Sahada haber takip eden gazetecilere karşı polis şiddeti – Emre Orman, Erol Önderoğlu ve Mustafa Kuleli ile söyleşi: “Türkiye’de gazetecilere yönelik kapsamlı bir operasyonla karşı karşıyayız, bu operasyon saray tarafından kurgulanıyor”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

İstanbul – Kadıköy’de geçen salı günü (20 Temmuz) düzenlenen Suruç katliamı anması sırasında sekiz gazeteci haber takibi sırasında yaralandı. Görüntü ve ses kaydı alınmasını yasaklayan Emniyet Genel Müdürlüğü genelgesinden sonra polisin, gazetecilere uyguladığı baskı daha görünür hale geldi. 26 Haziran 2021 tarihinde İstanbul’da düzenlenmek istenen LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’ne de polis müdahale etmişti. Müdahale sırasında yürüyüşü görüntüleyen Fransız haber ajansı AFP’nin foto muhabiri Bülent Kılıç, polis tarafından boğazına basılarak gözaltına alınmış ve Kılıç’ın “Nefes alamıyorum” dediği duyulmuştu. Suruç katliamı anması sırasında haber takip eden ve polis tarafından elmacık kemiğine yumruk atılan gazeteci Emre Orman ile yaşadıklarını, Journo Genel Yayın Yönetmeni ve Türkiye Gazeteciler Sendikası yöneticisi Mustafa Kuleli ve Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Türkiye (RSF) Temsilcisi Erol Önderoğlu ile Türkiye’de basın özgürlüğünü ve gazetecilere yönelik baskıları konuştuk. 

Emre Orman: “Gazeteciler bilerek hedef alındı”

Gazeteci Emre Orman 

İstanbul – Kadıköy’de Suruç anması nedeniyle bir araya gelen topluluğun yürüyüşüne izin verilmedi. Plastik mermi ve biber gazı kullanan polisler, eylemcileri ve gazetecileri darp etti. Olay sırasında yaralanan ve kamerası bozulan Emre Orman“Gazeteciler bilerek hedef alındı” diyor:

“Çatışmalar başladıktan sonra plastik mermi sıkıldı. Basın kenarda duruyordu. Kenarda basına da plastik mermi sıkıldı. Uzun zamandır eylemlerde TOMA devreye girmiyordu. O gün alanın bir sağında, bir de solunda duran iki TOMA’dan da müdahale edildi. İlk müdahale anında kamerama gelen su nedeniyle, şu an kameramın ekranı çalışmıyor. Alışılagelmiş eylemlerde polis müdahalesi sonrasında kitle dağılmıyorsa gözaltılar başlar. Ancak Suruç anmasında bu olmadı. Arka taraftan su, ara sokaklardan ise plastik mermiler sıkıldı ve kitle ortada sıkıştı. Kitlenin bir kısmı HDP ilçe binasına girerken, ortada kalan kitle ise polisin sert müdahalesi ile karşı karşıya kaldı. Yaşananlar alışılmış dışındaydı. Polis o gün gözaltı için gelmemişti. Şu nedenden söylüyorum: Gözaltı için gelen polis yerdeki flamaları alıp öğrencileri dövmeye çalışmaz ve insanların üstünü yırtmaz. Orada hırs ve öfke vardı. Kadıköy İlçe Emniyet Müdürü Ayhan Karaduman’ın emri dahilinde oldu her şey.

Gazeteci Fatoş Erdoğan ve gazeteci Emre Orman

Bir kadının, gözaltı sırasında kıyafeti paramparça edildi. Gazeteci arkadaşımız Yasin Akgül bunu görüntülemek istediği zaman polis ‘Ne yapıyorsun?’ diyerek üzerine yürüdü. Bir arkadaşımıza ise ‘Bana ne basından, çekemezsin’ dediler. Biz o esnada TOMA’nın önündeydik. Karaduman, ’Çıkarın şu basını’ emrini verdi ve çevik kuvvet üstümüze yürüdü. Ortada sıkıştık. Fatoş Erdoğan’ı fırlattılar. O andan sonra daha da olay büyüdü. Kalkanlarla sıkıştırdılar ve plastik mermi sıktılar. Üç polis beni TOMA’nın önüne sıkıştırdı ve bir tanesi elmacık kemiğime yumruk attı. Birçok arkadaşımız yaralandı. Yayınlanan görüntülerde polislerin kask numarası belli. O olayın üzerinden üç hafta geçti ve daha sert bir saldırıyla karşılaştık. Bize yapılan Gezi döneminden sonra yapılan en büyük saldırıydı. Yumruk atan polislerin yüzündeki kini gördüm.”

“Gezi Parkı olaylarından beri bu kadar sert müdahale olmadı

Emre Orman, Gezi Parkı olaylarından beri bu kadar sert müdahale olmadığını belirtiyor. Kendisine yumruk atan polisin kask numarasının belli olduğunu belirten Orman, olay esnasında polisin dalga geçerek “Size bir şey yapmadık. Sakin olun” dediğini aktarıyor ve “Bir şey yapmamış halleri buysa, yapsalar ne olacaktı acaba? diye sorarak ekliyor: “Biz gazetecilik yapmaya devam edeceğiz.”

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Türkiye (RSF) Temsilcisi Erol Önderoğlu

Erol Önderoğlu: “Toplumumuz, medya temsilcilerini susturmayı amaçlayanların antidemokratik hesaplarını iyi görmelidir”

Emniyet Genel Müdürlüğü 27 Nisan 2021 tarihinde yayımladığı genelge ile kolluk personelinden kamusal alanda görevlerini yaparken ses ve görüntü kaydı alanların engellenmesini istedi. Gazetecilerin yaşadıklarının, bu genelgeden ayrı düşünülmemesi gerektiğini söyleyen Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Türkiye (RSF) Temsilcisi Erol Önderoğlu, gazetecilere karşı uygulanan baskıların yargı önünde durdurulması gerektiği yoksa toplumun körlüğe itileceği düşüncesinde:

“Toplumsal eylemleri kamuoyunu bilgilendirme amaçlı izleyen medya temsilcilerine yönelik şiddeti, 27 Nisan 2021 tarihli polis müdahalelerinin görüntülenmesini engelleyen Emniyet Genel Müdürlüğü genelgesinden ayrı görmek hatalı olur. Bu şiddet, ister Türkiye’de, Avrupa’da isterse dünyanın başka bir yerinde, politik otoriterleşmenin karşılaştığı siyasi veya seçimsel riskler karşısında toplumu körleştirmeye hizmet ediyor. Gerçeğe ve şeffaflığa hizmet edenleri acımasızca hedef alıyor. Bu şiddet, kayda değer bir tepki ve yargı kazanımıyla durdurulmazsa toplumun körlüğüne hizmet eder. Toplumumuz, medya temsilcilerini susturmayı amaçlayanların kendilerine yönelik antidemokratik hesapları çok iyi görmelidir.”

Journo Genel Yayın Yönetmeni ve Türkiye Gazeteciler Sendikası yöneticisi Mustafa Kuleli

Mustafa Kuleli: “Türkiye’de gazetecilere yönelik kapsamlı bir operasyonla karşı karşıyayız”

Journo Genel Yayın Yönetmeni ve Türkiye Gazeteciler Sendikası yöneticisi Mustafa Kuleli de 27 Nisan 2021 tarihli genelgeye değiniyor ve bu genelgeyle birlikte özgür medyaya karşı baskıların daha da arttığını belirtiyor. Cezasızlıkla birlikte gazetecilere karşı müdahalelerin daha da sıklaştığını anlatan Kuleli, gazetecilere ve gazetecilik yapan kurumlara karşı sistematik bir saldırının olduğunu söylüyor:

“Çok uzun bir zamandır Türkiye’de gazetecilere ve gazeteciliği sürdürmeye çalışan kurumlara yönelik kapsamlı bir operasyonla karşı karşıyayız. Bu operasyon her anlamıyla saray tarafından kurgulanıyor. Asla geri adım atmıyorlar ve yeni yöntemler, yönetmelikler çıkararak özgür medyayı boğma yönünde sistematik bir saldırı yönetiliyor. Bu genelge de bunun bir adımı idi. Sokaktaki polis şiddetini korumaya, aklamaya yönelik bir hamleydi ve bunun da işe yaradığını görüyoruz. Son bir ayda sokaktaki muhabire yönelik saldırılar ve polislerin çok azı hakkında idari soruşturma açılması bir cesaretlendirme tutumudur. Bu, ‘Biz sizin arkanızdayız, gazetecilere saldırabilirsiniz’ demek.”

Polisler gazeteci olduklarını bildikleri için müdahale ediyor”

Kuleli de Emre Orman gibi düşünüyor ve sahada gazetecilerin sırf gazeteci olduğu için şiddet gördüğünü belirtiyor. Hükümetin gazetecilik alanında belli sınırları olduğunu ve onun dışına çıkıldığı zaman düşmanca davranıldığını söyleyen Kuleli, bu müdahalelerin tüm medyaya bir mesaj olduğu görüşünde:

“Hükümet makul bir gazetecilik faaliyeti bekliyor. Tabii buna gazetecilik denemez. Eğer o çizilen sınırın dışına çıkıp, sokaktaki polis şiddetini görüntülersen doğrudan seni hedef alıp, düşmanca davranıyorlar. Burada polisin gazetecileri, bilerek, isteyerek hedef aldığını biliyoruz. Sokaktaki arkadaşlarımız bunu söylüyorlar. Gazeteci olduklarını bildikleri için vuruyor polisler. Bu, bütün Türkiye medyasına bir mesajdır.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus