıkırında’nın 100. programında Sedat Pişirici, ekonomik verilerin ışığında, ilk programdan bu yana geçen 735 günde ekonomide neler olup bittiğini değerlendirdi.

İyi günler,

Ekonomi Tıkırında, bugün “dalya” diyor. Bu, “Ekonomi Tıkırında”nın 100. programı. Huzurunuza ilk kez 7 Ocak 2019 Pazartesi günü çıkmıştım.

Programın başlığı “Betonarme ekonomisinin sonu” idi. Sizlere enflasyon, işsizlik, iç borç, dış borç, sanayi üretimi verilerini aktarmış, patlayan konkordatoları ve Merkez Bankası’nın karı olan 40 milyar liranın Hazine’ye aktarılacağını anlatmış ve o bölümü şöyle bağlamıştım:

“Bütün bu tablo bize neyi gösteriyor? Borç bini aşmış, şirkette panik var, mutfakta yangın var, hanede işsizlik var. Yabancı, Türkiye’ye kuşkuyla bakıyor. Yerli, Türk Lirası’na güvenmiyor, bulduğu her fırsatta her kuruşunu dolara yatırıyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın bankalarla ilgili düzenli yayınladığı verilere baktığımızda, yurtiçindeki yerli döviz mevduatının düzenli olarak arttığını görebilmek mümkün. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 17. iktidar yılında, betonarme ekonomisinin sonuna geldiğini görüyoruz.”

Sonra o zamanki TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik’in Cumhuriyet Gazetesi’ne verdiği söyleşiden bahsetmiştim. Bilecik, “TÜSİAD olarak 2019’da ekonomide öngörüleriniz neler” sorusuna şu cevabı veriyordu:

“2019’da bir süre daha finansmana erişim, nakit sıkışıklığı ve kredi daralmasının maalesef devam edebileceğini öngörüyoruz. Yüksek enflasyon da bizi zorlayacak başlıca konular arasında yer alacak. Ekonomimizin ciddi reformlar yapması ve yeni bir büyüme hikayesi yaratması gerekiyor. Türkiye eğitim sistemini, vergi sistemini, üniversitelerini, KOBİ’lerini, kısaca tüm ekonomisini yeni çağa daha uyumlu hale getirmeli.”

Bir soru daha soruluyordu Erol Bilecik’e: “Türkiye’de yaşanan gelişmeler ışığında yabancı yatırımcıların Türkiye’ye bakışı nasıl?” TÜSİAD Başkanı’nın cevabı şöyleydi: “Güvenlik kaygıları, kutuplaşan toplum, yabancılar tarafından gözardı edilmeyen noktalar. Hukuk, bağımsız yargı, özgürlükler önemli. Yatırımcılar, nereden olursa olsun Türkiye’nin yönünün batıda olduğunu görmek istiyor.”

Ben de ilk programı şöyle kapatıyordum: “Böyle bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu tablo ışığında 31 Mart 2019’da yapılacak bir yerel seçime doğru dolu dizgin gidiyoruz.” Gerisi malumunuz, 31 Mart’ta AKP İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyelerini kaybetti; İstanbul’a itiraz etti ama tekrar seçimde daha büyük bir hezimet yaşadı. 2019’un sonunda dünya koronavirüs ile tanıştı, Türkiye de 10 Mart 2020’de kamuoyuna açıklanan ilk vakadan bu yana salgın ile mücadele ediyor.

TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik’in o ilk programda sizlere aktardığım, az önce de hatırlattığım değerlendirmeleri, Merkez Bankası Başkanlığı’na Naci Ağbal’ın atanması, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın Instagram hesabından duyurarak istifa etmesi ve daha sonra yerine Lütfi Elvan’ın atanmasının ardından, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ekonomi, hukuk ve demokraside yeni bir dönemin kapısını aralıyoruz” demesi ile birlikte, görünürde hükümet politikası haline geldi. “Görünürde” diyorum, çünkü ilgili bakanların TÜSİAD, MÜSİAD ve TOBB’la görüşmelerinden başka kamuoyuna yansıyan bir gelişme yok. “Reform yapacağız” denmeye devam ediliyor lakin ufukta herhangi bir taslak dahi görünmüyor!

Görünen ne? Mesela işsizlik. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) bugün açıkladığı Ekim 2020 işgücü verilerine göre, Ekim 2020’de 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre 391 bin kişi azalarak 4 milyon 5 bin kişi olmuş. İşsizlik oranı ise 0,7 puanlık azalış ile %12,7. Tarım dışı işsizlik oranı ise %14,8. Ancak bu verilerden yola çıkılarak hesaplanan geniş işsizlik ise sayı olarak 8 milyon 435 bin, oran olarak %21.

