Carl Sagan: Eğitim sistemi üzerine (1995- Türkçe altyazılı)

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Bilimin popülerleşmesi için yaptığı çalışmalarla tanıdığımız Carl Sagan, bilimin ne olduğu ve ne işe yaradığı üzerine kafa patlatan hemen herkes için bir durak noktası olmuştur muhtemelen. Şahsen, Cosmos belgeseli ile tanımıştım Sagan’ı. “Aaa,” demiştim kendi kendime, “Dünyayı bu şekilde anlamak mümkün olabilir mi acaba?”

Olmamıştı tabii; felsefe de bilim de, hatta edebiyat veya müzik de asla yeterli gelmez anlamak için. İnsanın kendi içinde ve dışarıda olup bitenleri bir noktada buluşturması, “hah” demesi, “işte şimdi oldu” diye eklemesi pek olası bir iş değildir. En azından bana göre olaylar böyle gelişti -veya gelişmedi.

Carl Sagan, kimsenin bilmediği gizli bir ilmi sunmaz insanlara. Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı’nda evrenin bütünlüklü bir resmini çizmeye çalışmanın yanında, neyin bilim neyin sözdebilim olduğunu anlatmaya çabalar misal. Bilimin tarih içerisinde izlediği serüvenleri olabildiğince basit ve anlaşılır bir dille insanlara aktarmak, insanlarda bilim ilgisinin uyanmasını sağlamak için uğraşır. Yine aynı şekilde Kozmos da evrenin o koca hacimli gerçeğini ele avuca sığacak bir biçime sokmak, evrendeki yerimizi ve yalnızlığımızı irdelemek için kaleme alınmıştır.

Bunların yanında, aynı isimle beyaz perdeye aktarılan Mesaj adlı romanı da dikkate değerdir. Evrende yalnız mıyız, bizden başka akıllı canlı türü var mı, varsa bunlarla nasıl iletişim kurabiliriz, kurarsak başımıza neler gelebilir… Böylesi sorular üzerine şekillenen roman ve film, sanıyorum ki kendisi ve evren ile sonu gelmez merak duygusu taşıyan hemen her insan için kayda değer bir yere sahiptir.

Ölümünden bir yıl önce, 1995’te, katıldığı bir TV programında konuşan Sagan, oldukça önemli bir şeyin altını çiziyor: Aslında bilimsel merak ile dolup taşan çocukların, gördükleri eğitim sonucunda meraksız ve coşkusuz gençlere dönüştüğünü belirtiyor.

“Deneyimim şu yönde: Gidip de anaokulundaki veya birinci sınıftaki çocuklarla konuşursanız, bir sınıf dolusu bilim tutkunu ile karşılaşırsınız. Oldukça derin sorular sorarlar. Rüya nedir? Neden parmaklarımız var? Ay neden yuvarlak? Dünya’nın doğum günü ne zaman? Çimenler neden yeşil? Bunlar derin ve önemli sorulardır. Böyle sorular fışkırır onlardan.

Ancak gidip de 12. sınıf öğrencileriyle konuşursanız, bunlardan hiçbiri ile karşılaşmazsınız. Durağan ve meraksız hale gelmişlerdir. Anaokulu ile 12. sınıf arasında korkunç bir şey gerçekleşmiştir ve sadece ergenlik değildir bu.”

Sanıyorum ki “eğitimin” bizleri ne hale getirdiği üzerine uzun uzadıya konuşmaya gerek yok. Kurallar ve yasaklar ile çevrelenen çocukların, devlete ve topluma faydalı bireyler olmaları için her türden norma ayak uydurmasını koşullayan bir sistemin nelere gebe olduğunu az çok biliyoruz. Ne yazık ki günümüzde çocuklar toplumun iyiliği ve sağlığı için devletlerin aldığı önlemlere harfiyen uyan itaatkarlara dönüştürülerek Sagan’ın bahsettiği şeyin daha da perçinlenmiş bir halini deneyimliyorlar. Hiç kuşku yok ki, toplumsal bağların güçlenmesi, sorumlu ve özgeci bireyler yetişmesi için çocukların rahatça nefes alma hürriyetlerinin bile ellerinden alınmasını gayet akla uygun ve etik bulan insanlar var; ancak öte yandan, özgürlüklerin, istatistiksel veriler kullanılarak dayatılan politik dayatmalardan daha değerli ve güçlü olduğunu düşünen insanlar da var.

Bilimin artık politik hamlelerin uygulanması ve sermayenin manevra alanını genişletmesi için alınıp satılan bir meta haline geldiği bu dönemde, Sagan’ın eleştirerek ele aldığı sözdebilim, bilimin yerine geçmiş gibi görünüyor. Diğer bir deyişle, otorite temsilcisi kurumların “hakikati” bildirdiği, başka türden hiçbir veri veya gözlemin sisteme dahil edilmediği ve hatta tamamen yadsınarak ve kınanarak bastırıldığı, bir yanıyla skolastik düşünceyi andıran “bilim”, özünde barındırması gereken bilimselliği yitirerek bir “yol”dan ziyade bir “araç” halini almış gibi görünüyor.

“Bilim”in bir takım kurumlar ve devlet otoritesi tarafından “bildirilen” ve mutlak bir biçimde kabul edilmesi gereken “normlar” içerdiği kanısı, ilkokula başlamış her çocuğun zihnine, yüzüne ve nefesine işliyor artık. “Anaokulu ile 12. sınıf arasında korkunç bir şey gerçekleşecek” yine ve bunun ne olduğunu açık seçik bir biçimde görmemize rağmen gözlerimizi kaçıracak ve görmezden geleceğiz ne yazık ki.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus