İSTANBUL (Medyascope) – Ekrem İmamoğlu, eski AKP’li Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’ya hakaret ettiği iddiasıyla hâkim karşısına çıktı. İmamoğlu, “Benim hayatım adliye koridorlarıyla cezaevi arasına sıkıştırılmak ve orada bir şekilde psikolojik işkenceye maruz bırakılmak isteniyor” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, eski AKP’li Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’ya hakaret ettiği iddiasıyla yargılandığı davada hâkim karşısına çıktı.
- Ekrem İmamoğlu Tuzla davasından ikinci kez beraat etti
- İmamoğlu’nu duruşmaya götüren araç “bozuldu”: “İşkenceye tabi tutuluyorum”
- Ekrem İmamoğlu’nun Tuzla davasından beraatine itiraz
- Binlerce yıl hapis istemi: İşte İmamoğlu’na açılan siyasi davalar ve soruşturmalar
Silivri’deki Marmara Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki 6 No’lu duruşma salonunda görülen davada, Ekrem İmamoğlu ve avukatları hazır bulundu.
İstanbul Anadolu 16. Asliye Ceza Mahkemesi’nce yapılan duruşmada kürsüye gelen Ekrem İmamoğlu, “Siyasetin doğal rekabet alanında yarışmak yerine, milletin iradesine başvurmak yerine, milli iradeyi yok sayarak, gasp ederek benim hayatım adliye koridorlarıyla cezaevi arasına sıkıştırılmak ve orada bir şekilde psikolojik işkenceye maruz bırakılmak isteniyor” dedi.
Hakkında açılan 13 davada, 19 hakim değişikliği yaşandığını söyleyen İmamoğlu, “9 Mart’tan itibaren 76 kez İBB duruşmaları, 30 Mart’ta bir kişi davası, 11-12-13 Mayıs, 6 Temmuz’da casusluk davası, 5 Haziran Tuzla davası vardı. Bir şekilde ne yazık ki bu yerleşkeden sorumlu başsavcılığın hukuksuz bir biçimde, psikolojik işkenceyle beni yolun yarısında, 60 kilometre gittikten sonra geri döndürdüğü, tarihte olmamış bir biçimde kişisel işkenceye dönmüş bir davaydı” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu, çok sayıda siyasi davayla, insan haklarını hiçe sayan ve düşman hukukunu dahi aşan sayısız hukuk soruşturmasıyla karşı karşıya olduğunu söyledi. İmamoğlu, “Öyle bir süreçten geçiyoruz ki artık hakkımda yapılanları, uğradığım bu haksızlıkları kronolojik olarak sıralamak bile çok güçleşmiş. Bir dava bitmeden diğeri başlıyor. Bir soruşturmanın hukuksuzluğunu anlatmadan yenisi geliyor. Bir hakimin karşısından kalkıyoruz, başka bir hakimin karşısına geçiyoruz” dedi.
Ekrem İmamoğlu’nun savunmasını kesen İstanbul Anadolu 16. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi, “Toparlayalım, konunun özüne dönelim” dedi. İmamoğlu savunmasına devam etti.
“Böylesi bir manzara değil Türkiye tarihi, dünya siyasi ve hukuk tarihinde yoktur” diyen İmamoğlu, “Karşımızda siyasi iktidarın iradesi ve etkisi altında hareket eden, hukuku siyasi rekabetin arasına dönüştüren bir düzen var. Burada her gün usulsüz, düzensiz ve sürekli değişen kararları, kuralları ile duruşmalar devam ederken ülkenin Adalet Bakanlığı benim girdiğim duruşmaların içeriğine müdahale edecek bir biçimde beyanlarda bulunmaya devam ediyor” diye konuştu.
“Allah kimseyi 80 yaşında bu duruma düşürmesin”
Adalet Bakanı Akın Gürlek’i eleştiren İmamoğlu, “Adalet Bakanı ve HSK Başkanı kimliğiyle savcısından hakimine müdahale etmeye ve etki altına almaya devam ediyor” diye belirtti.
