Ruşen Çakır yazdı: “Erken seçim” isteyip “baskın seçim”den ürkmek

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Uzun bir zamandır Türkiye’nin erken seçime gideceğini, daha doğrusu AKP lideri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimleri erkenden yapmak zorunda kalacağını ileri sürüyorum. Epey ısrar ettim ama yaşananlar beni haksız çıkarttı. (Yine de ümidimi kesmediğimi itiraf etmeliyim. Fakat zaten seçimlerin normal zamanına da bir buçuk yıl kalmış durumda.)

Beni yanıltan, Erdoğan’a hâlâ bir akılcılık atfediyor olmam. Şöyle ki, ülke ekonomik krize girdiği andan itibaren Erdoğan ve (sürekli değiştirdiği) ekibinin bununla baş edemeyeceği ve krizin, küresel koşullar da göz önüne alındığında her geçen gün derinleşeceği anlaşılıyordu. Krizin derinleşmesi Erdoğan’ın ve bir şekilde ortağı Devlet Bahçeli liderliğindeki MHP’nin oy desteğinin erimesi anlamına gelecekti. Bu yüzden Erdoğan’ın oyları fazla erimeden bir an önce seçime gidip şansını denemek isteyeceğini düşünüyordum. Benim bildiğim Erdoğan böyle yapardı. Yapmadı. Ya ben kendisini yanlış tanımıştım ya da o artık eskisinden çok farklı biri olmuştu. Tabii ki ikinci şıkkın doğru olmasını tercih ediyorum.

Her neyse Erdoğan ülkeyi erken bir seçime götürmedi. Bunun belki de önemli bir nedeni muhalefetin de uzun bir süre bu yönde bir talebinin olmaması, geç bir şekilde talep ettiğindeyse bunda çok da ısrar etmemesi ve tabii ki toplumu erken bir seçim için mobilize etmeye yönelik herhangi bir ciddi adım atmamasıydı. Kuşkusuz Erdoğan muhalefet istiyor diye ülkeyi erken seçime götürecek bir siyasetçi değil. Fakat muhalefetin erken seçimi merkeze alarak etkili bir toplumsal hareketlilik yaratması iktidar koalisyonunda ciddi çatlaklara yol açabilir, örneğin daha önce örneklerini gördüğümüz gibi Bahçeli’yi bu çağrıyı yapmaya sevk edebilirdi. Olmadı.

Erken” olmadı “baskın” seçim mi olacak?

Ve birden Türkiye’de “baskın seçim” konuşulmaya başlandı. Yani Erdoğan’ın döviz kurlarını bir ölçüde düşürmesinin ve başta asgari ücret olmak üzere, çalışanlara kendisinden beklenmeyecek ölçüde zam yapmasının ardından muhalefeti gafil avlayıp ülkeyi seçime götürebileceği ileri sürülüyor. Her ikisine de seçim kararını iktidar, yani Erdoğan vereceğine göre “Arada ne fark var?” diye sormak anlaşılır bir şey. Belki şöyle cevaplanabilir bu soru: “Erken” dediğimizde iktidarın çok arzu etmediği halde muhalefet ve toplum tarafından bir şekilde seçime sürüklenmesi; “baskın” dediğimizdeyse, iktidarın, muhalefeti ve onun arkasındaki toplum kesimlerini pek istemeseler de seçime sürüklemesini kastediyoruz. Yani ilkinde inisiyatif esas olarak muhalefette, ikincisindeyse iktidarda.

Nitekim “baskın” seçim ihtimali belirdiği andan itibaren her ne kadar bir türlü bir araya gelemeseler de muhalefetin farklı kanatlarının bundan tedirgin olduğunu gözlüyoruz. Mahcup bir şekilde de olsa erken seçim talebini tekrarlayan muhalif siyasetçilerin normalde Erdoğan’ın “baskın” seçim ihtimalinden çekinmek yerine memnun olmaları, bunu hızlı bir şekilde kendi arzuladıkları “erken” seçime dönüştürmeleri beklenirdi. Olmadı, kısa vadede olacağa da benzemiyor.

Yarın seçim olacakmış gibi hazır olmak

Normal şartlarda muhalefet partilerinin yarın seçim olacakmış gibi çalışmaları gerekir. Biz gazeteciler kendilerine sorduğumuzda gönül rahatlığıyla “hazırız” cevabını da veriyorlar ama ne tek tek, ne de toplu olarak seçimlere hazır olduklarına dair ortada fazla işaret ve bilgi yok. Zaten muhalefet partilerinin üçü İYİ Parti, Gelecek ve DEVA henüz çok genç. İYİ Parti daha önce seçime girmiş olsa da henüz parti kimliğini daha tam olarak inşa edebilmiş değil. Eski partilerden CHP ve Saadet’in de bir dizi sorunu söz konusu. HDP ise hem diğer muhalefet partilerinin kendisine mesafe koymasından, hem de devletin çıkardığı engellerden olumsuz etkileniyor.

Ama en önemlisi muhalefetin hâlâ açık ve net bir blok oluşturamaması. Anlaştıkları belki de tek nokta HDP’yi açık bir şekilde ittifakları içine almamak. Ama diğer partilerin de ittifak içinde olup olmayacakları belli değil. Bunlardan her birinin CHP-İYİ Parti birlikteliğinden, güçlerinin üstünde talepte bulundukları anlaşılıyor. Kaldı ki CHP-İYİ Parti ittifakı da sorunlardan azade değil.

Daha söylenecek, yazacak çok şey var fakat Erdoğan’ın şapkadan tavşan çıkartırmışçasına devreye soktuğu “kur garantili mevduat hesabı” formülünün ona nefes aldıracağına, kendisinden ve destekçilerinden çok muhalefet partilerinin inandığını söyleyebiliriz.

Halbuki Erdoğan’ın içinden tavşan çıkarabileceği bir şapkası bile yok. Lakin muhalefetin önde gelen aktörleri Erdoğan’ın ne yapıp edip yine galip geleceğine, açıkça dile getirmeseler bile öyle inanmışlar ki onun çaresizlik sonucu yapmak atmak zorunda kaldığı adımların geriye değil ileriye doğru atıldığını sanıyorlar.

Kısacası muhalefetin önde gelen aktörleri, Erdoğan’ı yenmek istiyorlarsa önce içlerine sinmiş olan o yanılsamayı yenmeleri gerekiyor.

Ruşen Çakır’ın önceki yazıları:

En son ateş eden yine (büyük) burjuvazimiz oldu ve silahı tabii ki (yine) kurusıkıydı

Muhalifin muhalife propagandası ya da “Bana duymak istediğim şeyleri söyle”

Otoriter rejimlerde direnerek ayakta kalabilmek için -Sürdürülebilir cesaret

Yazmasam olmazdı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus