Kemal Can yazdı: AKP’nin 21. kuruluş yıldönümü vesilesiyle – Bitmiş hikayeye final yazmak

Beştepe’nin siyasi işler dairesine dönüştürülmek istenen AKP’nin, bu yeni duruma uydurulması hiç kolay bir süreç olmayacak. Kolay olmayacağı gibi, Erdoğan açısından asla tatmin olunacak bir hale de gelemeyecek. Dolayısıyla, ‘Yeterli heyecanı görmüyorum, bir metal yorgunluğu var, yenilenme gerek’ ve benzeri ifadelerin değişik versiyonları hiç bitmeyecek. Çünkü bu ölçüde kişiselleşmiş bir iktidarın ihtiyaç duyduğu aygıtları (elbette partiyi de), mevcut yapıları dönüştürerek oluşturmak çok zor.”

Tam beş yıl önce 17 Ağustos 2017’de gazeteduvar’daki “16 yıllık hikaye aslında bitti” başlıklı yazının giriş spotu böyleydi. Bugün, beş yıldır yarı zombi olarak yürümeye devam eden AKP’nin 21. kuruluş yıldönümü. Memleketin yirmi yılını birinci elden şekillendiren, yaşanmışların yanında, belki bir yirmi yıl –belki daha fazla- sürecek sıkıntıları miras bırakacak dönemin artık tamamen kapanıp kapanmayacağı ise hala tartışılıyor. 

2017’de, AKP henüz iktidarının 15. yılındaydı. Profesyonel yorumcuların bir kısmı esintilerinden haber verse bile henüz ekonomik kriz konjonktürü yoktu. MHP’nin sürükleyicisi olduğu yeni iktidar ittifakı, ortaklık zemini genişleterek ve tasfiyeleri hızlandırarak daha önce tutunamadığı alanlara ilerliyordu. “Allah’ın lütfu” darbe girişimiyle yeni bir sistem kurulumu için kapılar ardına kadar açılmış, engeller birer birer kaldırılıyor gibi görünüyordu. İktidar, özgüvenini yüksek ve çok yönlü saldırganlıkla tahkim ediyordu. Bu tablo, muhalefet açısından da ağır moral bozukluğu anlamına geliyordu. Nisan 2017’de, her anlamda olağanüstü koşullarda yapılan anayasa referandumu sonucunda yüzde 51,5 ile “evet” alan Erdoğan, -aslında pek memnun olmadığı- bu sonucun üzerinden “Atı alan Üsküdar’ı geçti” diyerek atlamıştı. Hemen ertesi yıl yapılan seçimde, Erdoğan yüzde 52,5, Cumhur İttifakı 53,5 oy alarak “Adam kazandı” dedirtti. Biten bir hikayeden çok yeni bir hikayeye başlandığı fikri, iktidar ve muhalefet tarafının ortak değerlendirmesi haline gelmişti. Oysa iniş çoktan başlamıştı. 

Daha önce tamamlanmış olan bu hikaye, “Türkiye’deki popülist sağ iktidarlar tarihinden çok farklı bir nokta” değildi aslında. Yine beş yıl önce sorulmuş bir soru: “50’lerde DP’nin yüzde 58, 60’larda AP’nin yüzde 53, 80’lerde ANAP’ın yüzde 45 oy oranlarını yakaladığı ‘sağ kitle partisi ataklarının’ yükseliş ve düşüş hikayeleriyle oldukça benzer özellikler taşıyor. Hürriyet ve kalkınma vaadiyle başlayan yükseliş hikayesi, ‘çelik çekirdeğin’ yarattığı dominasyon ve sert mücadele eşliğinde ‘otantik temsil’ meselesinin ve ‘milletin adamları’ denilen sembol isimlerin etrafında kurulan (ve uydurulan beka davası ile perdelenen) savunma hattı. Ve son olarak sürekli kriz üreterek sürdürülebilen bu savunmanın kendi ürettiği zarar algısıyla erimeye başlaması. Süreleri, periyodları ve şiddetleri değişse bile, hikayeler çok benzer. Bu pencereden bakınca, AKP ‘sağ popülist parti hikayeleri’ serisinin üçüncü dönemini de sonlandırmış ve misyonunu tamamlamış görünüyor. Şimdi soru şu; sağ popüler liderlerin hepsinin güçleri ölçüsünde denemiş olduğu ‘kişiselleşmiş iktidar’ hamlesinde en ileriye gitmiş Erdoğan’ın, ‘davasız ve partisiz olarak’ ne kadar daha devam edebileceği?” 

Erdoğan, bu soruya iktidarını sürdürerek cevap verdi. Hemen her alanda çok daha fazla tahribata yol açarak güç konsolidasyonunu pekiştirdi. İktidarın devamı için verilmiş diyet olan AKP, “devlet partisine”; devlet ise olmayan bir partinin (davanın) devletine dönüşürken, bitmiş hikayeye uzatma sezonları yazıldı. Teslim etmek gerekir ki, tamamlanmış, tükenmiş ve hatta açıkça yenilmiş bir hikayenin, yedi-sekiz yıl daha sürdürülebilmiş olması ve yapabilirliğini artırarak yoluna devam etmesi kolay değil. Uzatma dediğimiz, 21 yıllık sürecin neredeyse üçte biri. Ancak bu “başarının”  siyasi beceriyle açıklanması pek isabetli olmaz. Devam sürecinin Erdoğan’ın kabiliyetini aşan tarafları çok daha belirleyici. En başta, durumu kabul etmemekte kurulan geniş ittifak. Diğer tarafta, bitmiş hikayeyi uzatacak iktidar ittifakının çeşitli unsurları, bu zombi dönemden daha önce görülmemiş büyük faydalar temin ettiler ve uzatmayı desteklemekte (sorun çıkartmamakta) sakınca görmediler.  Erdoğan’ın, kurduğu ittifaklarda ortaklarına aşırı cömert olduğunu biliyoruz. Fakat son ortaklıkta cömertlik, sıkı mecburiyetlerle sarmalandı, garantilendi (Kur korumalı mevduat gibi ideolojik korumalı siyaset). Buna “yeni vesayet” denilse de olan biten kaba bir alış-verişten fazlası değildi aslında. 

Bugün karşı karşıya olduğumuz şey, bitmiş hikayeye nasıl bir final yazılacağı veya zorlama yeni bir sezon tasarlanıp tasarlanmadığı. Rusya’nın, Batı başkentlerinin, Körfez istibdatlarının, liyakat-sadakat gölge oyunun arkasında en fütursuz ve başına buyruk dönemini yaşayan oluşturulmuş bürokratik çetelerin, tarihin en vahşi servet transferinin olağandışı bir sessiz eşliğinde yapılabilmesinden iştahla nemalananların, cemaatlerin, kara paracıların ve azınlığa düşmüş azgın “çoğunluğun” henüz vermediği –verseler bile açıklamadıkları- karar bekleniyor. Bir anlamda hikayeyi kuranlar veya en azından kurulan hikayeye yatırım yapanların, yazacakları ya da razı olacakları bir final. Anketler, seçmenin karar verdiğini, hikayenin bittiğine ikna olduğunu gösteriyor ama unutmayalım ki; o karar daha önce de verilmişti. Yedi yıl içinde yüzde altmışlardan yüzde otuzlara gerilemiş, yani desteğinin yarısını bu uzatma döneminde kaybetmiş bir iktidarın, en agresif dönemini deneyimliyoruz. Erimenin ekonomik krizle bağı son derece açık ama iktidarın, bu krize sadece inat veya aymazlıkla girmediğini, bunun bir tercih olduğunu görmek gerek. Her tercih, alınan kadar vazgeçilenleri de içerir. 

Erdoğan, iktidarını korumak için en isabetli olduğunu düşündüğü yola girerken; onunla bu yolda yoldaşlık, ortaklık edenler de, elde edeceklerini hesaplarken bir tercih yaptılar. Kazanacaklarını veya koruyacaklarını bir tarafa yazdılar, vazgeçebileceklerini, feda edeceklerini diğer tarafa yazdılar. AKP’nin zaten bitmiş hikayesi, vazgeçilenler listesinin başında yer aldı. 21 yılın sonunda, başta Erdoğan olmak üzere kimse AKP’den bahsetmiyor, herkes kazanılması zorunlu olan seçimden söz ediyor. Erdoğan, partinin kurucularına yazdığı mektupta seçim desteği istiyor. Dolayısıyla, “21. yılında AKP”, artık bir isimden ibaret. Kendi hikayesinin sonunu yazamayacak kadar silik bir figürün ismi. Bir sonu olacaksa onu başkaları yazacak, eğer zorlama uzatma yaşanacaksa onu da başkaları kaleme alacak. Artık bir yıldan kısa bir süre kalmış olan seçim öncesi, muhalefetin de alternatif hikaye çıkarmasını beklemek için fazla geç. Bu iktidarın hikayesinin bittiği bilgisini tekrar etmenin yeni bir tarafı yok. Hatta birileri, hikayenin bitmediği, bir süreliğine yanlış yola saptığı iddiasında oyalanmayı seçiyor veya konjonktürün (ya da Erdoğan’ın inadının) hikayeyi sıkıntıya sokan “Allah’ın lütfu” olduğuna inanıyor. Sonuçta, yazılamamış finalin ve bu finale göre şekillenecek bir başlangıcın önündeyiz. İşte bu da bizim hikayemiz. 

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus