Onurcan Yılmaz yazdı | Otoriter dalga kırılıyor mu? İşbirliğinin evrimsel mantığı ve yeniden inşanın şartları

Çözülmenin anatomisi

On dördüncü yüzyılda İbn Haldun, medeniyetlerin çöküşünü tek bir kavramla açıkladı. Asabiyye, bir toplumu bir arada tutan kolektif dayanışma. Asabiyye güçlüyse büyük şoklar emiliyor, zayıfsa sıradan krizler bile sistemi çözüyor. Altı yüzyıl sonra Peter Turchin bu sezgiyi istatistiksel modellere bağlayarak kliodinamik adını verdiği hesaplamalı tarih disiplinini kurdu. Modelin işaret ettiği yapısal eşikler son aylarda birden fazla coğrafyada eş zamanlı belirginleşti. Macaristan’da uzun süreli iktidar Magyar liderliğindeki Tisza Partisi karşısında sandıkta yenildi. ABD’de Trump yönetiminin onay oranları başkanlık tarihinin en düşüklerinden birine geriledi. Hindistan’da Modi 2024’te mutlak çoğunluğu kaybetti. İtalya’da Meloni hükümetinin referandum hamleleri umulan tabloyu üretmedi. Bu eş zamanlı kırılmalar tek tek ülkelerin iç dinamikleriyle açıklanamayacak kadar sistematik. Ama tarih bir başka şey daha söylüyor. Dalganın kırılması demokrasinin geri dönüşü demek değil. Asıl soru ortaya çıkan boşluğun neyle doldurulacağı. Bu yazı kültürel evrim ve kliodinamik bulgularını birlikte okuyarak otoriterliğin neden bu kadar dirençli, demokrasinin neden bu kadar kırılgan olduğunu ve ikisinin arasındaki bu dengesizliğin nasıl tersine çevrilebileceğini tartışıyor.

Onurcan Yılmaz yazdı | Otoriter dalga kırılıyor mu? İşbirliğinin evrimsel mantığı ve yeniden inşanın şartları
Onurcan Yılmaz yazdı | Otoriter dalga kırılıyor mu? İşbirliğinin evrimsel mantığı ve yeniden inşanın şartları

Otoriterliğin mantığı: Böl ve yönet

Otoriter siyaset basit ama güçlü bir mantığa dayanır. Karşısındaki muhalefeti tek bir blok olarak değil, birbirine güvenmeyen küçük parçalar olarak görmek ister. Bu yüzden otoriter aktörler ekonomik kriz, hukuki baskı ve kültürel kutuplaşma araçlarını aynı anda kullanır. Hepsinin işlevi muhalefet bloğunu içeride parçalamak ve her küçük aktöre kendisini diğerlerinden ayrıştıracak bir gerekçe sunmaktır. Bu strateji rastlantısal değil. Evrimsel oyun kuramı insan grupları arasındaki rekabette böl ve yönet dinamiğinin neden bu kadar kararlı bir denge ürettiğini onlarca yıldır gösteriyor. Karşı taraf koordine olamadığı sürece tek bir merkez, çoğunluğa sahip olmasa da tüm pozisyonu kontrol edebilir.

Bu denge muhalefet açısından tuhaf bir tuzak içermektedir. Çünkü her küçük aktörün kendi açısından rasyonel davranması büyük resimde irrasyonalite üretir. Mancur Olson’ın yarım yüzyıl önce kolektif eylem sorunu olarak tanımladığı yapı tam olarak budur. Küçük partiler için bağımsız kalmak, fırsatı kollamak ve doğru zamanda doğru pazarlığı yapmak akılcıdır. Ne var ki otoriter aktörün işine yarayan davranış da budur. Otoriter aktör iktidarda kaldığı her ay küçük partilerin manevra alanını biraz daha daraltır. Bugün bir partiye yöneltilen baskı yarın herhangi birine yöneltilebilir, çünkü baskının hedefi bir parti değil sistemin kendisidir. Yakından aşina olmadığımız Avrupa’dan bir örnek vereyim: Polonya’da Hukuk ve Adalet Partisi’nin (PiS) 2015 ile 2023 arasındaki iktidarı bu yıpratmanın ders kitabı niteliğinde bir örneğidir. PiS önce Anayasa Mahkemesi’ni hükümete yakın hâkimlerle doldurarak yargıyı siyasal denetime aldı, ardından devlet televizyonu TVP’yi açık bir hükümet yayın organına dönüştürdü ve son aşamada eğitim müfredatına müdahale ederek üniversitelere yönelik denetimi sıkılaştırdı. Üç aşamanın her biri muhalefeti farklı bir cepheden zayıflattı. Yargısal güvenceyi kaybeden küçük partiler idari kararlar ve seçim süreçlerine ilişkin itirazlarda daha kırılgan hale geldi. Devlet medyasından dışlanan küçük partiler seçmene ulaşma imkânını yitirdi. Eğitim alanındaki dönüşüm ise gelecek seçmen kuşağının siyasal alışkanlıklarını biçimlendirmeye çabaladı. Baskı başlangıçta yalnızca büyük muhalefete yöneliyor gibi görünse de kurumsal güvenceler aşındıkça küçük aktörler de aynı kıskaca girdi.

Bu nedenle otoriterlikle mücadelede asıl mesele her aktörün kendi pozisyonunu maksimize etmesi değil, aktörlerin birbirine bağlanabileceği ortak bir koordinasyon noktası bulup bulamayacağıdır. Klasik bir seçim ittifakı bu noktayı oluşturmaya yetmez. Çünkü ittifak müzakerelerinin merkezinde aday adı, bakanlık paylaşımı, seçim çevresi gibi bölücü konular vardır. Müzakere her aşamada yeni bir kırılma fırsatı üretir ve otoriter aktör için bu zaten optimal bir sahne sunar.

Onurcan Yılmaz yazdı | Otoriter dalga kırılıyor mu? İşbirliğinin evrimsel mantığı ve yeniden inşanın şartları
Onurcan Yılmaz yazdı | Otoriter dalga kırılıyor mu? İşbirliğinin evrimsel mantığı ve yeniden inşanın şartları

İşbirliğinin evrimsel mantığı

Kültürel evrim insan toplumlarını ayakta tutan en temel kapasitenin kişisel olmayan ölçekte işbirliği olduğunu gösteriyor. Henrich, Boyd, Richerson ve Muthukrishna gibi araştırmacıların onlarca yıllık çalışması işbirliği kapasitesinin akrabadan karşılıklılığa, oradan itibara, oradan kurumlara doğru aşamalı genişlediğini ortaya koyuyor. Demokrasi bu ölçeğin en üst basamaklarından biridir. Birbirini tanımayan yabancıların aynı kurallara güvenmesini, kaybeden tarafın sonuca razı olmasını ve kurumların kendilerini düzeltebilmesini gerektiriyor. Bu denge doğal değildir, bu yüzden ancak ve ancak kalın bir kurumsal mahfaza (koruma) ile ayakta tutulur.

Otoriterlik bu kalın mahfazayı inceltir ve onu inceltirken belirli bir psikolojik mekanizmadan beslenir. Kişiler demokratik ilkelere sözle bağlı olabilir ama davranışsal düzeyde sadakat çoğunlukla yakın koalisyona, partiye, yaşam tarzı grubuna ya da etnik kimliğe yönelir. Otoriterler bu yakın koalisyon refleksini güçlendirir ve kişileri demokratik kurallar yerine kabileye sadakat anlayışı ile hareket etmeye yöneltir. Mason’ın nezaketsiz uzlaşma (uncivil agreement), Finkel ve arkadaşlarının siyasi mezhepçilik (political sectarianism) diye adlandırdığı süreçler bu küçülmüş koalisyon ölçeğinin işlevsel kanıtlarıdır.

Onurcan Yılmaz yazdı | Otoriter dalga kırılıyor mu? İşbirliğinin evrimsel mantığı ve yeniden inşanın şartları

Bu mekanizmayı kıracak tek müdahale, koordinasyonu küçük koalisyonlardan ilke düzeyine taşımaktır. İlkeler, partilerin aksine, kimliği zorlamaz. Yargı bağımsızlığı, seçilmişlerin keyfi olarak görevden alınamaması, basın özgürlüğü gibi ilkeler kişinin partisini bırakmasını gerektirmez. Sadece partinin üstünde bir zemini paylaşmasını gerektirir. Schelling’in odak noktası (focal point) kavramı bu paylaşımın evrimsel mantığını tarif eder. İki kişi birbiriyle haberleşemediği halde aynı şehirde buluşmak zorunda kalsa, çoğu insan İstiklal Caddesi gibi herkesin aklına bağımsız olarak gelebilecek en bilinen noktayı seçer. Schelling’in gözlemi şudur. Koordinasyonun açıkça mümkün olmadığı durumlarda taraflar pazarlık değil, ortak biçimde tanınan belirgin bir referans noktası ararlar. Siyasette de mantık aynıdır. Yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü ve seçilmişlerin keyfi olarak görevden alınamaması gibi ilkeler tam böyle bir referanstır. Hiçbir partinin tekelinde değildir, hepsi aynı anda sahiplenebilir ve sahiplenmek için diğerinden taviz istemez.

İlke temelli bir koordinasyon noktası oluştuğunda DEM seçmeni İYİ Parti’ye katılmak zorunda kalmaz. Saadet seçmeni CHP’ye oy vermek zorunda kalmaz. Hepsi kendi partisini koruyarak ortak bir kurumsal çerçeveye bağlanarak bir arada durabilmeyi başarırlar ve hiçbir şey olmasa dahi en azından daha fazla bölünmenin önüne geçilir. Bu, ittifaktan farklıdır. İttifak partilerin birleşmesini ister, platform ise partilerin yan yana ama bağımsız durup ortak bir referansı paylaşmasını öngörür. Otoriterliğin böl ve yönet stratejisini içeriden bozabilen en güçlü denge bu yapıdır.

Türkiye’nin konumu

Üç kliodinamik mekanizma birlikte okunduğunda Türkiye’nin tablosu netleşiyor. Kliodinamikle ilgili ayrıntılı bilgi isteyenler bir önceki yazıma bakabilir (Tarihin Denklemi, Medyascope). Birinci mekanizma Asabiyye’nin erimesidir. Yönetim koalisyonunu yıllarca bir arada tutan üç unsurun eş zamanlı aşındığına şahit oluyoruz. İdeolojik aidiyet anlatısı tekrar ediyor ama eskisi gibi mobilize etmiyor. Ekonomik dağıtım mekanizmaları daralan bütçeyle sınırlı. Dış tehdit algısı iç gerilimi yönetmeye yetmiyor. Muhalefet cephesinde de tablo farklı değil. Muhalefetin önde gelen figürü Ekrem İmamoğlu’na yönelik yargısal süreçler ve ana muhalefet partisine yönelik kayyum tehditleri kurumsal varlığı doğrudan sınıyor. Bu sınamayı geniş bir Asabiyye üreterek karşılayabilmek ise şu an için pek mümkün görünmüyor.

İkinci mekanizma elit üretimi. Üniversite kapasitesi son yirmi yılda dramatik biçimde genişledi ama buna eşdeğer bir ekonomik dönüşüm eşlik etmedi. Sonuç, milyonlarca eğitimli gencin beklentileri ile gerçeklik arasında derinleşen bir uçurum. Beyin göçü en görünür belirti. Türkiye’den her yıl ayrılan üst eğitimli genç sayısı OECD ortalamasının üzerinde. Kalanlar arasında potansiyel karşı-elitler birikiyor. Şu anda sessiz ama Macaristan’ın gösterdiği gibi doğru tetikleyiciyle hızla siyasal aktöre dönüşebilirler.

Üçüncü mekanizma servet pompası. Reel ücretler enflasyonun gerisinde kaldı, orta sınıfın tasarruf kapasitesi eridi, konut edinimi gençler için ulaşılmaz hale geldi. 2023 öncesinde uygulanan yüksek enflasyon ve düşük faiz politikası, yani nas ekonomi “model”i, bu pompanın ders kitabı niteliğinde bir örneği oldu. Ekonomik açıdan irrasyonel olan bu hamleyi tahmin edebilen ya da bilen elitler düşük faizli kredi alıp enflasyonda artacağı bilinen mallara yatırarak zenginleşti. Servet bilgi sahibi elitlere doğru sistemsel bir hamleyle pompalandı.

Üç katman birlikte kritik eşiğe yaklaşıldığını gösteriyor. Eşiğe yaklaşmak onu aşmak zorunda olduğumuz anlamına gelmez ama her geçen ay manevra alanını biraz daha daraltıyor. Bu noktada belirleyici olan otoriter stratejinin sürmesi ya da kırılması değil, muhalefet bloğunun ilke düzeyinde koordine olup olamayacağıdır.

Onurcan Yılmaz yazdı | Otoriter dalga kırılıyor mu? İşbirliğinin evrimsel mantığı ve yeniden inşanın şartları
Onurcan Yılmaz yazdı | Otoriter dalga kırılıyor mu? İşbirliğinin evrimsel mantığı ve yeniden inşanın şartları

Üçüncü bir mimari: Demokrasi platformu

Türkiye muhalefeti için yapısal sorun şudur: İktidar yıpratma stratejisini sürdürdüğü sürece muhalefet bloğunun her küçük aktörü kendi açısından makul ama büyük resimde zararlı tercihler yapmaya itilecektir. Bu tuzaktan çıkmak için partiler arası yeni bir pazarlık değil, partilerin üstünde bir koordinasyon mimarisi gerekiyor. Klasik seçim ittifakı yerine parti üstü, ilke temelli ve sürekliliği olan bir demokrasi platformu. Yukarıdaki bölümlerde tartıştığım kültürel evrimsel mantık tam burada somutlaşıyor. Otoriterliğin böl ve yönet stratejisinin altını oyabilen tek istikrarlı denge, partilerin birleşmesini istemeyen, sadece ilke düzeyinde aynı zemini paylaşmalarını öneren bir yapıdır.

Platformun ittifaktan üç yapısal farkı var. Meşruiyetini partilerin desteğinden değil, kamuya ilan edilmiş ilkelerden alır. Seçime kadar değil, seçim öncesi ve sonrasını kapsayan kalıcı bir yapıdır. Sivil toplum, akademi, meslek odaları ve yerel yönetimler gibi parti dışı aktörleri sürece katılımcı kılar. Bu üç özellik birlikte düşünüldüğünde platform koalisyonun kendisi değil, koalisyonun mümkün olduğu zemini önceden hazırlayan bir altyapıya dönüşür. Bunun pratik önemi şudur. Bir sonraki seçimde muhalefet Cumhurbaşkanlığı’nı kazansa bile meclis çoğunluğunun sağlanamadığı bir tablo gerçekçidir. Böyle bir senaryoda sıfırdan kurulacak bir koalisyon arayışı muhalefeti çok zayıf bir pazarlık masasına oturtur. Oysa uzunca bir süre ortak ilkeler etrafında çalışmış aktörler, böyle bir an geldiğinde anlaşmaya zaten hazırdır.

Platformun gündelik karşılığı dört somut işlev üretmek olmalı. İlk işlev minimal sayıda ama geniş kabul görecek demokratik ilkenin kamuya ilan edilmiş bir metne dönüştürülmesi. Yargı bağımsızlığı, seçilmişlerin keyfi görevden alınamaması, basın özgürlüğü ve kamusal kaynakların hesap verebilir kullanımı bunların başında geliyor. İkinci işlev sivil toplum, üniversiteler, meslek odaları ve yerel yönetimler için açık bir destek süreci. Bu süreç platformu parti dışı bir aktör olarak kamuoyu nezdinde meşrulaştırır. Üçüncü işlev kurumsal aşınma, hak ihlalleri ve ekonomik öngörülebilirlik göstergelerini ölçen düzenli bir demokrasi endeksi yayını. Tam aynısı olmasa da Macaristan’da Eötvös Károly Enstitüsü ve Polonya’da Stefan Batory Vakfı bu işin uluslararası örneklerini sunuyor. Dördüncü işlev ilkelere verilen toplumsal desteğin yoklamalarla görünür kılınması. Bu sinyaller hem iktidarın hem küçük muhalefet partilerinin stratejilerini etkileyen bir basınç üretir ve bu türden minimalist taleplere katılmamayı partiler için maliyetli hale getirir.

Onurcan Yılmaz yazdı | Otoriter dalga kırılıyor mu? İşbirliğinin evrimsel mantığı ve yeniden inşanın şartları
Onurcan Yılmaz yazdı | Otoriter dalga kırılıyor mu? İşbirliğinin evrimsel mantığı ve yeniden inşanın şartları

Mansur Yavaş’ın rolü ve geçiş mantığı

Bu yapının kamusal yüzü için Mansur Yavaş’ın özel bir rolü olabilir. Bu argümanı kişisel tercih ya da partizan bir öneri olarak değil, koordinasyon teorisinin doğal bir sonucu olarak okumak gerekiyor. Otoriterliğe karşı işbirliğinin önündeki en büyük engel adaylık tartışmasıdır. Aday adı, doğası gereği, bölücü bir konudur. Hangi parti, hangi seçmen kesimi, hangi kimlik öncelik kazanacak sorularını taşır. Bu sorular bir koordinasyon noktası değil, bir kırılma noktasıdır.

Bu nedenle platformun kamusal yüzü bir adaylık değil, bir kamusal sözcülük olarak kurgulanmalı. Yavaş’ın bu rolde işlev görmesinin gerekçesi karakter değil yapıdır. Anketlerde en az partizan algılanan figürlerden biri olduğu uzun süredir görülen bir bulgu. Üslubunun ayrıştırıcı olmaması ve bugüne kadarki kamuoyu varlığının kimlik temelli kutuplaşmaları daha az beslemesi onu birden fazla parti seçmeninin aynı anda dinleyebileceği nadir bir konuma yerleştiriyor. DEM seçmeni ve partisi açısından mesele tam burada netleşiyor. CHP adayı olarak Yavaş bir partizan figürdür ve dolayısıyla DEM tabanından ancak sınırlı destek görür. Ama demokrasi platformunun başkanı olarak Yavaş bir aday değildir. Burada DEM seçmeninden istenen şey CHP’ye ya da eski bir ülkücüye oy vermek değil, ortak ilkeleri savunmaktır. Bu istek herhangi bir partiye katılım çağrısının üretemeyeceği bir koordinasyon zemini üretir. Aynı şey Saadet, Gelecek, Zafer, TİP, Anahtar ve İYİ tabanları için de geçerli.

Bu konum aynı zamanda iki ek stratejik avantaj taşıyor. Birincisi, hükümetin yasaklama maliyeti yükselir. Olası bir adayı seçim hukukunun teknik araçlarıyla geri çekmek belirli bir yıpratma sahnesi yaratır. Demokrasi savunusu yapan bir kamusal figürü aynı şekilde geri çekmek ise doğrudan demokrasiye yönelmiş bir hamle olarak okunur ve siyasi maliyeti çok daha yüksek olur. Bu hukuki bir bağışıklık değil ama önemli bir sembolik kalkandır. İkincisi, ileride adaylık tartışmasının açılması gerektiğinde Yavaş’ın geçişi çok daha yumuşak olur. Çünkü o noktaya gelindiğinde eğer Demokrasi Platformu başarılı olursa, Yavaş zaten kamuoyu nezdinde parti üstü bir referans olarak konumlanmış olacaktır. Adaylık tartışmasının seçmeni bölme etkisi, bu önceden inşa edilmiş ortak referans sayesinde büyük ölçüde ortadan kalkar.

Onurcan Yılmaz yazdı | Otoriter dalga kırılıyor mu? İşbirliğinin evrimsel mantığı ve yeniden inşanın şartları

Çift merkezli bir iş bölümü bu tabloyu tamamlamaktadır. Özgür Özel parti içi örgütlenme, parlamenter mücadele ve kayyumlaştırma baskısına karşı kurumsal direnci yönetip partisine sahip çıkarken, Yavaş platformun kamusal yüzü olarak geniş koalisyon ve parti üstü meşruiyet üretimini üstlenir. Siyasal hareketler ile partiler arasındaki ilişki, literatürde hareketlerin kurumsallaşması ve partilerle etkileşimi çerçevesinde uzun süredir tartışılmaktadır. Polonya’da Solidarity hareketinden çıkan isimler doğrudan devlet yönetimine gelirken, İspanya’da 15-M hareketi Podemos gibi yeni bir partinin doğmasına yol açtı. Bu iki örnek, toplumsal hareketlerin siyaseti farklı biçimlerde etkileyebileceğini göstermektedir.

Önerinin gücü kadar zayıf noktaları da var. Yavaş’ın gerçekten parti üstü algılanmaya devam edebilmesi gerekir. Eğer platform CHP’nin uzantısı olarak okunursa özgün etkisi kaybolur. Diğer muhalefet partilerinin, özellikle DEM’in, platformu ve Yavaş’ı kendi kurumsal kimliklerine tehdit olarak değil ortak bir meşruiyet alanı olarak görmesi şarttır. Bu da iletişimde kullanılacak dilin özenle seçilmesini gerekli kılmaktadır. Kamuoyu baskısının parti stratejilerini değiştirecek kadar güçlü olabilmesi platformun ölçülebilir göstergeler üretmesine bağlıdır. Son olarak platformun zamanla bir gölge parti olarak algılanmaması, yani kendi başına bir adaylık aracına evrilmemesi gerekir. Bu varsayımlar gerçekleşmezse önerinin etkisi sınırlı kalır.

Buradaki kavramsal çıkarım şudur. Otoriterliğe karşı durmanın evrimsel olarak istikrarlı tek dengesi ilke temelli, geniş ölçekli bir işbirliğidir. Türkiye’nin mevcut koşullarında bu denge, klasik bir seçim ittifakından ziyade, kamusal yüzü doğrudan adaylık olmayan; parti üstü, güvenilir ve karizmatik bir figürün temsil ettiği bir demokrasi platformu aracılığıyla kurulabilir. Otoriterlik tehdidi altındaki toplumlarda, muhalefeti birleştirebilecek ortak ilkeler önce konuşulduğunda muhalefet güçlenir, adayları farklılaştıracak politika önerileri önce konuşulduğunda ise muhalefet zayıflar.

Onurcan Yılmaz yazdı | Otoriter dalga kırılıyor mu? İşbirliğinin evrimsel mantığı ve yeniden inşanın şartları

Fırsat penceresi

Kliodinamiğin verisi iki katmanlı bir yanıt veriyor. Yapısal gerilimler eşiğin altında tutulabiliyorsa çözülme kaçınılmaz değildir. Reform, kurumsal yenilenme ve yeniden dağıtım eşiği yükseltebilir. Bu bakımdan hâlâ iktidarın elinde reform, kurumsal yenilenme ve yeniden dağıtım eşiklerini değiştirerek yapısal gerilimleri çözme imkânı söz konusudur. Eşik aşıldığında ise bireysel aktörlerin manevra alanı dramatik biçimde daralır. Sistem kendi dinamiğiyle hareket etmeye başlar ve irade değil yapı belirleyici olur.

Türkiye şu anda eşiğe yaklaşıyor ama henüz aşmış değil. Bu ilk bakışta kaygı verici görünse de aslında iyi haber olabilir. Manevra alanı hâlâ var. Küresel otoriter dalganın kırılması bu alana ek bir genişlik katıyor. Rüzgarın yön değiştirmesinin gemiye yeni bir manevra imkânı tanıması gibi. Ama rüzgar tek başına yeterli değil. Dümeni doğru yöne çevirmek mürettebatın işi. Rüzgarı doğru okuyan aktörlere ihtiyaç var.

Yani asıl soru otoriter dalganın kırılıp kırılmadığı değil, kırıldıktan sonra ortaya çıkan boşluğun neyle doldurulacağıdır. Bu boşluk ya kurumsal bir yeniden inşayla ya da daha derin bir çözülmeyle kapanacak. Tarih bize gösteriyor ki arada başka bir seçenek yok. Ortaklıklar etrafında geniş ölçekli bir işbirliği kurabilen toplumlar yeniden inşaya, kuramayan toplumlar daha derin bir çözülmeye gidiyor. Türkiye’nin önündeki sınav budur.

Kaynakça

  • Alper, S. & Yılmaz, O. (2020). Sağcılığın ve solculuğun psikolojisi. Nobel Yayıncılık.
  • Alper, S. & Yılmaz, O. (2024). Komplo teorilerine neden inanırız? Doğan Kitap.
  • Boyd, R. & Richerson, P.J. (2005). The Origin and Evolution of Cultures. Oxford University Press.
  • Finkel, E.J., Bail, C.A., Cikara, M., Ditto, P.H., Iyengar, S., Klar, S., Mason, L., McGrath, M.C., Nyhan, B., Rand, D.G., Skitka, L.J., Tucker, J.A., Van Bavel, J.J., Wang, C.S. & Druckman, J.N. (2020). Political sectarianism in America. Science, 370(6516), 533-536.
  • Henrich, J. (2016). The Secret of Our Success: How Culture Is Driving Human Evolution, Domesticating Our Species, and Making Us Smarter. Princeton University Press.
  • İbn Haldun. (1377/2015). Mukaddime (çev. S. Uludağ). Dergah Yayınları.
  • Mason, L. (2018). Uncivil Agreement: How Politics Became Our Identity. University of Chicago Press.
  • Muthukrishna, M. (2023). A Theory of Everyone: The New Science of Who We Are, How We Got Here, and Where We’re Going. MIT Press.
  • Olson, M. (1965). The Logic of Collective Action: Public Goods and the Theory of Groups. Harvard University Press.
  • Schelling, T.C. (1960). The Strategy of Conflict. Harvard University Press.
  • Turchin, P. (2010). Political instability may be a contributor in the coming decade. Nature, 463(7281), 608.
  • Turchin, P. (2016). Ages of Discord: A Structural-Demographic Analysis of American History. Beresta Books.
  • Turchin, P. (2023). End Times: Elites, Counter-Elites, and the Path of Political Disintegration. Penguin Press.
  • Turchin, P. & Korotayev, A. (2020). The 2010 structural-demographic forecast for the 2010-2020 decade: A retrospective assessment. PLOS ONE, 15(8), e0237458.
  • Turchin, P. & Nefedov, S.A. (2009). Secular Cycles. Princeton University Press.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.