İSTANBUL (Medyascope) – Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) yeni yol haritasının ele alındığı programda CHP Genel Başkan Yardımcısı ve PM üyesi Serkan Özcan, siyaset bilimci Onur Alp Yılmaz ve gazeteci Berkant Gültekin, Göksel Göksu’nun sorularını cevapladı. CHP’nin yeni yol haritası olan “Demokrasi ve hukuk ihlallerine karşı muhalefet partileriyle ortak mücadele hattı oluşturma ve 4 Mayıs’tan itibaren sahaya inerek belediyelere yönelik operasyonlarla ilgili hukuk ihlallerini yüz yüze anlatma” kararının konuşulduğu programda, “CHP yeni bir Türkiye hikayesi yazabilir mi?” sorusuna cevap arandı. Katılımcıların ortak noktası, muhalefetin yeni bir siyasal anlatı kurması gerektiği fikrinde birleşti.
Haberin özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- CHP, muhalefetle işbirliği ve demokrasi mücadelesi için yeni bir yol haritası geliştirdi.
- 19 Mart sonrası Türkiye’de sadece CHP’ye değil, tüm demokrasiye yönelik baskılar arttı.
- CHP, siyasi etik yasası gibi konularda ortak bir zemin arayışı içinde.
- Sokak siyaseti ve toplumsal hareketlilik devam ederken, güçlü bir alternatif hikaye sunmak gerekiyor.
- Muhalefet, yeni bir Türkiye hikayesi ve toplumsal tabanı genişletmek için stratejik netlik sağlamalı.
“19 Mart sonrası siyaset: ‘Mesele CHP değil, demokrasi’”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Serkan Özcan, 19 Mart sonrası sürecin artık yalnızca bir partiye yönelik müdahale olarak görülemeyeceğini vurgulayarak, yaşananların Türkiye siyasetinin bütününe yayılan bir kriz yarattığını söyledi. Özcan, sürecin toplumda nasıl algılandığını anlattı:
“19 Mart’ı darbe olarak kanıksadı milletimiz. Bugün geldiğimiz noktada ise artık baskının başka bir boyuta geçtiğini, olağanlaştığını, iktidarın bırakın belediyeleri CHP’nin kurumsal kimliğine saldıracak duruma geldiğini gösteren çok sayıda emare var. Hal böyle olunca, bu meseleyi sadece CHP’ye yapılmış bir müdahale gibi, bir saldırı gibi algılamanın yanlış olduğunu düşünüyoruz.”
Özcan, farklı siyasi partilerle yürütülen temaslarda da benzer bir yaklaşımın öne çıktığını belirterek, tabloyu şöyle özetledi:
“Çok net bir biçimde söyleyeyim, bugün Türkiye siyasetinde sağdan sola bütün yelpazede insanların kahir ekseriyetinin fikri şu: Cumhuriyet Halk Partisi’ne değil, Türkiye demokrasisine, adil siyasi rekabete, hukuka yapılan saldırılar var. Tam da bu çerçevede… muhalefetle ilişkileri bu taban üzerinde geliştirmenin daha anlamlı olduğu sonucuna ulaştık.”

“Siyasi etik yasası” ve ortak zemin arayışı
CHP’nin muhalefetle somut bir işbirliği arayışında olduğunu söyleyen Özcan, özellikle “siyasi etik yasası” başlığını öne çıkardı. Liderler düzeyindeki temaslarda bu konunun gündeme geldiğini ifade eden Özcan, şu çağrıyı aktardı:
“Madem Türkiye yolsuzluğu konuşuyor. Madem iktidarın böyle iddiaları var, yolsuzluk perspektifinden bakılırsa bizim de iktidarla ilgili çok ciddi iddialarımız var. Gelin bu iddiaları konuşabileceğimiz bir siyasal hukuki zemin için birlikte çalışalım. Nedir bu? Uzun zamandır konuşulan ve bir türlü gelmeyen siyasi etik yasası… Kamu bürokrasisinin alacağı hediyeden, yapılacak okula verilecek isme kadar düzenlenen bir siyasi etik yasası ihtiyacı var Türkiye’nin.”
Bu temasların daha ileri bir aşamaya taşınmak istendiğini belirten Özcan, sürecin kurumsallaştırılmasını önerdi:
“Bugün geldiğimiz noktada artık bu görüşmelerin kamuoyuna açık, memleketin temel konuları hakkında daha açık bir biçimde ve bazı komisyon çalışmaları şeklinde yapılmasını istiyoruz… Şu anda da bir komisyona, bir çalışma grubuna dönüşmesi yönünde girişim içerisindeyiz.”
Sokak siyaseti ve “sınıfsal enerji”
Mitinglerle başlayan toplumsal hareketliliğin devam ettiğini ancak bunun arkasındaki dinamiğin yalnızca siyasi baskılar olmadığını vurgulayan Özcan, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Sosyal mobilizasyonun hala güçlü bir biçimde devam ediyor olmasının tek sebebi, CHP’ye ve CHP’li belediyelere yapılan baskı değil… O sınıfsal enerji aslında. Ben hala bunu devam ettiğini düşünüyorum. Mitinglerle gelmiş olduğumuz yolun marjinal katkısı bir miktar azaldığında, biraz daha tabana yayan bir siyaset gerekiyor… 81 ilde sahaya inerek bunları anlatmaya çalışacağız. İnsanlara çözüm ve alternatif anlatmak gerekiyor. Gerçekten yapabileceğimizi, devraldığımızda bu işleri çözebileceğimizi, klasik anlamda ‘kur iyi olsun, faiz iyi olsun’ diyen bir perspektifin ötesine geçmek gerekiyor.”
Onur Alp Yılmaz: Otoriter eğilimlere karşı demokrasi, monarşik eğilime karşı Cumhuriyet cephesi
Siyaset bilimci Onur Alp Yılmaz da sürecin daha geniş bir siyasal ittifakı zorunlu kıldığını belirterek, ideolojik çerçevesini tarif etti:
“Daha büyük bir cepheye çıkacaksa bunun çerçevesi bellidir. Anti Emperyalizm ama diskurla sınırlı kalmayan, otoriter eğilimlere karşı bir demokrasi cephesi ve diğer taraftan bu monarşik eğilime karşı bir cumhuriyet cephesi.”
Mitinglerin etkisinin sınırlanmaya başladığını da vurgulayan Yılmaz, şu tespiti yaptı:
“Bugün geldiğimiz noktada mitingler daha ziyade öfkeyi örgütleyen ve o insanların öfkesini dindiren bir duruma dönüştü… Daha ziyade CHP kitlesinin gittiği bir durumla karşı karşıyayız ama bunu aşan ve bütün topluma Türkiye’nin içinde bulunduğu tehlikeli eşiği anlatması gereken bir durumla karşı karşıyayız.”
Yılmaz’a göre muhalefetin en büyük sorunu, topluma güçlü bir alternatif hikâye sunamaması:
“İnsanlar evet iktidardan yılgınlar ama bu yılgınlık hali onları CHP’ye yönlendirmiş değil. İnsanlar CHP ile gelecek alternatifin iktidardan daha iyi olacağına ikna olmuş değiller.”
“Yol haritası ve toplumsal taban” uyarısı
Siyaset yorumcusu Berkant Gültekin ise CHP’nin yakaladığı siyasi ivmeye rağmen stratejik netlik eksikliği yaşadığını söyledi. Özellikle adaylık tartışmalarına dikkat çeken Gültekin, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Yurttaşın kafasında ‘aday kim’ sorusu beliriyor. Buna dair bir cevap gerekiyor. İmamoğlu’nun diplomasına dönük tartışmalar da bu soruyu daha önemli hale getiriyor.”
Gültekin’e göre muhalefetin başarısı, toplumsal tabanı genişletmesine bağlı:
“19 Mart’tan sonra yakalanan bu siyasal enerjinin toplumsal tabanını biraz daha genişletmesi gerekiyor. Emekten, emekçi sınıflardan gelecek katkının burada önemli bir kaldıraç olacağını düşünüyorum. Çünkü değiştirilmeye çalışılan düzen, sınıfsal eşitsizliğin çok derin olduğu bir düzen.”
Mevcut koşulların “olağan” siyasetle aşılmasının zor olduğunu vurgulayan Gültekin, şu uyarıyı yaptı:
“Olağan demokratik koşullar yok. Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü tehdit altında. Dolayısıyla olağan dönemin muhalefet biçimlerinin dışında şeyler üretilmesinin zorunlu olduğu bir dönemden geçiyoruz.”
“Yeni bir Türkiye hikâyesi” ihtiyacı
Gültekin “Bu düzeni değiştirmek aslında onun bina olduğu zemini de sorgulamak demek. Muhalefetin yeni bir Türkiye hikayesini topluma sunması lazım. Sadece ‘biz de iyi yönetiriz’ demek yetmez. Bu enkazı kaldırabilecek yeni bir düzen umudu yaratılmalı.”








