Kiez Film Festivali’nde En İyi Kısa Film Ödülü’nü alan Murdar filminin yazarı ve yönetmeni Uğur Sümer, sinema yolculuğunu anlattı.

Uğur Sümer’in yazıp yönettiği “Murdar” filmi Berlin Kiez Film Festivali’nde En İyi Kısa Film Ödülü’nü aldı. Bağımsız filmleri desteklemek amacıyla yapılan festivalde başarı elde eden filmin hikayesi ve fikri altyapısı hakkında yönetmen Uğur Sümer’le konuştuk.
Sümer, hayvanların maruz kaldığı durumlara dikkat çektiğini belirterek, bu konunun yazılı ve görsel her alanda üzerine gidilmesi gerektiğini söyledi. Sümer, hayvana istismarın bir suç olduğunun altını çizerek, bu durumun da kaynağına işaret ediyor.
Sayın Sümer, yazıp yönettiğiniz “Murdar” filmi Berlin’de önemli bir başarı elde etti. Öncelikle bu festival hakkında bilgisi olmayan okuyucular için festival hakkında bir şeyler söyler misiniz?
Festivalle ilgili benim de fazla bir bilgim yok. İlk kez Almanya’da Uluslararası Berlin Bağımsız Film Festivali ve Kiez Film Festivaline katıldık. Londra’da da bir festivale başvurduk. Londra’da finale kaldık fakat dereceye giremedik. Berlin Bağımsız Film Festivalinde şu anda en iyi yönetmen ve en iyi film dalında finale kaldığımız bilgisi verildi fakat henüz sonuçlanmadı.
Kiez’de de en iyi kısa film ödülü verildi. Resmi sitelerinde ve festivale ait diğer sosyal medya kanallarında Murdar’ın En İyi Kısa Film seçildiği duyurusu yapıldı. Festivalin geleneğine göre seçilen film bir sonraki festivalde bütün sosyal medya kanallarında gösterime giriyormuş.
Kısa filmlerin ve belgesellerin özel gösterimleri dışında festivallerden başka kendilerini ifade edebilecekleri alanlar benim bildiğim kadarıyla yok.

Sinemaya giriş
Siz kitaplarınızla, Yörük masallarıyla ve çevre aktivisti olarak tanınıyorsunuz. Bu arada siyanürle maden işletmeciliğini anlattığınız Balya belgeseli de altına karşı mücadele verilen hemen her yerde hala gösterilmekte. Sinemayla ilişkinizi anlatır mısınız?
Lise ikinci sınıfta tiyatroyla tanıştım. Orhan Kemal’in 72. Koğuşunu Eşme Halkevi olarak bir kez oynayabildik. Yıl 1972. “Berbat” rolüyle esas oğlan bendim. İkincisinde biletler satıldığı halde jandarma kapıya dikildi. Salonun sandalyelerini bile alıp gittiler. Oynatmadılar. Hatta bu oyundan sonra tasdiknamemi verdiler.
Ankara’da ablamın ve eniştemin yanında okurken konservatuvara müracaatımı yaptım. Sağ sol profilden ve cepheden üç fotoğrafla nüfus kâğıdı yeterliydi. Gene malum dalaşmalardan sonra sınava giremedim. Mezun da olamadım.
1976 yılında da Yeşilçam’a artist olmaya gittim. O da olmadı. Bu geçen zaman diliminde her yerde kendimi devrimci olarak tanımlıyordum ve bundan sonraki yaşamım Devrimci Yol’da devrimci mücadele içinde devam etti.
Hikâye uzun. 2003 – 2004 yılında Güneydoğu’da sakat kalan askerlerle yaptığım röportajlardan oluşan Belge Yayınları’ndan çıkan “Bir Savaş Bir İnsan” kitabımdan esinle yazdığım senaryo Ragıp Zarakol ve Vedat Türkali sayesinde Atıf Yılmaz’a gitti. Gelen cevap “bu şartlarda bunu yapabilecek yürekli bir adam olsa iyi olurdu” oldu. O film de çekilemedi.
Kaç tane kısa senaryom var gerçekten sayısını bilmiyorum. Dört tane uzun metraj senaryom da var… Bu arada 2003-2005 yıllarında siyanürle maden işletmeciliğinin anlatıldığı belgeselim çevre mücadelesi içinde pek çok yerde gösterilmeye başlandı.
Kırsalda geçen çocukluk
Film hikayesi nasıl oluştu ve çekim süreci hakkında neler söylemek istersiniz?
Filmin hikayesinin oluşumu çocukluğuma dayanıyor. Ben köy çocuğuyum. İlkokulu bitirdiğim yıla kadar yarı göçerdik. Sürülerimiz vardı. Genel olarak havanın durumuna bağlı olarak nisan ayından ekim- kasım ayı sonlarına kadar Omurbaba Dağı’nda çadırda kalırdık. Köyde hemen her ailenin ineği, öküzü olduğu gibi küçük de olsa bir sürüsü vardı. Kırsalda yaşam doğal olarak hayvanlarla iç içedir. Benim çocukluğumda ocak-şubat aylarında erken doğan kuzular ve oğlaklar çok soğuk havalarda evin içine alınırdı. Üstelik evler genelde tek odalıydı. Bunları kırsaldaki yaşamla ilgili kısa da olsa bir fikir oluşsun diye söylüyorum.
Benim yaşıtlarım bilirler. Köyün yeni yetişen delikanlılarından biri dağda bir ineğe tecavüz ederken görülüp duyulunca bu delikanlı köyü terk etti ve yıllarca nerede olduğu bile bilinmedi. Ölünceye kadar da köye gelemedi.
Bir diğer delikanlı da bir gece komşusunun eşeğiyle yakalanınca eşeğin sahibi sabahleyin eşeğin başına bir yazma bağlamış ve evin önündeki ağaca eşeği bağladığı bibi “gelininiz hayırlı olsun” deyince bu delikanlı da köyü terk etti.
Uzun lafın kısası eğri oturup doğru konuşacaksak kırsalda erkeklerin ilk cinsel deneyimleri hayvanlarla başlardı. Bunu herkes bilirdi. Yakalanıncaya kadar sorun olmazdı. Büyükler genel olarak “gençlikte olur böyle şeyler” derlerdi. Normal karşılanırdı. Filmde dedenin imama söylediği sözler boşa değildir.
Kırsalda hayvanın cinsel istismarı
Kırsal yaşamda hayvanın cinsel istismarı sinemamızda kısmen işlenmiş bir konu. İnsan soyunun hayvan soyu ile temasına bu açıdan yaklaşmanızdaki itici güç neydi? Ayrıca hayvan hakları veya yaşam hakkı savunusu son dönemlerde de sürekli gündemde olan bir konu. Filmde gördüğümüz istismarın sanatta, basında ve başka kültürel alanlarda açık konuşulmasının bilince bir katkısı olacağını düşünüyor musunuz?
Çocukluğumda bunlar yaşanırken, ki hala yaşanmakta olduğuna inanırken, özel mülkiyetin ve dinin ne olduğunu, nereden nasıl doğduğunu öğrenince işin rengi değişiyor. Sümerlerden itibaren bir hayvanı öldürmenin cezasının ölüm olduğunu okuyoruz. O zamanlar tarım ve evcilleştirilmiş hayvanlardan daha değerli başka bir şey var mı? Tapınma, inanç ritüeller halini almaya başlamasıyla, ayrı bir örgütlenme oluşumuyla birlikte başından beri özel mülkiyetin ve hegemonyanın en önemli baskı aracı olagelmiş. Hayana zarar verenin ölüm cezası yerini zamanla hayvanın murdar olması halini almış. Çocukluğumda yardan yuvarlanan, kayadan uçan hayvanlar olurdu. Genellikle keçi, eşek, inek. Bunun anlamı, aileden birinin hayvana tecavüz ederken görüldüğü, bilindiği anlamına gelirdi. Bu hayvan murdar olurdu, mekruh olurdu. Eti sütü yenilip içilmeyeceği gibi, kıtlığa kadar varan uğursuzlukların nedeni olurdu. Bunları ben söylemiyorum, din adamı söylüyor.
Yazılı ya da görsel olsun bu tür konuların görünür, bilinir, tartışılır olmasında hiç kuşkusuz yarar görüyorum. Toplumsal duyarlılığı olan, sorumluluk hisseden biriyim. Cinselliğini sağlıklı bir şekilde yaşayan bir genç neden hayvanlara işkence yapsın? Aynı gezegende yaşıyoruz, Avrupa’da ilkokulda çocuklara cinsel eğitim dersleri veriliyor. Dört temel içgüdümüzden biri cinselliğimiz. Uykumuz geldiğinde uyuduğumuz, kanımızın acıktığında doyurduğumuz gibi. Daha fazla uzatmayayım. Filmdeki çocuğun hiçbir suçu yok. Suçlu toplumdur. Sorgulanmayan, konuşulmayan dinsel yapılardır, devlettir, üretimdir, paylaşımdır, hukuktur, adalettir. Ruhsal bozukluklarla işlenen suçların dışındaki bütün suçların sorumlusu, kaynağı toplumdur.
Filme yönelik görüşler şu ana kadar nasıl ve özel gösterimler söz konusu olacak mı?
-Değişik tepkiler alıyorum. Çok nadir “başka bir konu bulamadın mı” diye tepki gösterenler de var fakat genel de kanayan bir yarayı çok acı bir şekilde görünür tartıştırır kılmaya çalıştığım için daha çok tebrik alıyorum. Özel gösterimler ve söyleşiler yapmayı düşünüyorum.








