Haluk Levent yazdı: Üç soru, üç cevap

Geçen yazıyı üç soru ile bitirmiştim. Bu yazıda ise bu soruları biraz daha açarak öteevrenin ekonomisi hakkındaki düşüncelerimi ifade edeceğim. İlk sorudan başlayalım.

Kendi bağımsız kanallarından akmakta olan bu dijital ırmak neden öteevren mecrasına girmeyi kabul etsin?

Önceki yazılarımda da ortaya koymaya çalıştığım gibi öteevren halen kullanmakta olduğumuz pek çok faaliyeti, teknolojiyi ve organizasyonu birleştiriyor ve yeni sürümleri ile güncelliyor. Yaratacağı öne sürülen fantastik ortam ise büyük ölçüde yakın zamanda hayatımıza girmesi beklenen öncü teknolojilerdeki gelişmelere bağlı. Dolayısıyla, aslında öteevrenin mevcut ve çalışmakta olan iş modelleri için çekici kılınması da gerekli. Örneğin “Zoom” gibi bir toplantı platformu neden herhangi bir öteevren platformuna taşınsın?

Bu soru akla iki seçenek getiriyor: Birincisi, bu tür platformlar kendi platformlarını öteevren işleyişine yükseltebilirler. Bu seçenek pek de uygun gözükmüyor. Belirli bir işte uzmanlaşmış ve işini yürütmekte olan bir şirket, oyunlaştırma dahil fütüristik teknolojileri aynı hızda kendi işine uyarlamayı başarabildiği ölçüde uzmanlaştığı işte devam eder. Deneyimi ve muhtemelen hazır kapasitesinin olmadığı alanlarda risk almayı, büyük yatırımlarda bulunmayı düşünmez.

İkinci seçenek, hazır öteevren platformlarına taşınmak, oralarda “dükkan açmak” olabilir. Bu seçenek aslında öteevreni bazı özellikleri itibariyle aşkın bir AVM kertesine indirgemek anlamına gelir. Aşkın karakteri şu an için bir iddiadan öteye geçmiyor. Doğal olarak, bu işlem fazladan kira maliyeti yüklenilmesi anlamına gelecektir. Bugün içinde bulunduğumuz durum itibariyle çok sayıda öteevren platformunun varlığı ve her birine kira ödeme fikri, bu platformların dışında kaldığı halde işini devam ettirebilen bir şirket için çekici gelmez. Karşılığında ek bir getiri veya buralarda var olmazsa işini devam ettirememek gibi bir durumla karşılaşmak dışında şirketleri öteevren platformuna sürükleyebilecek bir zorunluluk gözükmüyor.

Avatara ucuza çanta üretmek büyük markalar için güçlü bir pazarlama ve marka tutundurma hamlesi olabilir. Bu gibi şirketler için pazarlama bütçesinin bir bölümünü feda ederek karşılığında esir müşterilerden oluşan bir kitleye, muhtemelen gerçek ürünleri alamayacak kadar düşük gelirli bir kitleye ulaşmayı sağlayan bir halkla ilişkiler faaliyeti olarak anlam taşıyabilir. Ama bu türden şirketlerin ekonominin tamamını içermediği açık.

Elbette, bu tür platformlar toplantı vb. için kendi ikame ürünlerini çıkartabilirler. Bu durumda da işin nereye gideceğini kestirmek güç. İşi-gücü, toplantıları, çalışma ortamının mahremiyetini bu türden platformlara feda etmek kaç şirket tarafından kabul edilebilir? Şu an içinde bulunduğumuz siber güven(siz)lik ortamı veri alınacak olursa şirketlerin büyük bölümünün sadece, fazla yük getirmediği ölçüde, ürünlerinin sanal taklitlerini bu ortama sokacaklarını düşünebiliriz. Bu durumda, “Öteevrende var olmayan, gerçek hayatta da var olmayacak” tantanası boşa düşer. Ama bunun bir anlamı olduğunun da altını çizmek gerekir.

Öteevrenin sunduğu iktisadi ve toplumsal yenilikler var mı?

Öteevren savunucuları temel iddia konusunda net olduklarını iddia ediyorlar: Öteevren insanlığın geleceğini şekillendirecek yeni bir gerçekliktir. Yakından bakalım, çalışma düzeni ile ilgili bir farklılık var mı? Yok…

Yine işyerleri ve bu işyerlerinde çalışan, çalışabildikleri sürece para kazanabilen insanlardan bahsediliyor. Yakından bakınca parıltılı vaatlerin ardında günümüzde giderek yaygınlaşan güvencesiz çalışmanın esas olacağı anlaşılıyor. Parıltı ise evden çalışma ve kendi işini yapmanın kolaylaşması ile sınırlı. Oysa bu iki çalışma türünün 19. yüzyılın sonlarında başlayıp 20. yüzyılın sonlarına kadar uzanan uzun ve zorlu bir sosyal haklar mücadelesinin kazanımlarını tümden yok eden sonuçları olduğunu daha bugünden görüyoruz.

İkinci büyük tantana da kendi para sistemleri olduğu ve bunun etrafında merkeziyetsiz bir finansal düzenin oluşturulacağı yolunda kopartılıyor. Bu konuyu uzun uzun “coin” yazılarımda ele almıştım. Tekrara düşmemek için coinlerin para olmadıklarını, değer ölçme birimi olarak stabiliteye sahip olmadıkları için bir ödeme aracı da olmadıklarını, kısaca hiçbir şey olmadıklarını yazdığımı söyleyerek geçmek istiyorum. Fakat öteevren tartışmaları çerçevesinde NFT’nin (Non-Fungible Token) öne çıkarıldığı görülüyor.

NFT ilk bakışta, atfedilen biriciklik (uniqueness) özelliği ile coinden biraz farklı gözüküyor. Bu açıdan da sanat eserlerinin fiyatlamasına benzer bir sürecin işlediği ima ediliyor. Sanat eserlerinin biricikliği sanatçı-eser-sanatsever arasındaki eşsiz bağıntıdan ortaya çıkarken NFT’nin biricikliği nesnel gerçekliğin herhangi bir anının, objesinin, işleminin veya çeşitli kombinasyonlarının dondurularak “blokzincirin” şifreleme gücüne emanet edilmesinden kaynaklanıyor.

İlk olarak, blokzincir teknolojisinin klasik şifreleme yöntemine dayanan ve güncel teknoloji ile çözülmesi mümkün olmayan bir hesaplama zorluğuna dayandığının altını çizelim. Çok sayıda yazıda (örneğin Cem Say’ın Herkese Bilim Teknoloji Dergisi’ndeki yazılarında) bu teknolojinin donanım ve yazılım kapasitesi geliştikçe zamanla çözülmezlik özelliğini yitireceği ele alınmıştı. Yani NFT için kurulan biriciklik halinin teknolojik dayanakları yeterince güçlü değil.

Gerçek bir sanat eseri ise insan zihninin dünyayı kavrayışının özel hallerinden biridir. Yaratıldığı andan itibaren sanatçıdan bağımsızlaşır çünkü eser ile o eseri izleyen, dinleyen, seyreden, okuyan insan (alıcı) arasında yeni ve hiçbir zaman tükenmeyen bir süreç başlar. Buradaki tükenmezlik alıcının biricikliğinden kaynaklanır, yani sanat eseri sahip olduğu özellikler ile alıcının dünyayı kavrayışının bir parçası, deneyimlerini yeniden anlamlandırmasının bir yöntemi olarak kendi iç yolculuğunda bir tür rehberlik, aracılık işlevi görür. Her bireyin deneyimi eşsiz olduğundan sanat eserine ilişkin yorumu da diğer bireylerinkinden ve kendi önceki yorumlarından farklılaşır.

Sanat eserinin yaratıcısından bağımsızlaşması da tam bu noktada ortaya çıkar; bir bireyin yetenekleri sayesinde yarattığı eser onun deneyimlerinden süzülüp gelen ve çeşitli imgeler yoluyla gerçekliği kavrayışına dair düşündüklerini yansıtır. Ancak alıcının yorumu ve izlenimi ile yaratıcının yorumu birbirinden tamamen farklılaşabilir. Bilinen örneklerden biri Tolstoy tarafından Hristiyanlık övgüsü için yazılan “Diriliş” romanının yapılan betimlemelerle o dönem Rus Çarlığı’nda ezilenlerin dayanılmaz yaşam koşullarını mükemmel yansıtan bir eser haline gelmesidir. Marx’ın politik sosyoloji alanında yazılmış baş eserler arasında sayılan “Fransa’da Sınıf Savaşımları”, “Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i” kitapları, Flaubert’in “Duygusal Eğitim” (veya “Gönül ki Yetişmekte”) adlı romanıyla birlikte okunduğunda o dönemi kavrayışımız ve insanlık durumuna dair görüşlerimiz çok daha derinleşir. Bütün bunlardan yoksun NFT ise olsa olsa insanın dünya ilişkisine dair karikatürize bir taklit olarak nitelendirilebilir. Avatarın çantası ile gerçeği arasındaki bağ ne ise NFT ile sanat eseri arasındaki bağ da o kadardır.

Bu durumda NFT’nin değerini temellendirmek için geriye koleksiyonculuk kalıyor. Koleksiyonculuğun tıpkı bilim gibi kamusal alana dahil olması, dolayısıyla fiyatı olmaması gereken sanat eserinin metalaşmasına yani özel mülk haline gelmesini sağlayan bir faaliyet olduğunu ve yüksek rant üretme kapasitesi yarattığının altını çizmek gerekir. Bu açıdan salt koleksiyonculuk güdüsü ile tarif edilen NFT’lerin sanat eseri ile herhangi bir şekilde ilişkilendirilmesi, fiyatlama dahil herhangi bir benzerlik taşıması mümkün değildir. Elbette dijital sanat kapsamında kalan sınırlı sayıda eseri dışarıda tutuyorum.

NFT akroniminin üçüncü harfi Token kelimesinden geliyor. Token, coin’den farklı olarak önceden oluşturulmuş bir blokzincir üzerinde tanımlanan bir işlemi tarif eder. Yani yeni bir şifreleme prosedürü değil, örneğin Etherium gibi önceden oluşturulmuş bir blokzincir platformunda gerçekleştirilen ve değiştirilemezliği garanti edilen (şimdilik) bir sözleşmedir. Bu sözleşme ile bir futbol takımının taraftarlığı teyit edilebilirken, herhangi bir amaca yönelik ödeme aracı da yaratılabilir. Kısacası herhangi bir token’a atfedilen “değer”in kökeni halihazırdaki gerçeklikten kaynaklanmaktadır. Örneğin hisse senedini token’a dönüştürürseniz bir işletmeye ortaklığınız blokzincir şifreleme gücü ile korunmuş olur. Bir futbol takımının çıkarttığı token ile sadece taraftarı olduğunuz takımın yaşadığı/yaşayacağı zaferlere duygusal düzeyde ortak olursunuz. Parası karşılığında tabii ki. Somut ve günümüz gerçekliğinde oluşmuş bir değer ile doğrudan bağı olmayan (yani bir tür sözleşme veya değerli kağıt özelliği göstermeyen), bu yönüyle de coin fiyatlaması ile büyük benzerlik taşıyan sınırsız sayıdaki token için yaygın olarak kullanılan bir özlü sözü anmak yerinde olur: “Daha yüksek fiyata satın alacak bir başkasını bulduğunuz sürece NFT için sorun yok”.

Token yaratma iş dünyasının veya finansal mimarinin derinliklerinde donup kalmış finansal işlemleri finansal varlık niteliğine kavuşturmak için uygun bir araç olabilir. Örneğin vadeli alacaklar/borçlar gibi normal koşullarda işleme konu olamayacak donuk finansal varlıkların kullanıma sürülmesi mümkün ve anlamlı olabilir. Ancak bu tür işlemler coin dünyasının iş platformu özelliğine sahip türleri içinde zaten gerçekleştiriliyorlar. Örneğin çok sayıda alternatif iş modelinden biri olarak Etherium özel veya kamusal alana dair bu tür yaratıcı ve işlevsel iş fikirleri için kullanılabilecek çok sayıda platformdan biri. Etherium’un coin hali ve onun üzerinden dönen manipülasyonlardan ise Etherium’u geliştiren Vitalik Buterin de oldukça şikayetçi.

Güncel iş yapma biçimini koru. Güncel finansal mimarinin araçlarını koru. Yepyeni bir hayat, geleceğin dünyası diye ortaya çık. Oysa bütün bunlara bakılacak olursa, öteevrenin günümüz gerçekliğinin son derece kötü bir taklidi, “eski hamamda yeni kurna” olduğunu söylemek gerekiyor. Temel felsefesinin teknolojik gelişmelerle birlikte bolluk toplumunun potansiyel olarak kurulabileceğinin ortaya çıkmasına verilen bir karşılık, sınıflı toplumun ezeli ve ebedi karakterini vurgulama çabası olduğu açık. Bu anlamıyla ve teorik olarak bir “yeni düzen tasarımı” olduğu da söylenebilir.

Üçüncü sorunun yanıtını da önümüzdeki yazıda ve yeni düzenin “değer teorisi” çerçevesinde vermeye çalışacağım.

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus