Tahir Elçi davasında cezasızlık tehlikesi – Türkan Elçi: “Yargı bizi yarı yolda bıraktı”

Tahir Elçi Vakfı, cezasızlığa karşı mücadelesiyle tanınan Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Tahir Elçi’nin öldürülmesine ilişkin yürütülen soruşturmada yaşananları anlatmak üzere Cezayir İstanbul’da toplantı düzenledi. Toplantının açış konuşmasını yapan Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi, “Mahkemenin bizim kadar toplumu düşünmediğini, toplumun huzuru için çaba içinde olmadığını görüyoruz. Bizi üzen budur” dedi.

Vakıf yöneticileri, Türkan Elçi ve Elçi ailesinin avukatlarının katıldığı toplantıda, Tahir Elçi’nin öldürülmesine ilişkin yargı sürecinde cezasızlık endişesi dile getirildi. 

Tahir Elçi’nin 28 Kasım 2015’te Diyarbakır’da Dört Ayaklı Minare önündeki toplantının ardından öldürülmesiyle ilgili iddianame dört buçuk yıl sonra hazırlanmış, ilk duruşma Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 21 Ekim 2020’de yapılmıştı. Şimdiye dek Elçi ailesinin avukatlarının neredeyse tüm taleplerinin reddedildiği dava, 15 Haziran 2022’de beşinci celse ile devam edecek.

“Yargı bizi yarı yolda bıraktı”

Toplantıda ilk sözü alan Türkan Elçi, eşi Tahir Elçi’nin öldürülmesinin ardından başlayan adalet arayışını bir yolculuğa benzettiğini söyledi. “Yargının mağdurlarla beraber suçluların cezalandırılması konusunda yardımı olması lazım ama bu yolculukta biz yarı yolda bırakıldık” diyen Elçi, bu süreçte karşılaştıklarını şöyle anlattı:

“İlk duruşmada mağdur olmamıza rağmen sanık muamelesi gördük, salondan atılmakla tehdit edildik. Hiçbir talebimizin kabul edilmeyeceği hususunda ikna olduk, yine de umutlanarak yola devam etmek istedik. Mahkemenin bizim kadar toplumu düşünmediğini, toplumun huzuru için çaba içinde olmadığını görüyoruz. Bizi üzen budur. Yedi yıl öncenin suikast dosyasının üzüntüsünü, ağırlığını her defasında hissediyoruz. Mahkeme heyetine baktığımda kendimi 21. yüzyılda hissetmedim, bir engizisyon mahkemesi ile karşılaştım. İngiltere’de düzenlenen rapor sayesinde iddianame hazırlanmış olmasaydı yargı süreci zaten başlamayacaktı.” 

“Elçi kendi davasında hakikatin ortaya çıkmasını isterdi” 

Elçi’den sonra söz alan Avukat Orhan Kemal Cengiz, savcıların, soruşturma yapmış gibi, delilleri toplamış gibi, iddianame hazırlamış gibi davrandıklarını belirterek, “Mahkeme de yargılama yapıyormuş gibi yapıyor. Bizden de mış gibi yapmamız isteniyor. Gözümüzün önünde duran heyulaları görmemiş gibi yapmamızı istiyorlar” dedi.

Tahir Elçi’nin CNN Türk yayınından sonra hedef gösterildiğini belirten Cengiz, cinayetten bir gün önce yaşananları şöyle anlattı:

“28 Kasım’da ne olduğunu, 27 Kasım’da ne olduğuna bakmadan anlamamız mümkün değil. 27 Kasım’da Bağlar’da hastane önünde PKK militanları polisle çatışıyor. Biri Mahsun Gürkan. Dosyadan görüyoruz ki önleme dinleme kararı var ve takip ediliyor. 28 Kasım’da taksiye bindiklerinde araçla takip ediliyorlar. 13 kilometrelik takip boyunca istihbaratçılar onları durdurmuyor. 13 kilometre sonra ‘Şüpheliler varsa kontrol etseniz iyi olur’ diye anons yapılıyor. İki polis durdurmaya gidiyor, öldürülüyorlar. Ardından bu kişiler sokağa giriyor ve Tahir Elçi ölüyor. Polisler Tahir Elçi’yi tanımıyormuş gibi yapıyorlar.”

Savcılar hakkında suç duyurusu

Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren, davanın son celsesinde yaşananlara dair suç duyurusunda bulunduklarını hatırlattı:

“Mahkemede savcının dört tanığı dinlendi. Savcıların isimlerini vererek nasıl baskılandıklarını, vaatlerde bulunulduğunu anlattılar. Mahkeme işlem yapmadı. Tanıklardan biri nasıl işkence yapıldığına, hangi savcının kendisine vaatte bulunduğuna dair mektup gönderdi. Mahkemeden konuyla ilgili suç duyurusunda bulunma talebimiz reddedildi. Biz son celseden sonra tanıkların dile getirdiği savcılar hakkında suç duyurusunda bulunduk.” 

Dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun bunun siyasi bir suikast olduğu sözleriyle ilgili dinlenmesini istedik bu talebimiz de reddedildi” diyen Eren gazetecilerin sorusu üzerine “Davutoğlu’nun kendi talebiyle mahkeme huzuruna gelmesini ya da basın aracılığıyla siyasi suikast kavramını kamuoyuna açıklamasını bekliyoruz” diye konuştu.

“Bize ‘Dört Ayaklı Minare’nin önüne odaklanın’ dendi”

Avukat Tuğçe Duygu Köksal, istihbarat görevlilerinin iki örgüt militanını takip ettikleri 13 kilometreye dair bilgi verip peş peşe görüldükleri görüntüleri paylaşarak birçok arama noktası olmasına rağmen aracın durdurulmadığını anlattı:

“Sanki izlenen iki örgüt militanı değil. İki şüpheli şahıs da onlara bakılması için terörle mücadelede görevli iki polis memuruna anons geçiliyor. Polislerin üzerlerinde silah, yelek yok. Ticari taksiyi durdurup sormaları ile ilgili anons geçiliyor. Savcının aklında hiç soru işareti uyanmamış olabilir mi? Bize ‘Dört Ayaklı Minare’nin önüne odaklanın, siz burada oynayın’ dendi. Biz silahı kimin ateşlediğinin geri planında gerçekten ne olduğunu ortaya çıkarmaya yönelik tek bir işlem yapılmamasını engellemek üzere orada bulunuyoruz.”

Talepler reddediliyor

Avukat  Benan Molu da reddedilen taleplerine dair bilgi verdi. Örgüt üyesi Mahsun Gürkan’ın bir yılı aşkın süredir takip edildiğini hatırlatan Molu, “İhbar mektupları, örgüt üyesi Mahsun Gürkan’ın bir yılı aşkın süredir takip edildiğini, Tahir Elçi ve polislerin ölümü ile istihbarat polislerinin arasında illiyet bağı olduğunu gösteriyor. Bunların araştırılmasını talep ettik, reddedildi” dedi.

Tahir Elçi’nin vurulma anını gösterebilecek kamera kayıtlarındaki kesintilerin nasıl olduğunu tespit edilmesini de talep ettiklerini söyleyen Molu, bu taleplerinin sonuca varmadığını anlattı. Sanıkların duruşma salonuna getirilmesini talep ettiklerini fakat mahkemenin bu talebi de reddettiğini söyleyen Molu, şöyle devam etti:

“İhmali bulunduğunu düşündüğümüz istihbarat polislerinin dinlenmesi, HTS kayıtlarının toplanması, ihbar mektuplarının doğruluğunun teyit edilmesi, yalan tanıklıkta bulunmaları için baskı yapılan tanıklarla ilgili baskıda bulunan savcılar hakkında şikayetlerde bulunulması taleplerimiz de sistematik olarak reddedildi.”

Batı: “Kamera kayıtları kayıp”

Avukat Mahsum Batı olay yeri incelemesine dair bilgiler paylaşırken, savcının olay yeri incelemesini “silah sesi geldiği” gerekçesiyle iki kez bıraktığını, yerlerdeki numaratör ve alınmayan delillerin, kovanların çocuklarca toplandığını anlattı. 

Batı, üç buçuk ay sonra yapılan iki günlük keşif sırasında da olay yerinin yıkılıp yok olmuş olduğuna dair görüntüleri paylaştı.

“PTT, kebap evi ve polisteki kamera kayıtlarında bozukluk ya da eksiklik” olduğunu belirten Batı “PTT kamerasındaki 17 dakikalık kesintinin nedeni açıklanmadı, kebap evindeki dört kameradan olay yerini gören tek kamera çalışmıyor, bunun nedeni anlaşılamadı. Foto Film şubesinin kaydındaki 13 saniyelik görüntü kayıp, SİM karta ulaşılamadı” dedi.

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus