Genç yönetmen Abdurrahim Karabulut, Türk sinemasına çok yönlü katkıları olan Onat Kutlar’ın ünlü “İshak” öyküsünü “Tümseğin Uğultusu” adıyla kısa filme uyarladı. Tümseğin Uğultusu” adıyla katıldığı 62’inci Altın Portakal Film Festivali Sinema Okulları Öğrenci Filmleri Kategorisi En İyi Film Ödülü aldı. Öyküyü senaryo uyarlarken nasıl bir çalışma yaptıklarını anlatan Karabulut, “Şiirsel ve minimal sinemaya her zaman yakın oldum. Onat Kutlar’ın “İshak” öyküsü de yapısı gereği son derece şiirsel bir metin. Bu şiirselliği görselleştirmek, açıkçası benim için doğal bir sürece dönüştü” dedi. Karabulut, Onat Kutlar’ın bir öyküsünü uyarlayarak ödül almanın kendisine gurur ve sorumluluk yüklediğini de aktardı. Sözü Karabulut’a bırakıyoruz…

Siz genç bir yönetmensiniz. Kendinizden biraz söz eder misiniz? Sinemayla olan bağınız, üretimleriniz neler?
1987 yılında Elâzığ, Bingöl, Diyarbakır bölgesinde göçebe olarak yaşayan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldim. Uzun bir eğitim sürecinden sonra 2014 yılından itibaren MEB’de matematik öğretmeni olarak çalışmaya başladım. Bu yıl da İstanbul Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünden mezun oldum. Bu sinema alanında gerçekleştirmek istediklerimin ilk adımıydı. Diğer bir yandan da kısa filmler çektim. Amatör birkaç kısa film denemesinden sonra 2023 yılında ilk profesyonel kısa filmimi “Distan”ı çektim. Bu film ulusal ve uluslararası festivallerde birçok ödül aldı. Şimdi de “Tümseğin Uğultusu” kısa filmimin festival süreci devam etmektedir.
“Tümseğin Uğultusu” adlı kısa filminizle dikkat çeken bir başarı elde ettiniz. Ödülün yaşamınıza neler kattığını anlatır mısınız?
Bu hayatta emeğin karşılığını almak gerçekten paha biçilemez. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yarışmak ve ödül almak benim için çok kıymetliydi. Bir hafta boyunca hem yoğun hem de unutulmaz bir deneyim yaşadık.
Bu süreçte sinema alanında değerli birçok insanla tanışma fırsatı bulduk. Kurduğumuz bu temasların, vizyonumu geliştirme açısından çok önemli bir katkı sağladığını düşünüyorum.
Aldığım bu ödülle birlikte sorumluluğumun da arttığının farkındayım. Bu bilinci taşıyarak, umarım yeni projelerimi hayata geçirmeye devam edebilirim.
Mitolojiler, dinsel ritüeller
Filminiz sinema yazarı olarak öne çıkan Onat Kutlar’ın “İshak” öyküsünden uyarlanmış. Öykünün adının derinlik içerdiğini siz de teslim edersiniz sanırım. Filme “İshak” adını da verebilirdiniz. Neden böyle bir tercihte bulundunuz?
Kesinlikle “İshak” ismi, mitolojiden dinsel ritüellere uzanan, çok katmanlı anlamlar ve imgeler barındırıyor. Ancak bir hikâye uyarlandığında, senaristin ekledikleri ve çıkardıklarıyla birlikte metin, kaynağından farklı olarak başka bir şeye dönüşüyor.
Zaten sinemanın doğası da bir yeniden yaratma süreci. İster uyarlama olsun ister özgün bir senaryo, görüntüye geçtiği anda yeni bir anlam katmanı oluşmaya başlıyor. Bu süreçte senaryonun tonu, bağlamı ve kurduğu dünya, zamanla kendi adını talep ediyor. Bunu fark ettiğiniz bir an geliyor.
Yeni bir isim, izleyiciyi de yeni bir okumaya davet eder; hazır anlamları kırar, ezberleri bozar.
Biz de bu yüzden yeni bir isim arayışına girdik. Filmin adını sevgili eşim buldu. İsmi ilk duyduğumuz anda çok sevdik ve benimsedik. Umarım izleyici de aynı şekilde sahiplenir.
Büyülü bir atmosfer

“İshak” Türk edebiyatında tartışılmış bir öykü kitabı. Ama filme uyarlamak niyeyse gündeme gelmemişti. Sizin bu seçiciliğiniz ve Onat Kutlar’la olan bağınız hakkında neler söyleyeceksiniz?
Onat Kutlar’ın sinemamıza kattıklarıyla ne kadar değerli bir isim olduğunu biliyordum; yazılarını okumuş, senaryolarının filme uyarlandığı örnekleri görmüştüm. Ancak Onat Kutlar’ın “İshak” öyküsünü daha önce okumamıştım. Senaryoyu birlikte yazdığım arkadaşım Yusuf Aydoğdu’nun önerisiyle öyküyle tanıştım.
Öyküyü okuduğumda, karakterlerin anlam arayışı ve metnin büyülü atmosferi beni derinden etkiledi. Kutlar’ın aynı zamanda bir sinemacı olması, metindeki görsel dünyayı hayal etmemi kolaylaştırdı. Özellikle hikâyenin karlı bir günde geçmesi benim için ayrı bir bağ kurdu; çünkü “Distan” adlı kısa filmim de benzer bir atmosferde geçiyordu.
Belki de bugüne kadar filme uyarlanmamış olmasının nedeni, öykünün geçtiği coğrafyanın ve atmosferin zorlu koşullarıydı. Ama bu hikâyeyi filme çekmek bana nasip olduğu için büyük bir sorumluluk ve gurur hissediyorum.
Uzun ve zorlu bir çalışma sürecinin ardından, tüm bu motivasyonların birleşimiyle bu proje ortaya çıktı.
Diyalog oluşturma süreci
Filmde eklediğiniz diyaloglar olduğunu görüyoruz. Öyküde gizemli ve bilge halleri olan kahramanları biraz daha derinleştirmişsiniz. Masa başında bu öyküye nasıl çalıştığınızı, neyi esas aldığınızı anlatır mısınız?
Bildiğiniz üzere sinema, edebiyattan farklı olarak hikâyeyi görüntüyle anlatma sanatıdır. Senaryoyu oluştururken biz de bu gerçekliğe bağlı kalarak uyarlamamızı yaptık. Onat Kutlar’ın “İshak” öyküsünü filme uyarlamanın zorlukları baştan beri açıktı ve açıkçası ciddi riskler barındırıyordu.
En çok çekindiğim nokta, metnin uzun diyaloglara dayanıyor olmasıydı. Çünkü uzun diyalogların çoğu zaman sinemanın ruhuna aykırı olduğunu düşünüyorum. Senaryoyu birlikte yazdığım arkadaşım Yusuf Aydoğdu ve proje danışmanım Şükrü Sim hocamla bu mesele üzerine uzun süre düşündük. Diyalogları sadeleştirirken, öykünün özünden ve derinliğinden kopmamayı en temel hassasiyetimiz olarak belirledik.
Öte yandan, öykünün içinde var olan kavramlar ve imgeler bize oldukça geniş ve özgür bir çalışma alanı sundu. Bu sayede görsel anlatımı güçlendirecek bir dil kurabildik.
Bazı sahnelerde ise karakterleri daha yakından tanımak, onların dünyasına sadık kalarak derinlik kazandırmak ve sahnenin amacını güçlendirmek için, senaryonun ruhuna uygun yeni diyaloglar ekledik. Bununla birlikte, izleyicinin de sürece katılabilmesi için bazı boşluklar bırakmayı bilinçli bir tercih olarak benimsedik.
Şiirselliği görselleştirmek

Öyküdeki şiirsellik yaratım için ilham verici. Eğer çok özel olmayacaksa sizde en fazla etki bırakan cümleyi söyler misiniz?
Şiirsel ve minimal sinemaya her zaman yakın oldum. Onat Kutlar’ın “İshak” öyküsü de yapısı gereği son derece şiirsel bir metin. Bu şiirselliği görselleştirmek, açıkçası benim için doğal bir sürece dönüştü.
Öykünün taşıdığı bu şiirsel atmosfere, oyuncularımızın yadsınamaz katkıları; çekim yaptığımız mekânın dokusu, doğa ve özellikle kar koşulları da eklenince sinematografisi güçlü bir film ortaya çıktığını düşünüyorum.
Filmde benim için çok kıymetli diyaloglar var. Her biri ayrı bir anlam ve duygu taşıyor. Bu yüzden aralarında bir ayrım yapmak benim için zor. Hangi diyalogun daha etkili olduğuna karar vermeyi ise izleyiciye bırakmayı tercih ediyorum.
Sinemaya dair bundan sonra planladıklarınız hakkında ipucu verir misiniz?
Şu sıralar, konusunu gerçek bir hikâyeden alan ve beni derinden heyecanlandıran bir uzun metraj senaryo üzerinde çalışıyorum. Gerekli finansal desteği bulabildiğim takdirde, bu projeyi hayata geçirmeyi planlıyorum.