İşsizlik azalırken, son aylarda olduğu gibi, nedense istihdam, yani çalışan sayısı da azalıyor! İstihdam edilenlerin sayısı Ekim 2020’de bir önceki yılın aynı dönemine göre 896 bin kişi azalarak 27 milyon 447 bin kişi, istihdam oranı ise 2,3 puanlık azalış ile %43,6 olmuş! Bu dönemde, istihdam edilenlerin sayısı tarım sektöründe 242 bin, sanayi sektöründe 82 bin, hizmet sektöründe 684 bin kişi azalırken inşaat sektöründe 110 bin kişi artmış. Görünen o ki koronavirüs tedbirleri hizmet sektörünü çok fena vurmuş. Buna rağmen yine de memlekette istihdam edilenlerin %55,7’si hizmet sektöründe çalışıyor, kalanın %17,6’sı tarım, %20,3’ü sanayi, %6,4’ü inşaata.

İşsizlik azalmış ama istihdam gibi işgücüne katılım da azalmış. Ekim 2020’de işgücü, bir önceki yılın aynı dönemine göre 1 milyon 288 bin kişi azalarak 31 milyon 452 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 3 puanlık azalış ile %50 olmuş. Veriler, 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranının bir önceki yılın aynı dönemine göre 0,4 puanlık azalışla %24,9, istihdam oranının ise 2,2 puan azalarak %30,6 olduğunu gösteriyor ama aynı dönemde gençlerin işgücüne katılma oranı da 3 puan azalarak %40,8 olmuş. Gençlerin durumu açısından vahim olan ise şu: Ne eğitimde ne de istihdamda olanların oranı, bir önceki yılın aynı dönemine göre 1,6 puanlık artışla %27,6 seviyesine yükselmiş. Dikkatinizi çekmek isterim, memlekette 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusun yakalaşık %28’i ne okuyor ne de çalışıyor.

Son olarak Ekim 2020’de işgücünün genel profiline bakalım. TÜİK’in bir işte çalışıyor saydığı 2 milyon 553 bin kişi, yine TÜİK tarafından  “ücretsiz aile işçisi” olarak sisteme kaydedilmiş. Öte yandan işgücüne dahil olamayanların 4 milyon 348 bini iş aramıyor ama çalışmaya hazır.  Bunların 1 milyon 511 bini ise bir iş bulmaktan ümidini tamamen kesmiş. TÜİK, işgücüne dahil olmayan 10 milyon 2 bin kişiyi de “ev işleri ile meşgul” diye tanımlıyor.

Çalışanı ile evde çalışanı ile çalışmayanı ile kimi mecburen açıkça yazılan kimi tablodaki satırların arasına saklanan, genişi 8,5 milyon, ücretsiz aile işçisi ve ev işleri ile meşgul olanı ile sayısı 21 milyona uzanan işsizleri, hele hele genç işsizleri eğitmeden, üretimin içine sokmadan, iş güç sahibi yapmadan ne ekonomide ne hukukta ne de demokraside ileri doğru bir adım atılabilir.

Siyasi iktidarın sözcülerinin her gün, hatta bazen günde birkaç tane anlattığı başarı öyküsü, ne bu işsiz sayısını perdeleyebilir ne de ekonomi yönetimindeki topyekun beceriksizliğin üzerini örtebilir. Bir hafta önce Ticaret Bakanı “2020 yılını ihracatta tarihi rekorla kapadık” diyor, bugün Merkez Bankası Kasım 2020’de cari açığın 4 milyar 100 milyon dolar olduğunu, Kasım 2020 itibariyle yıllık cari açığın 38 milyar dolara ulaştığını açıklıyor. Sattığımızdan kazanılan para, aldığımıza ödeneni karşılamıyor, neyin rekorundan bahsediyorsunuz.

En başta dedim ya bu program, Ekonomi Tıkırında’nın 100. programı. 7 Ocak 2019’da Merkez Bankası’nın efektif dolar satış kuru 5 lira 37 kuruş, avro satış kuru 6 lira 14 kuruşmuş, aradan 735 gün geçtikten sonra bugün dolar kuru 7 lira 44 kuruş civarında avro kuru 9 liranın üzerinde. Hepimiz bu cennet vatanda aç kalmadan, açıkta kalmadan, bir kuru ekmeğe muhtaç olmadan, refah ve huzur içinde yaşamak istiyoruz ama bakın işte onların açıkladığında bile işsizlik %12,7, enflasyon, %14,6, kişi başı yıllık milli gelir 9 bin doların da altına düşmüş, merkezi yönetimin iç borcu 1 katrilyon lirayı aşmış, memleketin dış borcu 435 milyar dolar. Dışardan borç almaya kalksan risk primin 305, daha birkaç ay önce çatışmaya kalktığın minik komşun Yunanistan’ın risk primi 95!

Bütün veriler “çabalama kaptan ben gidemem” diyor. Her kuyruk sıkıştığından hepimizin içinde olduğu iddia edilen bu tekne, bu kaptanla yürümüyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus