Kadınlar ve LGBTİ+’lar, İstanbul – Kadıköy’de Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesini protesto etti: “Ya görevinizi yapın ya da istifa edin çünkü bizim bir kişi daha eksilmeye tahammülümüz yok”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Haber & Kamera: Beyza Kural

Kurgu: Özgün Özgül

“İstanbul Sözleşmesi’ni Uygula” kampanya grubunun çağrısıyla İstanbul Kadıköy’deki Beşiktaş İskelesi önünde yapılan eylemde kadınlar ve LGBTİ+’lar sözleşmeden vazgeçmediklerini vurguladı.

Türkiye’nin tarafı olduğu İstanbul Sözleşmesi’nden 20 Mart gecesi Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararıyla çıkılmasına yönelik protestolar sürüyor. “İstanbul Sözleşmesi’ni Uygula” kampanya grubunun çağrısıyla bugün (27 Mart) İstanbul Kadıköy’deki Beşiktaş İskelesi’nde yapılan eyleme yüzlerce kadın ve LGBTİ+ katıldı. Polis barikatları ile çevrelenen alana arama noktasından girildi ancak güvenlik güçleri eylem için getirilen ses sisteminin alana alınmasına izin vermedi. Eyleme gelenler ise ses sisteminin alınmamasına tepki gösterdi. Bu sırada barikatların dışında kalan protestoculara polis müdahale etti. Bu müdahaleye de tepki gösterildikten sonra arama noktasından eylem alanına girişler devam etti.

Eylemde kadınlar ve LGBTİ+’lar, “İstanbul Sözleşmesi bizim, vazgeçmiyoruz” pankartı, dövizler, LGBTİ+, trans bayrakları ile erkek şiddetine tepki gösterdi, sözleşmeden çıkılmasının iptali ve uygulanması taleplerini dile getirildi. 

“Vazgeçmiyoruz”

İstanbul Sözleşmesi Uygulansın Kampanya Grubu adına İrem Kayıkçı, Feride Eralp ve Esril Bayrakçı‘nın okuduğu açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“Aylardır yürütülen kadın ve LGBTİ+ düşmanı, dinci ve muhafazakâr kampanyalar sonucunda 20 Mart gecesi İstanbul Sözleşmesi’nin Cumhurbaşkanı kararı ile tek taraflı olarak feshi ilan edildiğinden beri sokaklardayız. Şimdi bir de bu hukuksuz kararın Avrupa Konseyi’ne alelacele bildirilmesiyle üç aylık ‘çekilme’ süresi başladı. Bu kararı verenler, Türkiye’nin kadına yönelik şiddeti engelleyen uluslararası bir sözleşmeden, adı İstanbul olan, İstanbul’da imzaya açılan sözleşmeden ilk çekilen ülke olmasını istiyorlar. Ama hatırlatıyoruz: İstanbul Sözleşmesi bizim. İstanbul Sözleşmesi hâlâ yürürlükte ve her satırını uygulatana kadar mücadeleye devam edeceğiz.

İstanbul Sözleşmesi’ni böylece feshedebileceğini sananlara kötü bir haberimiz var.

Tek başına tüm kadınlar adına karar almaya cüret edenlere kötü bir haberimiz var.

‘İstanbul Sözleşmesi’ni geri çektirmeyi başardık, sıra 6284 sayılı kanunda’ diye sevinenlere kötü bir haberimiz var.

Kadınlara ikinci sınıf muamelesi yapma, kendilerine köle etme arzusuyla yanıp tutuşanlara, şiddet uygulayıp çocuk yaşta evlendirmek isteyenlere, çocukları istismar etme özgürlüğü isteyenlere, LGBTİ+’lara şiddeti kendine hak sayanlara kötü bir haberimiz var.

‘İstanbul Sözleşmesi yetmez, kadına karşı ayrımcılığı önleyen CEDAW’dan da çocukları istismardan koruyan Lanzarote Sözleşmesi’nden de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden tek adamın imzasıyla çıkıveririz. ‘Anayasadan eşitlik ilkesini kaldırırız, kadınları nafakadan mal paylaşımına tüm ekonomik haklarından eder böylece kendimize mecbur ederiz’ diye umutlananlara kötü bir haberimiz var.

Devlet kadınları ve çocukları erkek şiddetinden koruma, kadınları güçlendirecek destek mekanizmalarını oluşturma, failleri etkin biçimde yargılayıp cezalandırma, erkek şiddetini önleme ve bütünlüklü politikalar oluşturma yükümlülüklerini reddettiğini ilan ettiği için memnun olan şiddet faillerine kötü bir haberimiz var.

‘Gece o saatte orada ne işi vardı’, ‘Yemeğin tuzu eksikti’, ‘Beni terk etmeye kalktı’ gibi gerekçelerle erkeklerin değil de kadınların öldürülmesinin tek nedeni toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyken, eşitliği temel almayan düzenlemelerle şiddetle mücadeleye devam ettiği yalanına kanacağımızı sananlara kötü bir haberimiz var.

Kadın düşmanlığının, katillerin sırtını sıvazlamanın, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim temelli ayrımcılığın resmi devlet politikası haline gelmesine alkış tutanlara kötü bir haberimiz var.

Devlet bugün sizin yanınızda, kadınların karşısında olabilir ama siz çoktan kaybettiniz. Biz var olduğumuz için, birbirimizin yanında olduğumuz için, cesaretimizi bugün tek kalemde üstünü çizmeye kalktığınız hakları yüzyılların mücadelesiyle elde etmiş kadınlardan aldığımız için kaybettiniz. Kendi adımıza karar vermekten, eşitlikten, özgürlükten ne olursa olsun vazgeçmeyeceğimiz için kaybettiniz. Biz ‘hayır’ dediğimiz andan itibaren kaybettiniz. Çünkü tüm bunların geri dönüşü yok.

Biz buradayız. Her yerdeyiz. İsyandayız. Daha bu hafta içi, bir gün içinde en az dört kadın öldürüldü. İstanbul Sözleşmesi’ni feshetmeye harcanan çaba uygulamak için harcansaydı hayatta olabilirlerdi. İstanbul Sözleşmesi’ni uygulamakla yükümlü olduğu halde uygulamayanlar, şiddeti önlemeyenler, cezasız bırakanlar, eşitliği sağlamayanlar bu cinayetlerin suç ortağı. Açıkça söylüyoruz: Ya görevinizi yapın ya da istifa edin. Çünkü bizim bir kişi daha eksilmeye tahammülümüz yok. Yaşama hakkımızın güvencesi olan İstanbul Sözleşmesi’nden de tek bir hakkımızdan da vazgeçmiyoruz. Herkesi toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanana kadar mücadelemizi birlikte büyütmeye çağırıyoruz.

Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz!”

İstanbul Sözleşmesi nedir?

Avrupa Konseyi’ne üye tüm devletleri bağlayan sözleşmeyi imzalayan ilk ülke Türkiye. 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açılan ve “İstanbul Sözleşmesi” olarak bilinen “Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi”, 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girdi. 19 Mart’ı 20 Mart’a bağlayan gece Türkiye, Cumhurbaşkanı kararıyla sözleşmeden ayrıldı.

İstanbul Sözleşmesi, erkek şiddetine maruz bırakılan kadınların ve LGBTİ+’ların korunması konusunda bağlayıcılığı olan uluslararası ilk sözleşme niteliğinde.

Birinci maddesi, İstanbul Sözleşmesi’nin amacını şöyle tanımlıyor:

– Kadınları her türlü şiddete karşı korumak ve kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak.

– Sözleşme, kadına kadın olduğu için ayrımcılık yapılmasını engelliyor ve kadın, erkek, çocuk, engelli, mülteci, LGBTİ+ bütün bireyleri ev içi şiddetten koruyor.

– Sözleşme, toplumsal cinsiyet eşitliği kavramını tanımlayan ilk bağlayıcı metin olma özelliği taşıması açısından da önemli. Erkek şiddetine karşı yerel, ulusal ve küresel mücadelede de kritik önemde.

– Erkek şiddeti mağdurlarına psikolojik ve hukuki danışmanlık sağlanması ve yeterli sayıda sığınma evi tahsis edilmesi sözleşmenin koruma maddeleri arasında.

– Yargılamada kadına yönelik şiddetin suç sayılması ve gerekli cezaların verilmesinin sağlanması da sözleşmeyle öngörülüyor. Sözleşme; kadına yönelik şiddette gelenek, töre, din ya da “namus” gerekçelerini de yaptırıma tabi tutuyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus