İSTANBUL (Medyascope) – Dünya Alem’de bu hafta araştırmacı-yazar Metin Karabaşoğlu, İslam Özkan’ın konuğu oldu. Cemaat ve tarikat yapılarını değerlendiren Karabaşoğlu, iç işleyişteki istişare eksikliğini, devletle kurulan güç ilişkilerini ve 15 Temmuz sonrası süreci değerlendirdi.
Dünya Alem’in bu bölümünde İslam Özkan, Metin Karabaşoğlu ile modern insanın yaşadığı yabancılaşma ve sığınma ihtiyacından cemaatlerin demokratikleşme sorununa, devlet-cemaat ilişkilerinden güncel operasyonlara kadar pek çok konuyu ele aldı.
“Cemaatler hayatın bir gerçeğidir”
İslam Özkan, modern dünyada bireyselleşen insanın bir sığınma ihtiyacı hissettiğini ve cemaatlerin bu noktada bir işlev gördüğünü belirtti. Metin Karabaşoğlu ise cemaat karşıtlığı üzerinden yapılan toptancı söylemleri şu sözlerle eleştirdi:
“Cemaatler hayatın bir gerçeğidir. Tarih boyunca insan var oldukça topluluklar halinde yaşamıştır. Dini olsun olmasın, insanın anlam arayışı ve aidiyet ihtiyacı sebebiyle bu yapılar var olmaya devam edecektir. ‘Bütün cemaatler yok edilmeli’ söylemleri hayatla bağı olmayan yaklaşımlardır.”
Gençlik yıllarında edindiği Nur Cemaati tecrübesine ve sonrasında bağımsız kalma tercihine değinen Karabaşoğlu, topluluk yapılarının doğal bir iktidar ve hiyerarşi ürettiğini vurguladı. Karabaşoğlu, kendisini bağımsız olmaya iten sürece dair, “Eğer kendinizi düşünen ve düşündüğünü yazan biri olarak tanımlıyorsanız, bağımsız olmanız gerekir. Cemaat yapıları içerisinde gücü temsil edenler, zamanla neyi düşünüp neyi yazacağınıza hükmetme selahiyeti görürler. Bu durum, özgür düşünceyle çelişir” dedi.

15 Temmuz darbe girişiminin bir milat olduğunu fakat yaşananlardan yeterince ders çıkarılmadığını belirten Metin Karabaşoğlu, cemaatlerin iktidar ve devletle kurduğu ilişkileri eleştirdi. Karabaşoğlu şöyle devam etti:
“Güç, imkanlar ve devletle kurulan temaslar açısından bakarsanız cemaatler ‘altın çağını’ yaşıyor gibi görünebilir. Ancak meşruiyetlerini sağlayan asıl değerler ve samimiyet açısından bakarsanız en kötü dönemlerini yaşıyorlar. Dini cemaatlerin kendilerini güç ilişkilerinden uzak tutması gerekir. Bediüzzaman’ın ‘Ben şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım’ ilkesi tam da bu yüzden önemlidir.”
Son dönemde Süleymancılar ve Furkan Vakfı gibi yapılara yönelik gerçekleştirilen operasyonları da değerlendiren Metin Karabaşoğlu, devletin cemaatlere yönelik tutumundaki çifte standarda değinerek, “Bu yapılar otoriter ve içe kapalı olabilir. Ancak ‘Neden bugün operasyon yapılıyor?’ diye sorduğumuzda mesele iç yapıları değil, iktidarla kurdukları ilişki biçimidir. Bugün iktidara kayıtsız şartsız itaat eden başka yapılar var ve onlara dokunulmuyor. Sorun, cemaatlerin kendilerini taraftarlık veya muhalefet konumuna göre inşa etmesinden kaynaklanıyor” diye konuştu.







