Türkiye’nin Gidişatı (19): Macaristan’da Orban neden kaybetti? Okul saldırıları önlenebilir miydi?

Türkiye’nin Gidişatı‘nın bu bölümünde Mehmet Altan ve Ruşen Çakır, Türkiye’deki toplumsal çürümeyi, liyakat eksikliğini değerlendirdi. Aynı zaman programda Macaristan’daki değişim rüzgârları ve bunun Türkiye için olası dersleri değerlendirildi.

Video özeti

  • Prof. Mehmet Altan ve Ruşen Çakır, Türkiye’deki liyakat eksikliğini ve toplumsal çürümeyi değerlendiriyor.
  • Okul saldırılarının önlenebilirliği üzerine sohbet ederken, Altan eğitim kadrosundaki nitelik kaybına dikkat çekiyor.
  • Macaristan’daki seçimde Viktor Orbán’ın kaybını toplumsal bir kırılma olarak yorumlayan Altan, bunun liberal demokrasinin ve vicdanın zaferi olduğunu vurguluyor.
  • Toplumda yükselen bir vicdan ve adalet arayışının, muhalefetin güçlenmesine katkı sağladığını belirtiyor.
  • Macaristan’da muhalefetin toplumsal mobilizasyon ile seçim sonucunu etkileyen faktörler arasında sokak gösterileri ve genç katılım önem taşıyor.

Türkiye'nin Gidişatı (19): Macaristan'da Orban neden kaybetti? Okul saldırıları önlenebilir miydi?
Türkiye’nin Gidişatı (19): Macaristan’da Orban neden kaybetti? Okul saldırıları önlenebilir miydi?

Türkiye’nin Gidişatı programının bu bölümünde Prof. Mehmet Altan ve Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Macaristan seçimini ve Türkiye’de yaşanan okul saldırılarını ele aldı. Altan; gelir dağılımı adaletsizliğinin, liyakate beslenen düşmanlığın ve hukuksuzluğun toplumu çürüttüğünün altını çizdi. Esas Türkiye’nin TikTok ve Telegram gibi sosyal medya platformlarında görüleceğini belirten Altan, “Bu ülkeyi ne hale getirdiniz? Neden istifa yok?” dedi.

Okul saldırıları önlenebilir miydi?

Devlet mekanizmasının bu tür olaylarda yeterince görünür olmadığını vurgulayan Mehmet Altan, sistemdeki liyakat sorununa dikkat çekerek, “Okulun dirliğini sağlayan nitelikli hocaların sürüldüğü iddiası var,” dedi. Eğitim kadrolarındaki nitelik kaybının gençlerin gelişimini doğrudan etkilediğini belirten Altan, bu durumun bu olaylara zemin hazırlayabileceğini ifade etti. Altan konu hakkında şunları söyledi:

“Bizim gençliğimizde ar damarı diye bir terim vardı. Utanma duygusunu tamamen yitirmiş, utanç verici işleri sıkılmadan ve yüzü kızarmadan yapan kişilere ar damarı çatlamış derdik. Şimdi güncel haberlere bak. Cinayetler ve silahlanma, İçişleri ve Adalet Bakanlığı sorumluluğunda. Fakat burada okullara sirayet ettiği için Milli Eğitim Bakanlığı’nın da birinci derecede sorumluluğu var.”

Macaristan’da Orban neden kaybetti?

Macaristan’da uzun yıllardır iktidarda olan Viktor Orbán yönetiminin kaybını yalnızca klasik bir siyasi değişim olarak değil, toplumsal bir kırılma olarak yorumlayan Mehmet Altan, bu sonucu “liberal demokrasinin kazanmasından çok, vicdanın kazanması” olarak değerlendirdi. Altan, sürecin bir çocuk istismarı skandalı üzerinden tetiklendiğini belirterek, “Bugün aslında liberal demokrasi ve Avrupa Birliği seçimleri kazandı ama daha derin toplumsal açıdan bakarsan vicdan taraftarları kazandı” dedi.

Macaristan’daki değişimin arkasında güçlü bir toplumsal refleks olduğunu vurgulayan Altan, toplumun kendi içinden yükselen bu tepkiyi “Bir toplumsal duyarlılık, bir vicdan, bir adalet, haksızlığa karşı demokratik bir isyan örgütleniyor,” olarak değerlendirdi.

Bu süreçte muhalefetin yalnızca siyasi söylemle değil, toplumsal mobilizasyonla güç kazandığına dikkat çeken Altan; sokak gösterilerinin, kitlesel etkinliklerin ve özellikle gençlerin yoğun katılımının seçim sonucunu etkileyen faktörler arasında olduğunu belirtti.

Video deşifresi

Hazırlayan: Gülden Özdemir

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. ‘‘Türkiye’nin Gidişatı’’nın 2026 Nisan ayı yayınında Profesör Mehmet Altan’la birlikteyiz. Konuşacak çok şey var. Hoş geldin abi.

Mehmet Altan: Hoş bulduk. Nasıl geçiyor zamanlar? Bahar geldi.

Ruşen Çakır: Evet, bahar geldi de bugün biraz soğuk.

Mehmet Altan: Memlekete de bir gelse artık.

Ruşen Çakır: Değil mi? Normal şartlarda ‘‘Hafta Başı’nda dedim ki “Mehmet abi gelir, Macaristan’ın altından girer, üstünden çıkarız.” diye. Ama maalesef Türkiye’de üst üste çok acı olaylar yaşandı. Önce Siverek’te, ardından Kahramanmaraş’ta. Kahramanmaraş’ta çünkü can kayıpları da var, o çok daha fazla dikkat çekti. İlkini gerçekleştiren çocuk 19 yaşındaydı. Bu sonuncuyu yapan 14 yaşında. Tabii birçok şey söyleniyor. Ben şeyden çok rahatsız oldum, bu sabahki yayında da bahsettim; çocuğun psikolojik sorunları olduğu vesaire, bunları gösteren birtakım görüntüler şunlar bunlar falandan hareketle olay bir anlamda psikolojik sorunu olan bir çocuğa bağlanmaya çalışılıyor. Bu tabii işin kolayı. Mesela bir gün önce Siverek’te olan olaydaki 19 yaşındaki genç hakkında hemen hemen hiçbir şey bilmiyoruz. Bir video, bir sosyal medya hesabı falan, ailesi kim falan çok fazla konuşulmadı o. Bu daha kolay bir şey oldu. 14 yaşındaki çocuk, babası emniyet müdürü falan, birtakım videolar şunlar bunlar çıktı ve olay bir işte psikolojik sorun… Tamam, doğru; anne baba ilgisizliği vesaire ama hiçbir yerinde devlet yok. Yani burada devlet ve genel olarak toplum da yok, eğitim sistemi de yok. Mesela böyle bir olay yaşandıktan sonra bir Milli Eğitim Bakanının ne yapması beklenir?

Mehmet Altan: Değil mi?

Ruşen Çakır: Ne beklenir? Sen mesela bakan olsaydın, diyelim ki böyle bir şey yaşadın. Senin sorumluluğun… Yani şimdi şunu diyebilir mi bir Milli Eğitim Bakanı: “Ya ben ne bileyim Maraş’taki okulda 14 yaşında bir çocuk babasının 5 silahını alıp…”

Mehmet Altan: Hayır mesela bir iddia var Ruşen; bütün çocukların özel durumlarını bilen ve okulun dirliğini düzenliğini sağlayan beş nitelikli hocanın oradan sürüldüğü iddiası var. Yani bir tasfiye var Türkiye’de devlet katında ve tasfiye edilenlerin ortak özelliği nitelikli olmaları. Şimdi aynı zamanda nitelikli olanları tasfiye edecek konuma gelenlerin niteliğine, hepsine bir büyüteçle bakmak lazım. Profesörlüğüne, nerelere gelmiş, nerelere atanmış, ne olmuş, arkasında kim var, hedefi ne? Aynı zamanda da eğitim dediğim vakit, her seferinde geldiğimde sana söylüyorum; üniversite, bütün eğitmenler, hocalar, lise öğretmenleri üniversitelerden gidiyor. Bizim üniversitelerin dünyanın en iyi üniversiteleri arasında esamisi okunmuyor. Yani bir çöküş var. Tabii çok hazin ve acı çocukların ölümü. Aynı zamanda organize suç örgütleri sıralamasında Türkiye 10. sıraya yükseldi. O raporda dehşet şeyler yazıyor. Bunun içinde silahlanma var, silah ticareti var, uyuşturucu var. Geçenlerde bir dernek ne dedi? Bir yıl içinde uyuşturucu müptelası 12 milyondan 15 milyona çıktı. Ama saptama muhteşem tabii. Yani sistem, liyakat düşmanlığı yapan bugünkü zihniyetin hiçbir dahli yok; birtakım nitelikli hocaların tasfiye edilmesi, kendi liyakat ve eğitim kriterlerine değil özel siyasi karanlık işlerle bir oluşuma gidilmesi filan onlar bir tarafa… Çöp hâline döndürdüler Türkiye’yi ve çöp patlıyor. Bu olayları gördükçe içimiz hepimizin yanıyor ama biz bunların hepsini söylüyoruz ve aklıma hep gelen Hekimbaşı Çöplüğü, Ümraniye’de. Onda da baktım tekrardan; bir gelir dağılımı adaletsizliği toplumu çöpleştirir. Liyakata düşmanlık çöpleştirir. Aynı zamanda hukuksuzluk çöpleştirir. Yolsuzluk çöpleştirir, vicdansızlık çöpleştirir. Bu ne demektir? Mesela baktım bu Hekimbaşı şeyinde ne kadar çöp döküyorlar diye; günde 2300 ton çöp döküyorlarmış. Şimdi Türkiye’nin üstüne birisi sürekli çöp döküyor. O çöpler sonunda metan gazı oluşturmuş, bir patladı 28 Nisan 1993’te, aşağıdaki gecekondu bölgeleri kaydı ve 39 kişi öldü, 12 kişi kayboldu. Sen toplumda hukuku yok ettiğin vakit, liyakati yok ettiğin vakit, adaleti yok ettiğin vakit orada toplum çöpleşmeye başlar. O metan gazı birikti burada. Aynı zamanda, “Gerçek Türkiye nedir?” diye merak ediyorsan Telegram, TikTok seyret. Esas Türkiye’nin yüzü o. Nasıl bir hâle getirdiniz bu ülkeyi ya? İstifa filan ne? İstifa yok ki, istifa ortadan kalktı. O zaman bu konulara ben şöyle bakıyorum. Sen zaman zaman birisine armağan ediyorsun ya, harika bir iş yapıyorsun. Fikret Muallâ değil mi? Ankara Resim ve Heykel Müzesi’nde duruyor resimleri ama harika bir hikâye vardır. Picasso’nun bir eserini satın aldığı söylenir. Aynı zamanda Picasso ona bir tane kendi resmini hediye etmiş. Gitmiş bir rakı parasına vermiş Picasso’nun şeyini. O buraya, Türkiye’ye ne derdi? Leblebistan. Yani şimdi niye Leblebistan? Buranın bir şekilde dirliği, düzenliği, omuriliği, bunu sağlayan bir yapı dört dörtlük bir şekilde buraya egemen olamadı. Şimdi bakıyorum ben, mesela gene merak ettim; sen “ar damarı” lafını ne kadardır duymuyorsun? Bir düşün. Ar damarı çatladı buranın, ar damarı. Bizim hayatımızda, gençliğimizde “Ulan bunun ar damarı patladı.” derdik değil mi? Bak ne yazıyor: ‘‘Utanma duygusunu tamamen yitirmiş, utanç verici işleri sıkılmadan ve yüzü kızarmadan yapan yüzsüz veya ahlaksız insanlar için kullanılan bir deyim: Ar damarı.’’ Şimdi olup biten kamu görevlileriyle ilgili güncel haberlere bak ya. Mesela valiyle ilgili. Valiyi kim atıyor? İçişleri. Bütün bu olayların Milli Eğitim Bakanı, Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı… Yani bu yapılar, cinayetler, şunlar bunlar, silahlanma… Şimdi okullara sirayet ettiği için Milli Eğitim Bakanlığı’nın da birinci derecede sorumluluğu var. Yargıtayda bir üyenin mahkeme tutanaklarına mafyayla nasıl bir ilişki içinde olduğu yansıdı. Peki, bunları kim atıyor? Bunlarla ilgili mesela Tunceli değil mi? Bir cinayet 5 yıl engellenebilir mi? Hukuk devletinde buna hiç kimsenin gücü yetmez. Peki, bu şimdi belli ki oradaki valinin üstüne yürüyor; peki yargı ne oluyor, adalet? HSK ne yapıyor? Hâkimler ve Savcılar Kurulu bir cinayetin 5 yıldır aydınlatılmaması üstüne kendi mekanizmasını, denetlemesini niye çalıştırmıyor?

Ruşen Çakır: Şimdi orada Gülistan Doku olayına değindin. Orada bir kere yıllarca bunun bir cinayet mi, intihar mı, kaçış mı olduğu bilinmedi. Kayıp olarak geçti. Aile ısrar etmese, arkadaşları ısrar etmese kapanacaktı. Şimdi olayın detayları yeni soruşturmada çıkınca gözaltına alınanların ezici bir çoğunluğu devletin elemanı.

Mehmet Altan: Evet, kamu.

Ruşen Çakır: İşte ya koruma polisi ya şu ya bu vesaire. Ve bakıyorsun tek bir şey yapmıyorlar iddialara göre. Yok sosyal medya hesabını siliyor, yok bilmem neyi yok ediyor, yok şunu yapıyor, yok bunu yapıyor. Ve bir bakıyorsun ki şöyle bir şey: Normalde devletin kurumları ve devletin elemanları cinayeti aydınlatmak için koordine olur, burada cinayeti örtbas etmek için koordine olmuşlar. Yani bu işi ortaya çıkarması gereken mekanizma bu işin üstünü örtmüş iddiaya göre. Çok acayip bir şey bu ya. 

Mehmet Altan: Ama bunun yargı bacağı da var.

Ruşen Çakır: Tabii.

Mehmet Altan: 5 sene… Bir de Sinan Ateş davasını hatırla.

Ruşen Çakır: Hatırlamıyorum, öyle bir dava yok. O dava…

Mehmet Altan: Ama bu söylediğin zaten kulak eşiği normal olan birisi için dehşet verici bir şey bu ya. Yani sen orada bunlar olmasın diye para pul alıyorsun ve böyle bir cinayetin üstünü örtmeye yönelik muazzam bir çaba sarf ediyorsun. Şimdi bu iddialar mahkeme sürecinde ne kadar netleşecek? Yani eğer gerçekten söylendiği gibi, iddia edildiği gibi aslında olayın başka bir şey olduğunu bilip ama kamuoyunda algı operasyonu yapmak için baraj ikide bir boşaltılıyorsa, bilmem başka yerlere sevk ediliyorsa bu dehşet verici. O zaman işte meselenin tekrar başlangıcı: Bunu kim atıyor? Böyle birisini oralara kim atar? Bu kamu görevlilerinin atanma kriterleri nedir? Cinayet üstünü örtmeye yönelik bir iddianın içinde bulunan kamu polisiydi, güvenliğiydi, yargısıydı… Bunları denetleyen kimdir ve böyle bir mekanizmanın amacı nedir? Onun için örgütlü suç sıralamasında Türkiye’nin 10. sıraya yükselmesi, hukukun üstünlüğünde 118’e düşmesi ama yolsuzluk algısında bir yıl içinde 14-17 basamak mı ne düştü; bunlar başka bir melaneti gösteriyor. Bunları yapmamak için de ar damarı filan…

Ruşen Çakır: O ne ya? Ar damarı…

Mehmet Altan: Çok güzel değil mi? Ar damarı…

Ruşen Çakır: Şimdi biraz Macaristan konuşalım diyeceğim.

Mehmet Altan: Evet, Macaristan konuşalım.

Ruşen Çakır: Duyduğum kadarıyla siz liberal marksistmişsiniz.

Mehmet Altan: Evet. 

Ruşen Çakır: Öyle miymiş?

Mehmet Altan: Evet.

Ruşen Çakır: Bir kitap gördüm, “Yüksek Güvenlikli Notlar” diye. Mehmet Altan diye birisi yazmış.

Mehmet Altan: Evet. Nerede gördünüz, nasıl gördünüz Ruşen Bey?

Ruşen Çakır: Orada kitabın içerisinde bir bölüm var; liberal marksistmiş. Ama yasak olmuş. Kitabı içeri almamışlar mı?

Mehmet Altan: Hapishanede kendi kitabımı içeri ben alamadım. Ama bunu şöyle söyleyeyim; komisyon daha neticelenmedi. Yani böyle mekanizmalar vardır orada. Kitabı sana vermek istemedikleri vakit “komisyondan geçiyor” derler. Ben çıkıncaya kadar o komisyon… Marksist çünkü; “Aa Marksist mi?” filan. Bir düşünce, bir felsefe. “Liberal mi? Aa hem Marksist liberal mi?” Çok ürkütücü geldi herhâlde hapishane yönetimine. Kendi kitabımı ben içeride alamadım.

Ruşen Çakır: Burada mesela açtığım yerde, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 23 Eylül 2017’de mektubu gelmiş sana. Ve bu mektubu burada yayınlıyorsun.

Mehmet Altan: Evet, mektubu yayınlıyorum çünkü çok çok önemli bir şey. Hapishanede bir önceki cumhurbaşkanının, antetli bak orada kağıdı, çok sıcak, samimi ve mağdur edildiğimi kabul eden, o üzüntümün giderilmesi için yazdığı ve hapishaneye özel yolladığı bir mektup. Ben onu istismara dönük bir yoruma sebep olmasın diye ancak 8 yıl sonra yayınladım. Ve kalıcı ve çok önemli olduğu için de kitaba koydum.

Ruşen Çakır: Hayırlı olsun kitap diyelim.

Mehmet Altan: Teşekkürler.

Ruşen Çakır: Bir liberal marksist olarak Macaristan seçimlerine sevindin mi?

Mehmet Altan: Çok sevindim. Ama bu Macaristan seçimlerinin aslında pedofili, bir çocuk istismarı üstünden başlayan bir sürecin sonucu olduğunun da altını bir kere daha çizmek gerek. Yani bugün aslında liberal demokrasi, Avrupa Birliği seçimleri kazandı ama daha derin toplumsal açıdan bakarsan vicdan taraftarları kazandı. Burada kazanan liderin hikâyesine baktığımızda; 2023’te bir cumhurbaşkanı bu çocuk istismarına karışan birisini affediyor. Sonra birden kamuoyu “Ya bu cumhurbaşkanının affettiği kişi dolaylı vesaire de olsa bu pedofili meselelerinde karanlık bir adam.” diyor. Ve bu affı kesinleştiren, resmîleştiren adalet bakanı, o kadar büyük bir gürültü çıkıyor ki istifa ediyor. O, bugünkü seçimleri kazanan parti liderinin, şimdiki başbakanın eski karısı. Şimdiki başbakan, seçimi kazanan başbakan o kadar büyük bir hiddetle, demokratik şiddetle buna itiraz ediyor ki toplantılar yapmaya başlıyor. Her tarafta bu skandala, çocuk istismarına bulaşmış birisinin affedilmesinin kabul edilemeyeceğini söylüyor ve sadece adalet bakanının istifasıyla yetinmiyor. Bir toplumsal duyarlılık, bir vicdan, bir adalet, haksızlığa karşı bir demokratik isyan meselelerini örgütlüyor. Sonra da bu parti oluyor ve o parti kazanıyor bugün. Şimdi “aradaki 7 farkı bulun” gibi bir soru sorulabilir. Türkiye ile neler benziyor, neler benzemiyor? Aynı zamanda unutulmaması gereken şey; Macaristan Avrupa Birliği üyesi. Ne zaman oluyor bu? 12 Nisan’da, zaten “Avrupa Birliği’ne girelim mi girmeyelim mi?” diye yapılan referandumla aynı tarihin yıl dönümünde yapıldı. Mesela baktım ben AB referandumunda evetler %83, katılım düşük ama %83… Bir kere toplum olarak şunları bir vurgulamamız lazım: Burası bir Avrupa Birliği üyesi. Bunun baskıcı otokrat rejimi bu Ortadoğu’dakilerine benzemiyor. Mesela seçimden bir gün önce 100.000 tane genç, 50 ayrı orkestranın düzenlediği bir festivale tam kentin, başkentin ortasında katıldı. O zaten gelmekte olanı gösteriyordu. Şimdi Avrupa Birliği’nden taraf bir toplum. Bunu seçimlerde 2003 yılında %83 olarak belirtiyor ve bir sene sonra da Avrupa Birliği üyesi oluyorlar. Şimdiki katılım, Avrupa Birliği’nin referandumuna katılanların iki misli neredeyse ve bugün bu iktidarı kazanan partiye verilen oylar da %54’ü bulmuş vaziyette. Bunlar 100 üye hükümeti kurmak için yetiyor, 133 üye anayasayı değiştiriyor; onun da üstünde bir şey oldu. Burada temelde bir muhafazakâr toplum ama bir çocuk istismarcılığını affetmeye itiraz üstünden yürüyen ve bunu kabul edilemez olarak büyük bir demokratik isyana dönüştüren bir de başka durumu var. Mesela Sırbistan’da tren istasyonunda yeni yapılan üst dam çöktü, insanlar öldü. İnanılmaz büyük bir yolsuzluklara karşı… Bu başka bir duyarlılık. Vergisinin peşine giden, kendi yaşadığı toplumun çöplüğe dönmesini istemeyen bir refleks var. Hazineden geçinmeli bir yerler değil. Yoksa özet itibarıyla toplumun niteliklerine baktığın vakit böyle bir ilerici, sosyal demokrasi şu bu filan değil. Hatta bir savcı, aşırı bir savcı partide %6’ya yakın oy aldı. Ama toplamda bugüne gelinen noktada otokrat, otoriter bir rejime karşı liberal demokrasi ve Avrupa Birliği’nin, Avrupa’nın ortasında yeniden iktidar olduğu bir toplumsal iradenin işareti bu. Yani bu otokrat rejimler, 21. yüzyılın yolunu tam bulamaması, şaşkınlığı, nimet ve külfetlerin eşit dağılamaması nedeniyle ortaya çıkan, aynı geçen yüzyıldaki Nazizm gibi bir yapının yavaş yavaş 21. yüzyıl yürüdükçe, bazı şeyler yerli yerine oturdukça bu 10 yıllık dönem sona erebilir. Çünkü bu Macaristan’daki otoriter, AB düşmanı, liberal düşmanı Orban da 10 yıllık bir iktidarı…

Ruşen Çakır: Liberal düşmanı, sana düşman yani.

Mehmet Altan: Evet. Niye düşman o? Özgürlük isteyen birine neden düşman olunur? Yolsuzluk algısı endeksinde…

Ruşen Çakır: Şimdi burada şöyle de bir husus var tabii. Garip bir koalisyon vardı; Putin, Trump, Meloni, Le Pen, Erdoğan… Hepsinin dostu. Hepsi açık açık destek verdi.

Mehmet Altan: Hayır bir de Amerika’nın adamı gitti, Rusya’nın adamı gitti. Ama o toplum… Aslında Türkiye’nin muhalefetinin ders çıkarması lazım. Ayrıyeten de seçim sistemini ne yaptı? Öyle bir şey yaptı ki kimsenin çözemeyeceği bir şey. Ona rağmen o toplumun demokratik isyanının harekete geçirilme mekanizmaları ve o vicdan… Türkiye’de bugün muhalefetin seçim kazanamaması gibi bir durum olabilir mi? Bu tartışılabilir mi? Mesela orada da adamın aldığı oy oranı gene %30’larda ama ezdi geçti. Çünkü haznesi doldu oranın ya.

Ruşen Çakır: Peki şöyle bir şey sorsam: Hani bu otoriter rejimler için genellikle sorulan şu; seçimle gider mi? Yani seçimi kaybetse de gider mi? Şimdi bu Avrupa Birliği üyesi olmasaydı Orban, orada bir katakulli… Mesela Venezuela’da yapmıştı biliyorsun.

Mehmet Altan: Ama büyük zorba ne yaptı? Yataktan aldı götürdü. Macaristan-Türkiye kıyaslamasının toplumsal reflekslerini kıyasladığın vakit çok farklı tablolar çıkıyor. Mesela bu bayıldığım bir parti var biliyorsun; Macaristan Çift Kuyruklu Köpek Partisi. Biliyor musun bunu?

Ruşen Çakır: Yok.

Mehmet Altan: A süper ya! Bu seçimlere giriyor, çok ciddi olarak katılıyor seçimlere: Çift Kuyruklu Köpek Partisi. Bu ne? Bu, gençlerin sistemle alay etmek için kurduğu bir yapı. “Çürüdü” diyoruz ya burası. Yani o parti bu parti filan ne be? Kamu ihale yasasını niye değiştirmiyorsunuz? Ses yok. Niye siyasi partiler yasasını, niye ön seçimi yapmıyorsunuz? Niye seçilme dönemlerini sınırlamıyorsunuz filan? Siyaset kurumu çürüdü, Türkiye çürüdü filan… Mesela parti kuruyor gençler ve adını “Çift Kuyruklu Köpek Partisi” koyuyor. Seçimlere giriyor, %1’in üstünde yavaş yavaş oy alıyorlar; binde 83 aldılar. Ama mesela böyle bir parti sisteme dâhil edilebiliyor; sistemle alay eden, çürüdüğünü anlatan. Bir de Ruşen, demokrasilerde siyasal iktidar yoldan çıktığı vakit yahut beceriksizliği “yetti” dedirttiği vakit sağlıklı bir yapı söz konusu olduğu için muhalefet iktidar olur. Şimdi bu kadar fakirlik, fukaralık, baskı varken muhalefet iktidar olamıyorsa orada sistem zaten yürümüyor; ayarı bozulmuş, yağı kalmamış, makinesi kırılmış demektir. Peki, bu otomatik olarak kendisini dengeye getirecek yapının mekanizması kırıldıysa ne yapmak lazım? Yani aslında muhalefetin kalkıp düşünmesi lazım. “Orada beş parti var, burada birleşti” filan değil. Bu mesele, çocuk istismarı söz konusu olduğu vakit bunun üstünden koca bir toplumun vicdanını örgütleyerek o rejimin çökmekte olduğunu, bu pedofiliye bir şekilde yandaş olduğunu, bundan taraf olduğunu, bunun üstünü örttüğünü söyleyerek iktidar olup olmaması açısından da bakmak lazım. Ama benim bir ölçüm daha var: Çift Kuyruklu Köpek Partisi kurup sistemle alay edilip seçimlere girilebilir mi? Yahut Ankara’nın ortasında 100.000 kişilik genç grubu Orban’a karşı 50 orkestra ile birlikte bir miting düzenleyebilir mi?

Ruşen Çakır: Mitingi bilmiyorum da bir ara bizde Davulu Delen Jaguar Partisi vardı biliyorsun. O neydi? Özal’ın damadının jaguarı mı vardı, öyle bir şeydi.

Mehmet Altan: Hediye Jaguar aldılar.

Ruşen Çakır: Evet, öyle bir şeydi. Macaristan olayı ama 16 yıl sonra sonuçta şu ya da bu şekilde seçimi aldılar. Aslında geçen seçimi de muhalefetin alabilme potansiyeli vardı ama orada belli ki birçok şeyi yanlış yapmışlar.

Mehmet Altan: Yoksa temelinde burası Hristiyan milli… Bir de tabii bu Orban’ın muhalefetteyken başka şeyler, liberal demokrasiden, özgürlükçülerden yana olup iktidara gelince inanılmaz bir baskı rejimi kurmaya kalkması da bir rezalet ya. Ya böyle bir adamsan niye yalan söylüyorsun? Yani programlar başka, uygulama başka. İşte onun için “ar damarı” lafı var ya, utanma var ya; bu şeyleri çok fazla söylememiz lazım. Hekimbaşı Çöplüğü aklıma geliyor. Onursuz duruma düşmekten korkma, mahcup olma, çekinme, sıkılma… Şimdi sen ne diyorsun? Kamu görevlileri, cinayet, insanların yaşam özgürlükleri teminat altında olsun… Para, pul, makam, araba, olağanüstü konaklar bilmem neler… Şimdi kalkıp da tam tersi bir cinayetin üstünü örtüyorsa burada utanmanın şunun bunun kalmadığı… Toplumun buna reaksiyonu nedir? Yani bu Macaristan meselesinin başlangıç noktası bu. Eğer sen çocuk istismarcısını affedersen ilk önce adalet bakanını istifa ettiriyorlar, ondan sonra öbek öbek bütün toplum buna karşı duruyor, sonra da iktidara geliyor bu duygu.

Ruşen Çakır: O zaman ateşleyici olmuş yani.

Mehmet Altan: Evet, çok çok önemli bir şey.

Ruşen Çakır: Darısı diğer otoriter rejimlerin başına diyelim.

Mehmet Altan: Ama bence dönüyor bu dünyada, öyle görüyorum. Yani gitmiyor. Trump mesela ne düşünür?

Ruşen Çakır: Çok liberal gördüm sizi.

Mehmet Altan: Bir şekilde ben çok Macaristan’da Orban gördüm.

Ruşen Çakır: Yok canım, benimki başka bir şey. Evet, burada noktayı koyalım. ‘‘Türkiye’nin Gidişatı’’nı noktalayalım. Profesör Mehmet Altan’a çok teşekkürler.

Mehmet Altan: Bu şeye bak, çok süper bu; Çift Kuyruklu Köpek Partisi.

Ruşen Çakır: Ben kedi partisi kurarım; kursam kursam kedi partisi. Evet, Mehmet Altan’a çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.