Tarık Çelenk yazdı: CHP’yi işlevsizleştirmenin bedeli?

Seçim ihtimalinin ufukta görünmesinden midir bilinmez, son dönemde tartışmalı anketler havada uçuşuyor. Tartışmaların merkezinde de Özgür Özel’in kurması arzulanan yeni bir parti yer alıyor. Varsayımlar, Özgür Bey’in Mansur Yavaş’ı da yanına alarak, Ekrem İmamoğlu’nun arka plandaki belirleyiciliğini kullandığı yeni bir partinin siyaseti altüst edeceği yönünde. Tepkisel sol-liberal çevrelerdeki samimiyet krizi ise böyle bir partinin olup olmayacağından çok, olması gerektiği hayali üzerine kurulmuş durumda. Görünen o ki bu çevreler henüz bu rüyadan uyanmayı tercih etmiyor.

Burada, söz konusu üçlü aktörle böyle bir partinin neden gerçekleşmesinin giderek daha zor göründüğünü tartışmayacağım. Sadece varsayımsal olarak böyle bir oluşum ortaya çıksa bile, siyasi gücün buna ne ölçüde izin vereceği sorusu üzerinden bazı çıkarımlarda bulunmak istiyorum.

CHP’yi işlevsizleştirmenin
Tarık Çelenk yazdı: CHP’yi işlevsizleştirmenin bedeli?

Geçenlerde, Fatmanur Çelik’i koruyamayan sistem üzerine bir yazı yazmıştım. Mahalleli, apolitik ve ehli tarik bir dostumun bu yazıya verdiği cevap oldukça dikkat çekiciydi:

“Yani sen CHP gelsin istiyorsun.”

Kim ne derse desin, AK Parti döneminde ülkede sermaye olmasa da ciddi bir servet transferi ve yeni bir ekonomik-siyasal güçlü sınıf ortaya çıktı. Bunlar, geçmişin ezilenleri, başka bir ifadeyle kendilerine uzun süre değersiz hissettirilmiş insanların oluşturduğu; benim “mahalle” dediğim, yatay değil dikey biçimde şekillenmiş bir grup kimliğiydi.

Yoksulların önemli bir bölümü hâlâ yoksul olabilir; ancak artık hastanelerde sıra beklemeden evde sağlık hizmeti alabildikleri için kendilerini daha değerli hissediyorlar. Gecekonduda yaşayan bir vatandaş bile, ilgili televizyon kanallarından aldığı siyasal ve kültürel formasyonla size savunma sanayii yatırımlarını ve Türkiye’nin bölgesel prestijini uzun uzun anlatabiliyor.

Mahalleli yoksullar kadar esnaflar, yeni zenginler ve benim “Körfezleşenler” dediğim kesimler de yeni birinci sınıf vatandaşlıklarının konforunu yaşıyor. Demokrasi, hukuk endeksleri, evrensel vicdan ya da refah sorunları bir kimlik kapanı içinde onlar için belirleyici bir önem taşımıyor.

Bununla birlikte aynı insanlar, AK Parti’nin artık 2002 performansını sürdüremediğinin, ciddi bir savrulma yaşadığının ve en büyük sorunun parti içindeki denge-denetleme mekanizmalarının işlevsizleşmesi olduğunun da farkındalar. Bu rahatsızlığın ilk güçlü işaretini genel seçimlerde değil, yerel seçimlerde verdiler. Yaklaşık 6 milyon seçmen sandığa gitmeyerek sessiz ama güçlü bir uyarıda bulundu.

CHP’yi işlevsizleştirmenin bedeli?
Tarık Çelenk yazdı: CHP’yi işlevsizleştirmenin bedeli?

Erdoğan ve AK Parti siyaseti uzun süredir tabanına şu mesajı veriyor:

“Biz gidersek bunlar gelir.”

Buradaki “bunlar”, yalnızca CHP anlamına gelmiyor. Aynı zamanda son yirmi beş yılda elde edildiğine inanılan sosyal statünün, kazanılmış üstünlük hissinin ve yeni kimliğin kaybı anlamına da geliyor. Bu durumun CHP’nin kadrolarında dine karşı düşmanca tutumlar taşıyan, savunma sanayii yatırımlarını önemsemeyen, eski Osmanlı coğrafyası ve Müslüman topluluklarla kurulan ilişkileri anlamsız bulan, dahası hizmet üretme kapasitesine sahip olmadığı düşünülen rövanşist bir iktidar ihtimali olarak algılanıyor.

Bu nedenle söz konusu dikotomi, motivasyonunu kaybetmiş ve savrulmakta olan mahalle seçmeni için hâlâ önemli bir toparlayıcı unsur olmayı sürdürüyor.

Bir bakıma mesele dönüp dolaşıp aynı soruya geliyor:

“Yani CHP mi gelsin istiyorsun?”

İktidarın kutuplaştırma siyasetinin işleyebilmesi için güçlü ve ayakta duran bir CHP’ye ihtiyaç duyduğu da burada ortaya çıkıyor.

Bu satırları yazarken merhum Necip Fazıl’ın dizeleri aklıma geldi:

“Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın;
Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın!”

Ancak son dönemde CHP’nin başına gelenler, halk arasında kullanılan ifadeyle, adeta “pişmiş tavuğun başına gelmedi” dedirtiyor. Elbette CHP’nin hiç mi hatası yoktu, hiç mi bu pasları vermedi; bu ayrı bir tartışma konusu. Fakat bugün itibarıyla parçalanmış ve kendi iç mücadelelerine gömülmüş bir CHP’nin ne AK Parti’ye, ne kendi seçmenine, ne de Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu demokratik dengeye bir katkı sunduğu söylenebilir.

CHP bugün büyük ölçüde kendi geleneğinin nostaljisine yaslanıyor. Mevcut yapısının, hatta olası ayrılıkların da ötesinde, yeni bir Türkiye tasavvuruna dair güçlü ve heyecan verici bir fikrî çerçeve ortaya koyabildiği söylenemez. Sol adına da yeni bir hikâye üretilebilmiş değil.

Bu nedenle iktidar, görünür ya da görünmez biçimde CHP’yi zayıflatan siyasetlerin sonuçlarını yeniden düşünmek zorundadır. Çünkü bir noktadan sonra “Yoksa CHP mi gelsin istiyorsun?” sorusunun cevabı boşa çıkacaktır. Savunma sanayii yatırımları veya başka başarı diskuru da bu boşluğu doldurmaya yetmeyecektir.

Ve o zaman yerel seçimlerde sandığa gitmeyen 6 milyon seçmene yenileri eklenebilir.

Bir siyasi iktidarın kendi muhalefetini zayıflatması kısa vadede avantaj gibi görünebilir. Ancak uzun vadede bunun görünmez bedeli, toplumun siyasal enerjisinin azalması, demokratik rekabetin zayıflaması ve iktidarın kendisini yenileme kapasitesini kaybetmesidir.

Bu ısrar aynı zamanda mevcut otoriterlikten bir üst seviye rejime geçme ısrarının da kaygılarını topluma taşıttırmaktadır.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş