Müge İplikçi ile Zeytin Dalı: Victoria Rowe Holbrook ile özel söyleşi | “Amcam Sokrat”, akademi, çeviri ve Türkiye 

Zeytin Dalı’nda bu hafta Müge İplikçi’nin konuğu akademisyen, çevirmen ve yazar Victoria Rowe Holbrook oldu ve “Amcam Sokrat” adlı kitabını anlattı. Kitap üzerinden Holbrook, hayat hikâyesini, akademik dünyaya bakışını ve Türkiye ile kurduğu bağı ele aldı.

Zeytin Dalı’nda bu hafta akademisyen, çevirmen ve yazar Victoria Rowe Holbrook’un “Amcam Sokrat” adlı kitabı ele aldı. Holbrook kitabına adını veren Sokrates’in hayatındaki yerini anlatırken, çocukluk yıllarında okuduğu Platon’un Devlet kitabının kendisinde etki bıraktığını söyledi:

“Çok genç yaşta Platon’un Devlet’ini okudum. O yaşta kitabın ne kadar önemli olduğunu bilmiyordum ama Sokrates’in tavrından çok etkilendim. İnsanlarla konuşma biçimi, nezaketi, zekâsı, olaylara yaklaşımı beni büyüledi. Özellikle de ölüm karşısındaki tutumu beni etkiledi. Kaçma fırsatı vardı ama kaçmadı. İnandığı değerlere sadık kaldı. Hukukun işlemesi gerektiğine inandı. Ben çok ahlaksızlığın içinde büyümüş bir çocuktum. Bu yüzden Sokrates’in ahlaki tutarlılığı benim için çok etkileyiciydi. O yüzden hep şunu düşündüm, eğer benim bir amcam olsaydı, Sokrates olsun isterdim.”

Ahlak kavramının hayatındaki önemini anlatan Holbrook, “Belki çocukluğumda eksikliğini hissettiğim şey buydu. O yüzden ahlaka çok inandım. Bana göre her şey oraya bağlanıyor. Bugün yaşadığımız pek çok sorunun temelinde de ahlaksızlık var. İnsanlar biraz ahlaklı olsa, biraz birbirine saygı duysa hayat bambaşka olurdu. Dünyadaki birçok problem aslında çözülemeyecek şeyler değil” dedi.

Victoria Rowe Holbrook ile özel söyleşi | “Amcam Sokrat”, akademi, çeviri ve Türkiye 

“Şiir beni yalnızlıktan kurtardı”

Şiir ve edebiyatla kurduğu ilişkinin çocukluk yıllarında başladığını söyleyen Victoria Holbrook, yalnız geçen yılların onu kitaplara yönelttiğini dile getirdi:

“Çok yalnız büyüdüm. Bu yüzden sürekli okudum. Hayatımda şiirin yeri de böyle oluştu. Bob Dylan dinliyordum. Onun sözlerinde adı geçen şairleri araştırıyordum. Charles Baudelaire’i böyle keşfettim. Sonra başka şairleri okudum. Bir süre şiir yazmaya çalıştım. Daha sonra şarkı sözleri yazdım. Şiir benim için sadece edebi bir tür değil, dünyayı anlamanın bir yoluydu.”

Holbrook, İran müziği aracılığıyla Fars edebiyatına  yönelmesine dair ise, “Bir gün İran müziği dinledim ve şarkı sözlerini merak ettim. Böylece Hafız’la tanıştım. Sonra İran’a gittim. Şiirin orada nasıl yaşadığını gördüm. Şiir onlar için kitapta duran bir şey değildi. Ezberlenen, söylenen, yaşayan bir şeydi. Bu bakış açısı beni çok etkiledi” dedi.

“Türkiye benim evim oldu”

1979 yılında Türkiye’ye geliş hikâyesini anlatan Victoria Holbrook, İstanbul’un hayatındaki yerini şu sözlerle anlattı:

“İran’a dönemeyeceğim kesinleşmişti. Ne yapacağımı bilmiyordum. O sırada Talat Halman beni gördü ve ‘Sen İstanbul’a gidiyorsun’ dedi. Bir hafta sonra İstanbul’daydım. Tek kelime Türkçe bilmiyordum. Türkiye hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyordum ama hayatımın yönü tamamen değişti. Aradan onlarca yıl geçti ve bugün dönüp baktığımda İstanbul’un benim evim olduğunu hissediyorum. Buraya alışmak diye bir şey olmadı. Zamanla burası gerçekten evim oldu.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.