Sedat Pişirici ile Ekonomi Tıkırında (109): Reformun paketi kazın ayağı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, 12 Mart 2021 Cuma günü İstanbul’da, “istişare” ile hazırlandığını belirttiği ekonomik reform paketini açıkladı. Ondan iki gün önce ise Erdoğan’ın Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Başkanlığı’na “asaleten” atadığı Prof. Dr. Sait Erdal Dinçer, kurumun “yeni bir yöntem” ile işsizlik verilerini açıkladığı gün, kendinden önceki yönetimin “istişare” için kurduğu “Fiyat İstatistikleri Danışma Kurulu” ile “İşgücü Piyasası Danışma Kurulu”nu dağıttı. Ekonomi Tıkırında’nın 109. yayınında Sedat Pişirici, hem TÜİK’teki niyeti hem de paketteki reformun gerçekten reform olup olmadığını değerlendirdi.

AKP Genel Başkanı ve 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2 Mart 2021 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan kararı ile Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Başkanlığı’na, uzun bir süre sonra “asaleten”, Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sait Erdal Dinçer’i atadı. Bu, daha iki yıl dolmadan TÜİK Başkanlığı’na yapılan dördüncü atama. Mehmet Aktaş’ın üç yıllık başkanlığının ardından göreve vekaleten getirilen Yinal Yağan 13 ay sonra görevden alınmış ve yerine yine vekaleten yardımcısı Muhammed Cahit Şirin atanmıştı. Şirin de görevde dokuz ayını dolduramadan yerini 15 Şubat 2021’de yardımcısı Ahmet Kürşad Dosdoğru’ya bırakmıştı. Vekil başkan Dosdoğru’nun görevdeki 15. günü dolmadan da Erdoğan, TÜİK Başkanlığı’na asaleten Prof. Dr. Sait Erdal Dinçer’i getirdi.

AKP-Erdoğan iktidarının 10. TÜİK başkanı olan Prof. Dr. Sait Erdal Dinçer koltuğu oturduktan sonra TÜİK’in ilk açıkladığı veriler, işgücü verileri oldu. Oldu da veriler biraz kafa karıştırdı. TÜİK, işgücü verilerini kamuoyu ile paylaştığı 10 Mart 2021 tarihli bültende önce, Hanehalkı İşgücü Araştırması’nda Ocak 2021’den itibaren, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ile eş zamanlı olarak, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 19. Çalışma İstatistikçileri Konferansı (ICLS) kararlarına ve ilgili AB tüzüğüne uyum sağlamak amacıyla yeni düzenlemelere geçildiğini, işgücü piyasasındaki gelişmeleri daha iyi takip edebilmek amacıyla, istihdam ve işsizliğe ek olarak tamamlayıcı göstergeler tanımlandığını, AB İstatistik Ofisi (Eurostat) tarafından yayımlanan bu tamamlayıcı göstergelere işgücü istatistikleri bülteninde yer verilmeye başlandığını duyurdu. Bu düzenleme ile birlikte de üçer aylık hareketli ortalamalar olarak aylık yayımlanan işgücü istatistiklerinin, Ocak 2021’den itibaren bağımsız aylık tahminler olarak yayımlanacağını açıkladı.

Bu düzenlemeden önce en son Kasım 2020’nin işgücü verilerini açıklamış olan TÜİK, düzenleme ile Aralık 2020’nin işgücü verilerini atlayıp, Ocak 2021’in işgücü verilerini kamuoyu ile paylaştı. Kasım 2020’de ve esasen Kasım 2020’ye kadarki bütün bültenlerinde, önce “mevsim etkisinden arındırılmamış” veriyi açıklayan TÜİK, Ocak 2021’de ise “mevsim etkisinden arındırılmış” veriyi öne çıkardı. “Mevsim etkisinden arındırılmış” veri öne çıkarılınca, bültenin manşeti, “işsiz sayısı Aralık 2020’ye göre bin kişi azalarak 3 milyon 861 bin kişi oldu, işsizlik oranı ise 0,4 puanlık azalış ile %12,2 seviyesinde gerçekleşti” oldu. Ama Ocak 2021’de mevsim etkisinden arındırılmamış işsizlik oranı ise bir önceki yılın aynı ayına göre 0,7 puan azalarak %13,4, işsiz sayısı bir önceki yılın aynı ayına göre 226 bin kişi azalarak 4 milyon 194 bin kişi olarak gerçekleşmişti.

TÜİK’in Kasım 2020 için, mevsim etkisinden arındırılmamış işsizlik oranını %12,9, işsiz sayısını 4 milyon 5 bin olarak açıkladığı da hatırlanırsa, işsizlik oran ve verilerinde, Uluslararası Çalışma Örgütü kararları ve AB tüzüğüne uydurulduktan sonra ve “mevsim etkisinden arındırılmış” veri öne çıkarıldığında görülen azalma eğilimi, gerçekten takdire şayan. 

TÜİK verilerinden hareketle bilimsel çalışma üretecek akademisyenler ile politika üretecek siyasetçiler için önemli olan, mevsim etkisinden arındırılmış veriler. Bu açıdan bakınca TÜİK’in işgücü verilerini açıkladığı bültende “mevsim etkisinden arındırılmış” veriyi öne ve manşete çıkarması olumlu. Ama bu değişikliğe tam da ekonomik reform paketinin açıklanmasından önce gidilmesi manidar.

Manidar olan sadece bu da değil. Ne kadar kalem oynatılırsa oynatılsın, mızrak çuvala sığmıyor. Yeni düzenleme ile “İşgücünün genel profili” tablosunu paylaşmaktan da vazgeçen TÜİK, o tabloda yer alan “ev işleri meşgul olanlar” ve “ücretsiz aile işçileri” ile “bir iş aramayıp da çalışmaya hazır olanlar” yerine “zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizler”den oluşan “atıl işgücü oranı” verdi. Bu oran da Ocak 2021’de Aralık 2021’e göre 0,7 puan artarak %29,1 olmuş. İşte bu %29,1, asıl işsizlik oranı.

Tekrar ediyorum: Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizler”den oluşan atıl işgücü oranı, Ocak 2021’de %29,1. Yani TÜİK verilerinden hareket edilse dahi, Ocak 2021’de bu ülkedeki işsizliğin gerçek oranı, TÜİK bülteninde manşete çıkarılan %12 DEĞİL, “atıl işgücü oranı” olarak verilen %29’dur.

Bir süredir kamuoyunda, başta enflasyon ve işsizlik olmak üzere TÜİK verilerine yönelik bir güvensizlik vardı. Başkalarını bilmem ama bana kalırsa bu güvensizliği gidermek isteyen kurum, şubat ayının başında, “Fiyat İstatistikleri Danışma Kurulu” ile “İşgücü Piyasası Danışma Kurulu” oluşturulduğunu duyurmuştu. Kurullara üniversitelerden ve sivil toplum kuruluşlarından uzmanlar alınmış, böylelikle kamuoyuna “biz her ne kadar Hazine ve Maliye Bakanlığı’na, dolayısı ile hükümete, dolayısı ile hükümetin başına bağlı bir kurum isek de işimizi bağımsız ve bilimsel bir şekilde yapıyoruz, bakın işimizi yaparken bağımsız kurum ve kişilerden de destek alıyor, onlar ile istişare ediyoruz, o nedenle bize ve verilerimize güvenin” mesajı verilmek istenmişti.

Ama ne oldu? Erdoğan’ın “asil” TÜİK Başkanı Prof. Dr. Sait Erdal Dinçer, göreve başlar başlamaz bu iki danışma kurulunu dağıttı. Hem de kafa karıştıran işgücü verilerinin açıklandığı gün dağıttı. Hem de kurul üyelerine nezaketen yazılı bir bildirimde bulunmadan, bir kurum görevlisinin telefonu ile dağıttı. Öyle ki ilgili kamuoyu bu gelişmeyi ilk kez Medyascope’un haberinden öğrendiği sırada, aralarında henüz kurulların dağıtıldığını bilmeyen, henüz kendisine telefon edilip bilgi verilmemiş kurul üyeleri de vardı.

Bu kadro iktidara “istişare” diye diye gelmişti. Ama gün geldi, “alem buysa kral biziz” denilip, istişareden vazgeçildi. İstişareden vazgeçilince işler sarpa sardı. İstişarenin önemi ve gerekliliğini anlayanlar zararın neresinden dönülse kardır deyip harekete geçti. Ama işte TÜİK örneğinde görüldüğü gibi, istişare edilecek kurullar, nobranlıkla dağıtılıverdi.    

Halbuki, Erdoğan’ın damadı Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, istifasını instagramdan duyurup çarşı karıştığında, yerine atanan Lütfi Elvan, Erdoğan “ekonomide, hukukta ve demokraside reform yapılacağını” duyurduktan sonra, yanına gerektiğinde ilgili bakanları da alıp 27 Kasım 2020’den 25 Şubat 2021’e kadar, bir ekonomik reform paketinde neler bulunması gerektiğine ilişkin sırası ile TÜSİAD, TOBB, MÜSİAD, Hak-İş, TESK, TİSK ve Türk-İş ile istişare etmiş, 25 Şubat 2021’de de çalışmalarını tamamladıklarını, ekonomik reform paketinin, mart ayının ikinci haftasında, cumhurbaşkanı tarafından açıklanacağını duyurmuştu. AKP Genel Başkanı ve 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da 12 Mart 2021 Cuma günü İstanbul’da, Haliç Kongre Merkezi’ndeki “Ekonomi Reformları Tanıtım Toplantısı”nda paketi açtı.

Paketin içinden ne çıktı dersiniz? Esnafa vergi muafiyeti, kalfaya ücret artışı! Döner sermayeler ile özel emeklilik sandıklarının paralarına el konulacak. 18 yaş altındakiler de bireysel emeklilik sigortasına dahil edilecek. Yerel yönetimler merkezi yönetim izin vermeden borçlanamayıp muhtaçlara yardım edemeyecek. Başka? Başka yok. Hepsi bu kadar. Gerisi cek cak.

İktidarın dört ayda, hem de “istişare” ile hazırladığı pakette somut, doğrudan kaynak aktaran, kredi vs deyip “borç” değil, doğrudan kaynak aktaran -ki biri aslında alacağından vazgeçmek- sadece iki düzenleme var. İlki, basit usulde vergilendirilen berber, kuaför, tesisatçı, tuhafiyeci, marangoz, kaportacı, lastikçi, tornacı, çay ocağı işleticisi, terzi, tamirci gibi yaklaşık 850 bin esnaf gelir vergisinden muaf tutularak, beyan yükümlülüklerinin kaldırılacak olması.

Şimdi ilk soru şu: Alınmayacak vergi ne kadardır? Vergi uzmanı Dr. Ozan Bingöl, Sözcü Gazetesi’nin sorularını cevaplarken, 2020’de gelir vergisi tahsilatının 158,8 milyar TL, söz konusu basit usulde vergilendirilen 808 bin küçük esnaftan tahsil edilen verginin ise 227,5 milyon TL olduğunu belirterek, bu verginin toplam gelir vergisinin binde 14’ü olduğuna, esnaf başına ise 281 TL vergi tahsil edildiğine dikkat çekiyor. Yani esnafa verilen destek 281 lira mıdır? Ozan Bingöl, esnafın zaten 2020 yılı için şubat ayında vergi beyannamesi verdiğini tahakkuk eden verginin yarısını da şubatta ödediğini belirtiyor. O zaman esnafa verilen destek 140 lira mıdır? 

İkinci soru da şu: Esnafa bu minik, minicik vergi desteği hangi yıl için veriliyor? 2020 mi 2021 mi? Hangi yıl?

Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken de paket açıklanır açıklanmaz “kararlar sevindirici” diye tivit atmış. Hangisi sevindirici? 280 lira vergiden muaf tutulmak mı 140 lira vergiden muaf tutulmak mı? Hangisi?

İktidarın ekonomik reform paketindeki doğrudan kaynak ise Mesleki Eğitim Merkezi’ndeki kalfa ile onun işverenine. Tam olarak şöyle deniyor: “Mesleki Eğitim Merkezleri’ni gençler için daha cazip kılmak adına kalfalık döneminde alınan ücretlerde iyileşme sağlanacak ve yine Mesleki Eğitim Merkezleri’nde eğitim gören öğrencilerin ücretleri kamu tarafından karşılanarak, işveren üzerindeki yükler kaldırılacak.” Ama kalfanın şu anda kaç para aldığı, bu paranın kaç paraya yükseltileceği, işverenin üzerindeki, kaldırılacak olan yükün kaç para olduğu söylenmiyor!

Biraz araştırdım, Mesleki Eğitim Merkezi’ne gönderilen “çırak” için işverenin 2021 yılında ayda 770 TL ödeyeceğini öğrendim. Ama “kalfa” için bir bilgiye ulaşamadım. Öyle ya da böyle, esnafa, kalfaya verilen desteğin nedeni, muhalefetin çarşı, pazar, sanayi sitesi demeden, kapı kapı esnaf esnaf dolaşması gibi görünüyor. Ama o esnafa bu kadar destek bir seçim kazanmaya yeter mi onu da ilk seçimde göreceğiz.

Ekonomik reform paketi sanki verir, sanki destekler gibi görünüyor ama biraz dikkatli bakınca, kazın ayağının öyle olmadığı görülüyor. Paket, döner sermaye ve bireysel emeklilik düzenlemeleri ile “para bitti, para lazım” mesajı veriyor. 

Pakete göre, döner sermayeler 2022 yılı bütçesinden başlamak üzere aşamalı olarak merkezi yönetim bütçesine dahil edilerek bütçe hakkının kapsamı genişletilecek. Verimli olmayan döner sermaye işletmeleri de kapatılacak. Bu, 1925 yılından beri var olan ama AKP iktidarı tarafından 2003 yılında çıkarılan 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile tasfiye edilmek istenip nedense bir türlü tasfiye edilmeyen döner sermayeli işletmeler için verilmiş son karar. 

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın verisine göre, başta Sağlık Bakanlığı ve üniversiteler olmak üzere 20 kamu kurumunda 3001 tane döner sermayeli işletme bulunuyor. İşte hükümet “reform” diye bunları merkezi yönetim bütçesine dahil edecek. Bugün koronavirüs salgınına karşı canları pahasına görev yapan, iktidarın gizlediği gerçekleri gözlerini budaktan sözlerini dudaktan sakınmadan ortaya çıkaran hekimler ile yine iktidarın dümen suyu yerine bilimin okyanusunu tercih eden üniversite öğretim üyeleri de bir ek gelirden mahrum kalacak. 

Öte yandan, ekonomik reform paketine göre, Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) dışındaki özel emeklilik hizmeti veren sandık, vakıf ve benzerlerinin kasasındaki birikimlerin, cazip imkanlarla 2023 yıl sonuna kadar BES’e aktarımına imkan sağlanacak, yanı sıra 18 yaşından küçüklerin de BES’e dahil edilmesini sağlayacak düzenlemeler yapılacak.

AKP iktidarı 2005 yılından beri özel emeklilik sandıklarını Sosyal Güvenlik Kurumu’na devretmeye uğraşıyor. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarını aşan düzenlemeler de yapıldığı halde gerçekleşmeyen bu devir, şimdi “reform” diye milletin önüne konuyor. SGK için astarı yüzünden pahalı bu devir, ertelenip duruyordu. Ama artık parasızlık cana tak demiş olacak ki vatandaşın sandıklardaki parası yine iştah kabartmış.

İktidarın bir başka reformu da “yerel yönetimlerin borç stokunun artmasını önleyecek ve borç sürdürülebilirliğini sağlayacak düzenlemeler yapılarak, mali disiplinin güçlendirilecek” olması. Ayrıca “soysal yardımların etkin bir biçimde dağıtılması için, belediyelerce verilenler de dahil olmak üzere sosyal yardım verilerinin tamamı Bütünleşik Sosyal Yardım Bilgi Sistemi’ne entegre edilecek”miş. Yerel yönetimin borcundan merkezi yönetime ne? Çok sıkışırsan borcuna kefil olmazsın. Ama dedim ya kazın ayağı öyle değil. Reform dedikleri bu girişim, hem muhalefete kaptırılan belediyeleri mali bakımdan köşeye sıkıştırıp çalışamaz hale getirecek hem de kentteki yoksula, muhtaca, gence, yaşlıya yardım edilmesini engelleyecek.  

Hadi iktidarın niyeti halis değil. Ama asıl hüzün verici olan ne biliyor musunuz? Paketin o gün açılacağı bilinirken, memleketin esnaf esnaf dolaşan muhalefeti ertesi gün çıkıp da “Paket öyle olmaz böyle olur” diyemedi, milletin önüne gerçek bir ekonomik reform paketi koyamadı. Bu ülkenin işsizleri, yoksulları, ücretli çalışanları, yine el elde baş başta kaldı.

Gelelim kazın ayağına. Rivayet o ya, Timur’un Anadolu’yu fethettiği dönemde Nasreddin Hoca, bir gün Timur’a kızarmış bir kaz götürmeye niyetlenmiş. Lakin götürürken kaz mis gibi kokmuş, hocanın canı çekmiş, kazın bir budunu mideye indirmiş. Huzura kabul edildiğinde Timur bakmış ki hocanın ikramı kazın bir ayağı yok. Malum kendisi de Timurlenk. “Hoca bana hakaret ediyor” diye düşünüp çok kızmış. Nasreddin Hoca durumu düzeltmek için “Hakanım, bakın çeşme başındaki kazlara, bizim Akşehir’in kazları hep tek ayaklıdır” diyerek, tek ayak üzerinde uyuklayan kazları göstermiş. Timur ise “Yoo hoca, kazın ayağı öyle değil” demiş ve “Dürtün bakayım şu kazları, kaç ayakları varmış görelim” diyerek askerleri çeşme başına göndermiş. Askerlerin sopasını yiyen kazlar uyanıp da iki ayak üzerinde kaçışınca, Timur da hocaya sormuş: “Hani Akşehir’in kazları tek ayaklıydı?”

Rivayet burada bitmiyor. Timur, “Hani Akşehir’in kazları tek ayaklıydı” diye sorunca, kellesinin gideceği korkusu ile Nasreddin Hoca cevap vermiş: “Vallahi hakanım eğer o sopayı sana vursalardı, değil iki ayak, dört ayakla kaçardın.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus