Arzu Yılmaz yazdı: Hepimizin yeni bir hikayeye ihtiyacı var

Genel seçimlerin ne zaman yapılacağı, hatta yapılıp yapılmayacağı hala tartışma konusu olsa da HDP seçim kampanyasını dün Diyarbakır mitingiyle başlattı. Bugün de İstanbul’da bir miting yapıyor. Seçilen adresler, HDP’nin aynı anda hem Kürdistan hem Türkiye partisi olma iddiasının bir ifadesi. Ama günün sonunda bu her iki adreste de hitap ettiği kitlenin omurgasını Kürt seçmen oluşturuyor. Dolayısıyla, HDP’nin Kürt seçmeni ikna edemediği bir durumda, deyim yerindeyse, ağzıyla kuş tutsa bir siyasi parti olarak varlık göstermesi zor. Hal böyleyken, Kürt seçmenin kalbi sayılan Diyarbakır’daki miting üzerinden HDP’nin olası seçimlerde nasıl bir başarı göstereceğine ilişkin bir yorum yapmak mümkün.

Ve dün Diyarbakır İstasyon Meydanı’na bakarak konuşmak gerekirse, HDP’yi öyle yapılan anketlerin işaret ettiği gibi parlak bir seçim zaferi beklemiyor. Meydanı çeviren caddelerin boş kaldığı, en fazla 6 bin kişiden oluşan kitlenin heyecandan uzak, neredeyse sadece dinleyici olarak katıldığı bir miting gerçekleşti.

Oysa miting öncesi konuştuğum HDP’liler, çevre illerden de katılımı sağlamak için uğraştıklarını, halkın bir seçim coşkusu taşımasa bile, duyduğu öfkeyi dile getirmek için meydanları dolduracağını söylüyordu. Hatta bir HDP’li “Biz mitinglere katılımın nasıl olacağına ilişkin tahminlerimizi alınan güvenlik önlemlerine bakıp yaparız” dedi ve ekledi: “Bu mitingin çok kalabalık olmasını bekliyoruz”. Ama sonuç beklentilerin çok uzağında kaldı. HDP Diyarbakır’da kendisini Türkiye’ye taşıyacak bir destek göremedi.

Bu durumun nedeni birçok açıdan değerlendirilebilir. Fakat en başta söylenmesi gereken, sanırım, HDP’liler de dahil olmak üzere hemen herkesin zaten HDP’nin kapatılacağını düşünmesi… Bu düşüncenin gölgesinde meydanı dolduranların geleceğe dair bir umut taşımaktan çok geçmişi yad etme havasında olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Daha da önemlisi, yine hemen herkes, HDP kapatıldığında bir başka parti çatısı altında yola devam edilecek dese de, bu hikayenin bittiğini düşünüyor olması. Hikayeden kastım, HDP’nin kuruluş amacının ve siyasal faaliyetlerinin de rotasını belirleyen, Türkiye’nin Kürt sorununa barışçıl bir çözüm…

Hiç kimse seçimlere giderken ya da seçimlerden sonra oluşabilecek herhangi bir iktidar denkleminde “barış”ın gündeme geleceğini düşünmüyor. Belki bir ateşkes? Ama HDP’yi siyaset sahnesine taşıyan nitelikte kapsamlı bir barış ihtimali Diyarbakırlılar için artık yok. Bu bağlamda, HDP’nin kapatılması da zaten biten bir hikayenin en fazla sembolik ifadesi, malumun ilanı…

HDP ise dün İstasyon Meydanı’nı donattığı “Çözüm bizde” pankartlarıyla hala barış için bir umut olmaya çabalıyor. “Hedefimiz 100 milletvekili” diyor. “İlk turda kendi cumhurbaşkanı adayımızı çıkaracağız, fakat ikinci turda kimi destekleyeceğimizi Meclis’teki gücümüze karşılık bize kimin neyi vadedeceğine bakarak karar vereceğiz” diyor. Eğer işler bu aşamaya gelirse HDP, Cumhur ya da Millet İttifakı’nın adayına karşı eşit mesafede duracağını söylüyor. Yani HDP, barış vadetmesi durumunda pekala Erdoğan’a da destek verebilecek görünüyor…

Peki Kürt seçmen olası bu desteği onaylıyor mu?

Diyarbakır üzerinden bu sorunun kısa yanıtı bugünün koşullarında şu: Diyarbakır’ın gündeminde Erdoğan yok. Soylu var. Diyarbakırlılar’ın gözünde devletin de iktidarın da sahibi Cumhurbaşkanı Erdoğan değil, İçişleri Bakanı Soylu. Dolayısıyla, ister sandıkta olsun ister sandık sonuçlarına göre yapılacak iktidar pazarlıklarında olsun, Diyarbakırlılar’ın Cumhur İttifakı’na karşı tutumunu belirleyecek olan asıl faktör iyisiyle-kötüsüyle Erdoğan’ın icraatları değil, her şeyiyle kötü Soylu’nun icraatları. Soylu faktörü öylesine belirleyici hale gelmiş ki her seçim öncesi “Acaba Irak Kürdistanı’ndan nasıl bir ışık yanıyor” diye bakanlar, örneğin KDP ve AKP arasında işler yolunda gidiyor görünmesine rağmen, KDP’den Erdoğan lehine bir işaret görmediklerini söylüyorlar.

Soylu birçoklarına göre Diyarbakır’daki AKP tabanındaki desteğin azalmasının da en önemli nedeni. Soylu’yu aşıp Erdoğan’a ulaşamayanlar arasından özellikle genç AKP seçmenleri CHP’ye yöneliyor. Kılıçdaroğlu’nun yapıp-etmeye çalıştıklarının en fazla “kendisi için büyük ama Diyarbakırlılar için küçük bir adım” olarak değerlendirildiği bir ortamda CHP’ye oy kazandıran asıl politik aktör, paradoksal bir biçimde, Soylu gibi görünüyor.

Sonuçta, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi seçimlerin akıbetini belirleyen çoğu zaman son düzlükte yaşananlardır. Henüz Türkiye’de o düzlüğe girmediğimiz için yapılan anketlerin de gözlemlerin de geçerliliği hiç kuşkusuz sınırlı.

Fakat Diyarbakır mitinginde ortaya çıkan gerçek şu ki “beraber yürüdüğümüz yollar”ın sonuna geldik. Ve önümüzde bir düzlüğe varmadan herkes için aşılması oldukça zorlu bir yokuş var.

Bu içerik sağlayıcısının başka yazısı bulunmuyor.

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus