Sevilay Çelenk yazdı: Hicapsızlar Mahsa’yı “hicab” bahanesiyle öldürdü…

“Eğer bizden ses alamazsanız. Bilin ki internetimiz kesildi. O zaman lütfen sesimiz olmaya devam edin. Mahsa’nın adını söylemeye devam edin. Jina Mahsa Amini, Jina Mahsa Amini!”

İranlı kadınlar sosyal medyadan böyle sesleniyor. “Sesimizi duymazsanız bizim ve Jina Mahsa’nın sesi olun” diyorlar… Geçen hafta sosyal medya bireysel hesaplarından duyduğum ve doğrulanmasın diye dua ederek söz ettiğim olay, maalesef hemen ertesi günden itibaren haber kuruluşları tarafından doğrulandı. Jina Mahsa gözaltında katledilmişti. 

Hicapsızlar, hiçbir şeye inanmayan ve aslında kendi erkek iktidarları hariç hiçbir değer tanımayan ahlaksızlar, “hicabı” doğru giymediği için 22 yaşındaki gencecik bir kadını, Jina Mahsa’yı katlettiler. LGBTİ+’ları ve kadın mücadelesini kendilerine ya da “ailelerine” tehdit olarak gören, dışlayan ve hedef gösteren de bunlar işte. Ahlak polisleri… 

İranlı kadınlar ayakta. Dünyanın dört bir yanında kadınlar, İranlı kız kardeşlerinin sesi olmak için ayakta. Saçını kesen de var, eşarbını yakan ya da rüzgara savuran da. Jina Mahsa’nın da ailesiyle birlikte yaşadığı, Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgede bıçağın kemiğe dayandığı anlaşılıyor. Protesto eylemleri sürerken güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucunda çok sayıda kadının öldürüldüğü de maalesef gelen haberler arasında. Kadınlar varlık-yokluk mücadelesi veriyor. O kadınlar kimliklerini ve iradelerini hiçe sayan bu rejimin sonunu getirecekler. Kırk yıllık zulmün defterini dürüp ateşe verecekler! 

iran

Dün sohbet ettiğim İranlı doktora öğrencisi genç kadının gözleri kor parçası gibiydi. Gözleri yanıyordu gerçekten. “Ben hicaba inanmıyorum. Ailemin kadınları başını örtmek istemiyor. Başörtüsü kullanmak gerekliliğini kabul etmiyor fakat kaç kuşaktır zorunlu olarak başlarını örtüyorlar. Ben örtmeyeceğim, artık yeter, yeter” diyordu. Dünya üzerinde geniş bir coğrafyada uygulanan bu zulmün adı “Başörtüsü zulmü.” Ölümüne bir zulüm.

On yıllardır Müslüman dünyanın birçok köşesinde başı ve bedeni zorla kapattırılan, buna uymadığında sokaklarda saldırıya maruz kalan, dövülen ya da cezaevlerinde ömür tüketen ve ölen kadınlar var. Bu konuda Türkiye’de de dünyada da kanaat önderi konumundaki mütedeyyin kişilerin sesi pek az ve pek cılız çıkıyor. İlgili dini kurumlar elbette tümüyle sessiz. Ben bu satırları yazarken Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş Ordu’da “Helal kazanç ve alınteri” başlıklı bir hutbe irad etmekteydi. Yanı başımızda bir ülke dini kurallar ve yasaklar adına işlenmiş bir cinayet nedeniyle ayağa kalkmışken, dünya Müslümanları’na öncülük derdindeki bir ülkenin din işleriyle ilgili en yüksek devlet kurumunun topluma bir sözü, bu konuda bir yorumu olmayacak mı? Cuma hutbesinde değilse, ne zaman? Evet, Diyanetimiz nezdinde gerçekten de helal kazançtan ve helal lokmadan daha önemlisi yok sayın okuyucular, yersek… 

Diyanet İşleri Başkanlığı’nı filan zaten geçtim, bu konuda bir ses çıkarmasını bekleyeceğiniz kişi ya da kurumlar da -feminist mücadele içinde de yer alan az sayıda yazar ve siyasetçi kadını saymazsak- genellikle bu konu üzerine konuşmaktan imtina ediyor. MAZLUMDER bile bunca olay yaşanırken ancak çok çekingen bir açıklama yayınlayabildi. Üç gün önceki bu açıklama esnasında Jina Mahsa Amini’nin gözaltında hayatını kaybettiği artık açıklık kazanmış olduğu halde, gözaltında ölüm olayı hala “iddia” olarak sunuluyor ve hemen ardından resmi makamların bunu yalanladığı bilgisi de ekleniyor. Konu hem nalına hem mıhına türünden denge arayan bir haber dili içinde veriliyor kısacası. Açıklamada “Dini sembollerin zorla yasaklanması ile bir dine veya kültüre ait yaşam tarzının zorla dayatılması arasında fark yoktur. Dayatmaya karşı direnenleri gözaltına alıp ikna odası mantığıyla eğitime tabi tutmak ise insan onur ve haysiyetiyle bağdaşmayan bir uygulamadır” deniyor. Pekiyi de Mahsa’nın başına gelenlerin ikna odası mantığıyla ne alakası var? 

Mahsa birimizin evladı, kız kardeşi ya da yakını olsa bu sonu yaşamasındansa ikna odalarında başörtüsünü düzgün takması gerektiği konusunda iknaya çalışılmış olmasını tercih ederdik herhalde. Hiç değilse yaşıyor ve hayatta derdik. Elbette ister baş açtırmak ister baş örttürmek için olsun bu tür bir ikna çabası son derece antidemokratiktir, kesinlikle hak ihlalidir ve zulümdür. İnsan onuruna ve kişilik haklarına saygısızlıktır. Fakat yine de Mahsa’nın başına gelen şey üniversite binası içinde ya da başka bir kurumda o kurumun üyeleri vs. tarafından ikna edilmeye çalışmak gibi bir şey değildi. Jina Mahsa ikna odasına götürülmedi. Ailesiyle seyahat ederken kendi şehrinden başka bir şehirde (Tahran’da) korkunç bir aşağılama eşliğinde ve korkunç erkekler tarafından gözaltına alındı. Ahlak polisinin hukuk dışı şiddet uygulamalarıyla ve cürümleriyle tarih yazdığı bir ülkede, bu şekilde gözaltına alınma olayı tek başına, başka hiçbir cebir kullanılmaksızın bile gözaltı deneyimi olmayan genç bir insanın kalbini durdurabilecek bir şiddettir. Işın Eliçin’in yaptığı programda bu konu İran üzerine çalışmalarıyla bilinen Arif Keskin tarafından da çok iyi ifade edildi. İzlemekte yarar var.

Yeniden MAZLUMDER açıklamasına dönecek olursak, Mahsa Amini olayı, yani genç bir kadının gözaltında öldüğü bilgisi dünyayı ayağa kaldırmışken kaleme alınan bir açıklamada uzun zamandır gündemde olmayan ve bir daha kimsenin gündeminde olamayacağı da epeyce açık olan başörtüsü yasakları ile denklik aranmadan bir şey söylenemez miydi? İran’ın kadın ve Kürt düşmanı, cinsiyetçi mollalar rejimini -sanki mümkünmüş gibi- şeffaf bir soruşturma yürütmeye çağırmakla yetinmektense, yaşananları açık ve net biçimde protesto eden etkili birkaç cümlelik bir kınama yayınlanamaz mıydı? Her şeyi her şeyle eşitleyen, uzun yıllara yayılmış olayları, zaman orada durmuş ya da hiçbir şey değişmemiş gibi birbiriyle karşılaştıran bu adaletsiz aklın sonu gelmeyecek mi? Din adına konuşulur, din ya da hicab adına zulüm yapılır ve kadınların canına kıyılırken bu tür zayıf açıklamalar da “Din bu değil” demekle yetinmek de pek bir işe yaramıyor. Sessizlik ise tam bir suç ortaklığı…

İran’da kadınlar devlet gözetimindeyken öldürülüyor, kadınlar idam ediliyor. Kürtler kadın demeden, sadece şiirler yazan bir şair demeden, protesto hakkını kullanan bir sivil demeden genciyle yaşlısıyla öldürülüyor. İdamlar dur durak bilmiyor. Uluslararası Af Örgütü, İran’ın 2020 yılında 246 infazla Çin’den sonra dünyada en fazla idam uygulayan ikinci ülke olduğunu açıklamıştı. İran’da cezai sorumluluk kız çocuklarında 9 ve erkek çocuklarda 15 yaşında başlıyormuş. Ayrımcı, cinsiyetçi ve adaletsiz uygulamalar bu upuzun altı yıllık farktan da görülüyor.

Jina Mahsa Amini olayı hakkında Perinçekçi Ulusal Kanal’ı, Abdurrrahman Dilipak ile aynı dilden konuşturan sefil ideolojiler, yaşanan olayları dış mihraklara, PYD-YPG-PKK’ya ya da Amerika’ya bağlamakta birbiriyle yarışıyor. Ulusal Kanal İran temsilcisi Gürkan Demir’i sabrınız varsa izleyin diyeceğim ama bir yandan da tıklama israfı… Mahsa Amini olayının arkasındaki “gerçekleri” anlatıyor. “Mahsa kendini öldürttü” demediği kalıyor tek. Polisin hoşgörüsünün ve sabrının nasıl zorlandığını, kısacası meselenin bir “Mahsa” olmadığını filan söylüyor, hem de hiç hicap duymadan. Abdurrahman Dilipak “Rejim karşıtları için bu durum, bizde gerçekleşen Gezi olaylarını hatırlatıyor” diyor. “İran’daki bu olaylar, Rusya ve Çin yanında, Irak ve Suriye’yi, Yemen’i ve Lübnan’ı yakından ilgilendiriyor” diye bağlıyor sözlerini. Görüyorsunuz işte, olay herkesi ilgilendiriyor ama bir tek arzuları hilafına on yıllardır bedenleri cendereye sokulan ve başları zorla örttürülen güzelim İranlı kadınları ilgilendirmiyor… 

İran’daki protesto eylemleri elbette ulusal, küresel ve tarihsel bağlamı içinde değerlendirmeli. Fakat bu şekilde, Türkiye’de yaşanan her türlü muhalefet ve protesto eylemi karşısında üzerimize boca edilen türden ezberler ve ikiyüzlü söylemlerle değil. Örneğin Fehim Taştekin İran’daki protestoları, politik ortamı ve koşulları Gazete Duvar youtube yayınında, tarihsel bağlamı da ihmal etmeden çok güzel değerlendirdi. İran halkının muhalefet geleneğini, bölgede devrim yapmış müstesna bir halkla karşı karşıya olduğumuzu da akılda tutmak gerektiğini söyledi ki çok doğru. Bu bilgiyi hatırladığınızda şu muhteşem videonun yaydığı umut da büyüyor. 

Ayetullah Humeyni, milyonlarca insanın sel olup sokaklara aktığı bir karşılama töreniyle İran’a ayak bastığında, çocuktum. Fakat siyah-beyaz TRT televizyonunda izlediğim o kalabalıkları hiçbir zaman unutmadım. Sonraları uzun yıllar Humeyni’nin kendisini desteklemiş olan ılımlı Müslümanlar da dahil, solcuları ve liberalleri baskı ve sindirme politikalarıyla nasıl susturduğunu, muhalifler için ardı ardınca kurulan idam sehpalarını izleyip durduk. Zulüm hiç bitmedi. Tam kırk yıldır sürüyor. Burada da Şah Rıza Pehlevi döneminin daha iyi olup olmadığı konusu ise bence artık bir soru bile değil. O dönemi her türlü sorgulayabilirsiniz. Ama bugünün zulmü hakkında konuşulurken bu ciddiyetsiz soruyu bugün artık soramazsınız, karşılaştırma yapamazsınız. Üzerinden kırk yıl geçmiş! Kırk koca yıl. Yirmi birinci yüzyılda, kırk yıllık bir iktidarın insandan, haklardan ve özgürlüklerden yana bir karakter kazanması için her şeyi ama her şeyi var demektir. Bu nedenle ne eskiyle ne de başka bir şeyle kıyaslanmaları adil değil. Adaletin zerresi söz konusu değil. 

Lütfen şunu da kimse aklından bir saniye bile uzaklaştırmasın. Kadınların İstanbul Sözleşmesi gibi kazanımlarına göz diken, onları eril şiddetin kol gezdiği bir dünyada koruyacak mekanizmalardan yoksun bırakan, hukuksal kazanımlarını çöpe atan ve LGBTİ+’ları ayrımcı politikalarla sindirmeye çalışan hiç ama hiç kimsenin bu “hicapsızlardan” bir farkı yok. Ellerinden gelse hepsi kadınları “kapatmak” ister, kapatamıyorsa ve elinden geliyorsa yok etmek ister. Bazen hafif yana kaymış bir başörtüsü, bazen aylar, yıllar evveline ait bir şaka ya da birkaç yıl evvel yapılmış bir albümdeki bir şarkı buna yeter. Şimdilik sadece kadınları kapatmakla, yani giyim kuşamlarıyla ilgileniyorlarsa bu sadece daha fazlasını henüz yapamadıkları içindir. 

Evet, Jina Mahsa Amini, gencecik bir Kürt kadındı. Kadın düşmanı, cinsiyetçi mollalar rejiminin “hicab” kurallarına riayet etmediği için canına kastettiği kadınların hepsi elbette Kürt değil ama Kürt kadınlara zulümden fazlasıyla pay düşüyor. Katmerli bir düşmanlığın hedefi oluyorlar. Jina Mahsa’nın Kürtlüğü’nden gelen kırılganlığın da bu korkunç cinayeti işleyenlerin elini rahatlatmış olduğunu dünya biliyor… 2015 yılında da istihbaratçıların tecavüzüne uğrayan Kürt kızı Farinaz Hosravani yaşamına son vermişti. İran o gün de ayaktaydı. Bugün yine İran’la birlikte ayakta olmamız gerekiyor… Yoksa görüyorsunuz hiçbir şey değişmiyor.

Başka ne diyeyim bilmiyorum. Bir okurum yazmış, Mahsa “ay gibi güzel” demekmiş… Güzelim, güzelim, Jina Mahsa…

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus