Medyascope okurları yazıyor | Kurumsal yıkım, ekonomik çöküş: Geleceği çalınan bir ülke

Okurlarımızı, takipçilerimizi, izleyicilerimizi ve tüm destekçilerimizi görüşlerini Medyascope’ta dile getirmeye davet ediyoruz. Yazınız editoryal ilkelerimize uyar ve Yayın Kurulumuz tarafından da uygun görülürse, web sitemizde imzanızla yayınlanacaktır. Konuşan, tartışan, farklı fikirlerin dile getirildiği bir Türkiye istiyoruz. Doğan Özkan “Kurumsal yıkım, ekonomik çöküş: Geleceği çalınan bir ülke” başlıklı yazıyı kaleme aldı.

Kurumsal yıkım
Medyascope okurları yazıyor | Kurumsal yıkım, ekonomik çöküş: Geleceği çalınan bir ülke

Bugün sokakta, mutfakta, adliye koridorlarında ya da bir üniversite amfisinde karşılaştığımız manzara tek bir gerçeğe işaret ediyor: Topyekûn bir kurumsal çürüme. Adalet sisteminin liyakatten kopuşu, eğitimin niteliksiz bir ideolojik araca dönüşmesi ve devlet aygıtının parti-devlet sarmalına sıkışması tesadüf değil. Bu, tarihsel bir kurumsal hafızanın bilinçli bir şekilde yok edilmesinin faturasıdır.

Sosyolog Vilfredo Pareto’nun “Seçkinler Teorisi” tam da bugün yaşadıklarımızı açıklar. Gücü ve sermayeyi elinde tutan egemen elitler, kendi güçlerini ve rant düzenlerini korumak için toplumsal dinamiklerden her zaman korkarlar. Türkiye’nin ekonomi-politiğine yön veren bu zenginlikten şımarmış, liyakatsiz zümreler, halkın aşağıdan yukarıya doğru hakkını aramasından, örgütlenmesinden ve hesap sormasından hep ürkmüştür. Bu korku, toplumun doğal gelişimine her on yılda bir yapılan yukarıdan aşağıya sert müdahaleleri doğurmuştur.

27 Mayıs’la başlayan, 12 Mart ve 12 Eylül’le toplumu silindir gibi ezen, 28 Şubat ve 27 Nisan’la sivil alanı daraltan, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ise tamamen bir “olağanüstü hal” yönetim biçimine dönüştürülen bu müdahalelerin ortak bir hedefi vardı: Toplumun inşa ettiği tüm organik kurumları, fren ve denge mekanizmalarını yok etmek.

Nobel ödüllü ekonomist Daron Acemoğlu’nun “Kapsayıcı ve Dışlayıcı Kurumlar” teorisi, tam da bu kırılma noktasında Türkiye’nin bugünkü sefaletini özetler. Acemoğlu der ki; gücü ve zenginliği sadece bir avuç elitin elinde toplayan “dışlayıcı kurumlar”, ülkeleri kaçınılmaz bir çöküşe sürükler. Türkiye’de her müdahale dönemi ve sonrasındaki otoriterleşme dalgası, denetlenebilir kapsayıcı kurumları yok etmiş, yerine hesap vermeyen, şeffaf olmayan dışlayıcı yapıları getirmiştir. Siyaset bilimindeki “Bağımlı Patika” (Path Dependency) teorisinin de gösterdiği gibi, her on yılda bir kurumsal hafızamız sıfırlandığı için kurumların köklenmesine, bağımsız olmasına izin verilmemiştir.

Bu sistematik kurumsal çürümenin bugünkü toplumsal ve ekonomik faturası ise kelimenin tam anlamıyla bir yıkımdır. Bağımsız olması gereken Merkez Bankası’ndan TÜİK’e, yargı organlarından üniversitelere kadar her kurumun içi boşaltıldıkça, ülkenin ekonomik temelleri sarsılmıştır. Kurumsal güvencenin ve hukukun üstünlüğünün olmadığı bir iklimde ne yerli ne yabancı yatırımcı kalmış, bunun sonucunda derin bir enflasyon, önü alınamaz bir yoksullaşma ve orta sınıfın tamamen yok oluşu gerçekleşmiştir. Kurumsal çürüme, halkın cebindeki paranın çalınması demektir.

Toplumsal sonuç ise daha da vahimdir. Robert Putnam’ın “Toplumsal Sermaye” dediği, bireyler ve kurumlar arasındaki o güven bağı tamamen kopmuştur. İnsanlar adalete güvenmiyor, devlete güvenmiyor, birbirine güvenmiyor. Bu kronik güvensizlik iklimi nedeniyle, toplumu dönüştürme iddiasındaki yapılar ve muhalif dinamikler hayatta kalabilmek için kendi içlerine kapanmış, gettolaşmıştır. En acısı da ülkenin yetişmiş, eğitimli genç beyinleri bu kurumsal çürümenin yarattığı geleceksizlik içinde nefes alamayarak “beyin göçü” ile ülkeyi terk etmektedir. İçine kapanan ve en nitelikli insan kaynağını kaybeden bir toplum, geleceği inşa edemez.

Sonuç olarak, Türkiye’nin bu karanlık kısır döngüden çıkması, kurumsal çürümeyi besleyen bu otoriter ve dışlayıcı statükonun tamamen değişmesine bağlıdır. Egemenlerin çıkarlarını korumak için toplumun üzerine kurduğu bu baskı ve denetim mekanizmaları dağıtılmadıkça, ne ekonomik refah mümkündür ne de toplumsal huzur. Türkiye’nin geleceğe erişmesi, korkularından arınmış bir sivil toplumun, popülizmden uzak, rasyonel, liyakatli ve tamamen bağımsız kurumları yeniden ayağa kaldırmasıyla başlayacaktır.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş