Haluk Levent yazdı: Gözetleme kapitalizmi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Okuyucuyu sıkmak pahasına Grundrisse’den uzunca ama önemli bir alıntıyla konuya başlamak istiyorum. “… Böylece, sermaye bir yandan dolaşım sürecini tamamlamak için (to intercourse) meta değişiminin (exchange) önündeki her engeli yıkmak ve bütün dünyayı bir pazara dönüştürmek zorundayken, aynı anda zamanı kullanarak bu mekânı imha etmek, diğer bir deyişle bir yerden diğerine gerçekleşen hareketi mümkün olan en kısa süreye indirmek için çabalamak zorundadır. Sermaye geliştikçe – Marx burada sermayenin büyümesini ve yoğunlaşmasını kastediyor olmalı- üzerinde dolaştığı piyasayı da yaygınlaştırır ve dolaşımın mekânsal yörüngesini genişletir, aynı anda dolaşımın daha da genişlemesi ve mekânın zaman tarafından imha edilmesi için çaba harcar” (Marx, Grundrisse, Türkçe çeviri yetersiz olduğu için “marxist.org” nüshasından çevirdim).

Önümüzdeki birkaç yazı açısından önem taşıyan bu paragrafta Marx, bir yandan sermayenin dolaşım sürecinin mal üretim sürecinin ayrılmaz bir parçası (mütemmim cüzü) olduğunun altını çizerken, diğer yandan imha kelimesini seçerek mekân – zaman karşıtlığı üzerinde durmaktadır. Gerçekten yakın dönemde yaşananlar teknolojinin hem otomasyon yoluyla hem de dolaşım sürecinin kısaltılması yoluyla zamanı yani hayatı ve aynı zamanda sermayenin dolaşım sürecini hızlandırdığına şahitlik ediyoruz. Zamanın, Marx tarafından kavranışı sermayenin dolaşım sürecinin analizinde özel bir önem taşır, Stavros Tombazos’un Time in Marx kitabı bu anlamda iyi başvuru kitabıdır, otomasyon bahsinde çokça başvuracağız.

Bu bağlamda, e-ticaretin gelişmesi ciddi bir sıçrama yaratmıştır. Bu yolla hizmet sektörünün uluslararasılaşması ve ulusal sınırlardan çıkarak küresel boyut kazanmasını yani pek çok ürün için dolaşımın yörüngesinin olağanüstü genişlemesini sağlamıştır. Koronavirüs salgını dönemi e-ticaretin kullanım yoğunluğunu sıçratarak yeni bir seviyeye ulaşmasına neden olmuştur. İç ticaretteki etkinlik bir yana UNCTAD raporuna göre hizmet sektörü küresel dış ticareti içinde dijital olarak teslim edilebilen ürünlerin payı yüzde 65’e kadar yükselmiştir. Yeni iletişim standardı 5G’nin devreye girmesiyle beraber hem hizmet sektörü ihracatının hem de bunun içerisinde dijital olarak teslim edilebilen ürünlerin payının daha da artmasını beklemek gerekir. Ayrıca, nesnelerin internetinin (Nİ, İngilizcesiyle IoT), ürünün bir parçası haline dönüşmekte olduğunu ve fiziksel olarak teslim edilmesi gereken ürünlerin bir bölümünün de üç boyutlu(3B) yazıcılar aracılığıyla dijital olarak teslim edilebilecek hale gelebileceğini de bir kenara not edelim. Kısacası, otomasyon ile üretim sürecinde mekânı imha etmekte, insansızlaştırmakta olan sermaye, dolaşım sürecini de süratle mekansızlaştırma yolunda ilerlemektedir.

İmha süreci, iş ve işlemlerin veriye dönüşmesi ile birlikte yürüyor. Diğer bir deyişle hem üretim sürecinin hem de günlük hayatımızın bir parçası olan ürünlerin önemlice bir bölümü ile sürekli veri üretiyoruz. Cep telefonları ve onlar üzerinde hayatı kolaylaştıran uygulamalar, dolaştığımız yerlerden, yaptığımız alışverişe, sağlığımızdan sosyal medya aktivitelerimize, konuşmalarımıza kadar her şeyi veriye dönüştürerek kaydetme ve daha da kötüsü isteğimize bağlı olsun olmasın yayınlıyorlar. Akıllı TV setleri, bilgisayarlar, ev güvenliği ile ilgili aletler, nesnelerin interneti ile birlikte iyice hayatımızın içine girecek olan ev eşyalarımız, işyerlerindeki elektronik donanım vb. kendi işlerini yaparken büyük bir veri üretim ve yayınlama noktası olarak da işlev görüyorlar.

Sokaklar kameraların egemenliğine girmiş durumda. Şimdilik devletlerin kontrolünde olan sokak kameraları dünyadaki en yoğun veri üreten kaynaklar arasında sayılmalılar. Ayrıca aydaki “eşek arısının” hareketlerini gözlemleyebilecek kadar hassas uydular tepemizde dolaşıyorlar. Devletlerin yanı sıra şirketlerin mülkiyetinde bulunan veya ortak mülkiyet altındaki uydular tepemizde dolaşıyorlar ve iletişim örüntüsü, görüntü vb. türünde sürekli veri üretiyorlar. Trump’ın ve Amerikan faşist hareketinin destekçilerinden, cryptocurrency manipülatörü, girişimci Elon Musk 12 bin civarında uyduyu düşük yörüngeye yerleştirme işlemini tamamlamak üzere. Hedeflediği 25 bin uyduya eriştiğinde yerkürenin her santimetrekaresini izleme imkânına sahip olacak.

ABD’de başlayan davadan öğrendiğimize göre Google ve Facebook yaklaşık 760 milyar dolarlık küresel reklam piyasasının yaklaşık yarısını ellerinde tutuyorlar. Facebook, Whatsapp ve Instagram’ı satın aldı, Google veri trafiğinin başında, Musk Twitter’ın yüzde 10’luk hissesini ele geçirdi ve tamamını satın almak üzere 32 milyar dolarlık teklif verdi. Yeni düzenin en önemli unsuru veri ve veri akışının tamamını kontrol altına almak isteyen beş-altı dev şirket kıyasıya rekabet ediyorlar.

Dijital dünya sermayenin görülmedik yoğunlaşması ile birlikte geliyor. Artık çok az sayıda şirketin veri akışı ve dolayısıyla sayısallaştırılmış hayatımızın her yanını izleyebildikleri, şimdilik sınırlı da olsa kontrol edebildikleri bir güce ulaştıkları ve neredeyse devletlerin kontrolü dışında faaliyet gösterdikleri bir çağa girdik. Kontrolün sınırlılığı sadece işlem gücünün sınırlılığından kaynaklanıyor yani donanım ve yazılım konusunda olağanüstü gelişmeler yaşansa da üretilen veri miktarındaki artış hızının henüz çok gerisindeler. Ama, özellikle kuantum işlemciler, veri depolama ve yazılımda gözlemlenen hız kontrol alanında da büyük adımlar atılabileceğini göstermektedir. Bu çerçeveyi açmak için önümüzdeki yazılarda iki örneği ele alacağız: Cambridge Analytica olayı ve Çin’in Sosyal Kredi Sistemi.

Şimdi analitik çerçeveyi tanımlamakta fayda var. Elon Musk’ın yüzde 90’lık payı için 32 milyar dolar teklif ettiği Twitter’ı ele alalım. Milyonlarca kullanıcı açısından bakıldığında kamusal bir alandan bahsediyoruz, insanlar kısa mesajlarla görüşlerini, duygularını paylaşıyorlar ve bu paylaşımlar için herhangi bir ödeme yapmıyorlar. Yani tipik olarak kullandıkça tükenmeyen ve bu nedenle de fiyatı olmayan bir hizmetten bahsediyoruz. Hatta belki de kullanıcı sayısı arttıkça herkesin elde ettiği faydanın yükseldiğini de söyleyebiliriz.

Peki bedava olarak alınan bir hizmet için hizmet sağlayıcının değerini yaklaşık 35 milyar dolara kadar yükselten nedir? Arada bir karşımıza çıkan reklamlar tek başlarına bu değeri yaratamazlar. Burayı değerli kılan bizim ürettiğimiz twitlerin kendisidir. Her şey bu veri ile başlıyor. Yani aslında ekonomik anlamda değeri ortaya çıkartan bizzat kullanıcıların kendisi. Bir an için kullanıcıların Twitter’ı terk etmeye başladıklarını düşünelim, bu durumda 35 milyar dolarlık değer buharlaşmaya başlar.

Bizim ürettiğimiz veriyi değerli kılan ise davranışlarımızın ve tepkilerimizin sayısallaştırılarak işlenebilmesi ve bunun sonucunda elde edilen bilginin yeni ürünler şeklinde bize geri satılmasıdır. Belki de daha önemli bir diğer nokta ise davranışlara dair ayrıntılı çözümlemelere ve kapsamlı bilgiye sahip olmanın geniş kitleleri bir amaca doğru yönlendirmek için güvenilir bir karar destek sistemi oluşturması ve aynı zamanda etkin çalışan bir mecra olarak da işlev görmesi. Bu tür bir kapasite artık bildiğimiz kapitalizmin işleyişini de bozan bir parazit mantığın hayata egemen olmasına ve giderek toplumsal dokuyu zedelemesine neden oluyor. Kısa bir tanımla bu işleyişin kapitalizmin ulaştığı en asalak seviye olduğunu, salt bir artık transferi olarak çalışmanın ötesine geçerek insanı bozduğunu ve toplumsal dokuyu parçaladığı görülüyor. Bu bozulma ve parçalanma ise yeni tür bir oligarşik iktidarın kurulmasını sağlıyor. Buna artık kapitalizm denemeyeceğini başka bir sınıflı toplumun oluşmaya başladığını söyleyenler de var.

Ocak 2019’da ABD Cornell’den Emeritus Profesör Shoshana Zuboff çok önemli bir kitap yayınladı The Age of Surveillance Capitalism. Prof. Zuboff, bu kitabında içinde bulunduğumuz çağı gözetleme kapitalizmi çağı olarak kavramsallaştırıyor. Tanımlayıp anlatmaya çalıştığı şey insan davranışının metalaştırılma sürecinin nasıl gerçekleştirildiği. Gözetleme kapitalizminin tanımı kitabın girişinde sekiz farklı şekilde tanımlanıyor ilki sürecin kendisini özetleyen bir tanım: “İnsan deneyimini veri çekme, öngörme ve satıştan oluşan saklı ticari uygulamalar için ücretsiz bir hammadde olarak ele alan yeni ekonomik düzen”.

Bu tanımdan sürecin başlangıç noktasının insan davranışı olduğunu anlıyoruz. Sayısallaştırılan davranışlardan çeşitli istatistiksel analizlerle öngörüler (prediction) elde ediliyor. Üçüncü aşamada ise yeni ürün veya önceki ürünlerin daha yüksek kar marjı ile satılmasına olanak tanıyan bir güncelleme olarak tekrar bize satılıyor. Ücretsiz hammadde ise Zuboff’un anlatısında temel noktalardan birine “davranışsal artık” kavramına işaret ediyor. Böylece insan deneyimi sayısallaştırılarak insanın kendisine bir meta olarak satılmış oluyor. Bir anlamıyla deneyimlerimizden yola çıkarak deneyimlerimizi yeniden şekillendirmeyi de içerebilecek bir meta üretim sürecinden bahsediyoruz. İnsanı ve toplumu bozan tarafı da bu.

Önümüzdeki hafta Zuboff’un davranışsal artık kavramı üzerinden süreci özetlemeye çalışacağım.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus