Bana göre dövüş sporuna karate denir. Bu “karateler” kendi içinde ayrılabilir tabii; mesela, uzun bacaklı tekmeciler dövüşmeye karar verirse tekvando denir, havalı insanlar birbirlerine vurmak istemediklerinde adı judo olur. Ama hepsi karatenin bir türüdür bence.
Gelgelelim, bizim Moda’daki eski evin altında bütün bunların en havalısının bir salonu vardı. Karatelerin en karatesi, jujutsu. Ben hayatımda jujutsucu bir tek Ahmet Bey’i tanıdım. O da alt komşu, işte apartman toplantısı falan yapılıyor, tabii diğerleri çiçekçi, terzi, gazozcu, kim Olimpiyat görmüş jujutsucuya karşı çıkabilir ki? Ben toplantıdan hemen önce ona bir vekalet verip sıvışıyordum. Kaç yerde jujutsucu göreceksin…
Dediğim gibi, Ahmet Bey jujutsucu. Yani hakiki bir jujutsucu olmak için kaç karate bitirmiş bilemeyeceğim. Tek bildiğim, Karate Kid’de olduğu gibi, jujutsucu olmak için bilumum karate ve judoları falan iyice bir aşmak gerektiği. Benim komşu böyle aşmış bir adam ama en nihayetinde de Ahmet Bey, jujutsusu falan tamam ama bir o kadar bizden, kendisine özel suşi hazırlamak yerine tüpte yemek ısıtıyor.
Ahmet Bey bir gün anneme misafirliğe gelmiş. Aç gelmiş olacak ki annem ona tost yapmaya karar vermiş.
Şimdi annemin olayı peynirdir. Peynir varsa tamamdır. Ne olduğu, nasıl olduğu falan ikincildir. Peynir bir de sağlıklı ya, annem sürekli peynirli bir şeyler yapabilir, en kötü kâsede erittiği peyniri grisiniyle yer.
Bizim buzdolabında bir çeşit peynir hep olurdu ama hiçbir zaman tam bir uyum olmazdı. Sanki konu komşu geçerken rastgele bir şeyler bırakmışlar gibi alakasız bir kabak, yanında üç portakal, onların orada bir şişe öksürük şurubu, sonra içinin ne ara boşaldığını kimsenin bilmediği bir yarım kereviz, bir kavanoz en pahalısından Dijon hardalı, bir poşet kabuklu ceviz, geberik halde bir çeyrek limon…
Dolap fare gezmiş dediklerinden değildi ama bizdeki malzeme demetinden hiçbir şey çıkmazdı. O yüzden de annem dolapta neler var diye bakar ve ansızın, yüzünde gururlu bir tebessümle, Dijon hardalı sürülmüş beyaz peynirli bir tostun ne kadar muhteşem olabileceğini söylerdi.
- Masada Kalanlar (1): Anneannemin elmalı tartı
- Masada Kalanlar (2): Evimizin tek karavanası, paprika soslu tavuk
- Masada Kalanlar (3): Pişmiş tavuğun başına gelenler
İsrafa beş kala, yapacak bir şey yok. Annem evdeki malzemenin yenebilecek olanlarını üst üste koyup bir tost yapar. O gün tesadüfen evde taze kişniş, sarımsak ya da havyar varsa tostun üstüne onu da ekleyebilirdi. “Beyaz peynirli, Dijon hardallı ve havyarlı muhteşem bir tosta ne dersin?” İmdat demek istersin de dilin varmaz.
Ketçap ya da cola gibi sağlıksız bir şey bizim kapıdan içeri girmezdi ama sağlıksız olmayan her şey, her şeyle yenebilirdi.
Bir keresinde kız kardeşimin başını yaktıydı. Kış günü, hastalanmasın diye okula gitmeden ona kahvaltı hazırlamış. Menemen yapmış. Fakat bu menemenin içine iki diş de sarımsak atmış. Annemin hesabı şöyle: Yumurta sağlıklı mı, sağlıklı. Sarımsak da sağlıklı. Demek ki, sarımsaklı yumurta sapsağlıklı.
Zavallı Nur diyor ki, “Abi, annemin menemeninin tadı köfteye benziyor.” Annem hayır diyor, olur mu öyle şey hiç, diyor. Neden sonra anlaşıldı, menemene sarımsak eklemiş. Sarımsaklı menemen… Herhalde yumurtanın ve sarımsağın başına bundan kötü bir şey gelmemiştir.
Neyse Ahmet Bey’e dönelim. Kendisi evimize gelen tek jujutsucuydu. Büyük konuşmayayım ama bu unvanı ilelebet taşıyacak gibi gözüküyor. Belki bir gün bir karateci daha gelir ama jujutsucu zor.
Jujutsucu misafir

Annem jujutsucu misafir ânını unutulmaz kılmaya karar vermiş. Ve, misafirine ikram etmek üzere tost yapmak için dolabın kapağını açmış. Tabii içerisi kötü pokerci eli gibi beşbenzemez. Peyniri almış, bir de bakmış kuru domates var, onu almış. Bu kuru domates nereden çıktı, kim getirdi, yoksa annem hangi çılgınlık ânında kuru domates almaya karar verdi bilemiyorum ama evdeki malzeme bu.
Annem peynir var, kuru domates var, e bunların ikisi de sağlıklı olduğuna göre üst üste konup yenir, diye düşünmüş. Basmış bunları tosta. Mahcup olmamak için de malzemeyi bol koyuyor ya, ne kadar kuru domates varsa ekmeğin üstüne sıralamış.
Ama annem için kuru domates çok zor bir malzeme. Ne sıcak suda yumuşatır ne zeytinyağında bekletir. Bunları da doğrudan alıp tostun içine atmış.
İçinde kuru domates olduğu için “artizan” bir tost yapmanın olanca gururuyla jujutsu yaparak Olimpiyatlara giden koca adama ikram etmiş. Yahu kuru domates taştan hallice bir şey, timsah falan değilsen annemin ikram ettiği tostu değil çiğnemen, ısırabilmen bile mümkün değil. Ama jujutsucu Ahmet Bey’in işi daha zor. Misafirlikte, bir şey diyemiyor. Ayıp olmasın diye mecburen kıvrana kıvrana yemeye çalışıyor. Ama peynir de erimiş, her yerine akıyor bulaşıyor. Kuru domatesi zaten ısırması mevzubahis değil, olduğu gibi ağzında ıslatıp biraz yumuşadıktan sonra yutması lazım…
Velhasıl, annem kuru domatesli tostuyla koca jujutsucuyu iki büklüm ettiydi. Hep düşünmüşümdür, Ahmet Bey ziyafetin ardından alt kattaki jujutsu salonuna döndüğünde çekirgelerini kimbilir nasıl benzetmişti. Yakaladığını kaldırıp kaldırıp mindere vurmuş olmalı. Kimse bu öfkenin sebebine bir mana verememiştir. Garibanlar nereden bilsin, hiç yenilmez sandıkları ustalarının yukarıda az önce perişan edildiğini!
* Görsel yapay zekayla üretildi.