“Ben bu ülkenin 87 milyon yurttaşımız için verdiği mücadele, demokrasi ve adalet mücadelesinin siyasi esiriyim” diyen İmamoğlu, “Ancak yaradana şükürler olsun ki milletin gözünde sokağa çıkamayan, caddelerde, meydanlarda dolaşamayan, toplumun vicdanına hapsolmuş siyasi bir beden değil. Allah kimseyi 80 yaşında bu duruma düşürmesin” dedi.
Ülkenin tarihi bir çöküş içerisinde olduğunu söyleyen İmamoğlu, “2014 yılında kendi ifadesiyle, ‘Hırsızlığın her türlüsü kötüdür ama en büyük hırsızlık, en büyük yolsuzluk, milli irade hırsızlığıdır’ diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün bizzat kendi iktidarında yargıyı ve devletin bütün imkânlarını, devletin kurumlarını kullanarak milli iradeyi gasp etmeye, toplumda büyük bir güvensizlik yaratmaya, milletimizi mutsuz etmeye ve ülkemizin geleceğini karartmaya devam ediyor” dedi.
Üsküdar Belediyesi’nde yapılan başkanvekili seçimi öncesindeki operasyonlara tepki gösteren İmamoğlu, “Üsküdar’da da yaşanan tam da budur. Milletin sandıkta ortaya koyduğu iradenin belediye başkanvekilliği seçimi üzerinden tersine çevrilmeye çalışılması, seçilmişlerin tasfiye edilerek hukuksuz yöntemlerle transferler yapılması, kanı donduracak biçimde iki meclis üyesinin, tam da bu eşikte, üç yaşında bebeği olan bir anneyi, hiçbir görev ve yetkisi olmayan bir avukatı hapse atarak ortaya konan yöntem, tek kelimeyle milli irade hırsızlığının en vahşi, vicdanları ve kuralları hiçe sayan somut örneğidir” diye konuştu.
Yaşananları “siyasi soykırım” olarak değerlendiren İmamoğlu, “Seçilmişlerin, belediye başkanlarının, cumhurbaşkanı adayının, rakibini ve rakip partiyi tasfiye ederek seçmen iradesini etkisizleştirerek kurulan sisteme, düzene siyasi bir rekabet değil, siyasi soykırım demek gerekmektedir. Bu gözü dönmüş mekanizma yine milletin azim, kararlılık ve mücadelesiyle sandıkta son bulacak. Ancak bugünün kötü ve çökmüş siyasi manzarasını hep birlikte tespit ve ifşa etmek zorundayız. Milletimizle paylaşmak ve hep birlikte ortak bir mücadele bulmak zorundayız” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu devamında, yegane sorumluluğunun 103 yıllık cumhuriyet ve demokrasi mücadelesi olduğunu söyledi. İmamoğlu, “Bu nedenle arayışımız adaleti tesis etmek ve demokrasiyi, bizim istediğimizde inilip binilen bir araç olmaktan çıkarıp güçlü, sarsılmaz ve kurallarıyla işleyen bir düzene kavuşturmak olmalıdır. Güçlü ve güven veren Türkiye Cumhuriyeti devleti ancak böyle mümkün olacaktır” dedi.
“Biz bir parti devleti değiliz, olamayız. Biz bir kişinin iktidarına sıkışmış bir devlet de olamayız” diyen İmamoğlu, “Ben siyasete, siyasi partilere ve siyasi kişilere daima bu anlayışla baktım. Ne yazık ki 2017’den itibaren güçler ayrılığı ilkesini ortadan kaldıran, devletin yetkilerini tek elde toplayan bu ucube sistemin milletçe esiri haline gelmiş durumdayız” dedi.
İki kez beraat ettiğini hatırlattı
Davada daha önce iki kez beraat kararı verildiğini hatırlatan İmamoğlu, “Bölge Adliye Mahkemesi, bu esastan beraat kararını içerik yönünden haksız bulmamış, yalnızca basit yargılama usulü yerine genel hükümlere göre duruşma açılarak savunmamın alınması gerektiği gerekçesiyle usulden bozmuştur. Bugün burada değişmeyen maddi gerçekleri bir kez de bizzat kendi ağzımdan ifade etmek üzere karşınızdayım” diye konuştu.
İmamoğlu şunları söyledi:
“İddianamede bağlamından koparılarak cımbızlanan ve şahsıma suçlama olarak yöneltilen ‘nezaketsiz’ ifadesi, asla bir hakaret kastı taşımamaktadır. Aksine o gün orada yaşanan somut bir provokasyona ve şikayetçi Şadi Yazıcı’nın sergilediği ağır nezaketsizliğe verilmiş haklı bir tepkiden, bir durum tespitinden ibarettir.
Sayın hâkim, ben İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak göreve başladıktan sonra ziyaret ettiğim ilk ilçe belediyelerinden biri Tuzla Belediyesi olmuştur. 30 Aralık 2019 tarihinde Sayın Şadi Yazıcı’yı makamında ziyaret ettim. Aynı gün ilçede çeşitli temaslarda bulundum. Diyeceksiniz ki: ‘Bir Büyükşehir Belediye Başkanı, ilçe belediye başkanını ziyaret eder. Bunu niye anlatıyorsunuz? Ne önemi var bunun?’ Çok önemi var. Ben, beş yıl ilçe belediye başkanlığı yaptım. Beş yıl ilçe belediye başkanlığı yaptığımda o dönemin AK Parti Büyükşehir Belediye Başkanı ne kapımı çaldı ne ziyaret etti ne randevu taleplerime makul bir geri dönüş yaptı. Aslında işte bahsettiğim siyasi rejimin, siyasi nezaketsizliğe ve araya bariyerleri kurma sürecinin sonrasında, bana yapılanı ben bir başkasına yapmam ve yapmayacağım diyerek, bu şekilde görevimi yerine getirdim. Göreve başladığım ilk günden itibaren siyasi görüş ayrılıklarını bir kenara bırakarak İstanbul’un bütün ilçeleriyle uyum içerisinde çalışmayı ilke edindim.
Yine 9 Haziran 2021 tarihinde Sayın Şadi Yazıcı’nın annesi merhume Türkan Yazıcı’nın cenazesine de katılarak taziyelerimi ilettim. Kamu görevi yürüten kişiler arasındaki ilişkilerin, karşılıklı saygı ve nezaket temelinde sürdürülmesi gerektiğine her zaman inandım ve buna uygun davranmaya tarihteki belki en üst seviyede özen gösteren Büyükşehir Belediye Başkanı olmaya gayret ettim. Görev sürem boyunca, Tuzla’da çok sayıda yatırım, hizmet ve proje hayata geçirildi, geçirilmeye de devam ediyor. Bu kapsamda Sayın Şadi Yazıcı’yı birçok kez programlarımıza, açılışlarımıza ve toplantılarımıza davet ettim.
Diyeceksiniz ki: ‘Bunun ne anlamı var?’ Çünkü yine hatırlatayım; Beş yıl ilçe belediye başkanıydım, Beylikdüzü’ndeydim ve yine o dönemin AK Partili Büyükşehir Belediye Başkanları —birisi merhum Sayın Topbaş, diğeri de bir süre 1,5 seneye kadar onun yerine meclisten seçilerek gelen Mevlüt Uysal— ilçemizde yapılan hiçbir programa ben davet edilmedim. Hiçbir açılışa ben davet edilmedim. Haber dahi verilmedi. Gizli gizli ziyaretler yapıldı. Çünkü onlar için siyaset, belediye başkanı olsa da hatta kamu görevinde de olsa da insanları ayrıştırma ve kutuplaştırma, milli iradeye saygı düzeni üzerine kurulu bir sistem değil; tam aksine bir kişiye bağlı bir sistemin parçası olmaya dönüşmüş bir modeldir.
İşte ben, bunun tam aksine, bir mahalle ziyareti de yapsam, bir şehit ailesine de gitsem, bir açılışa da gitsem, bir şantiyeyi ziyarete de gitsem her ilçenin belediye başkanına —AK Partili, MHP’li, örneğin Silivri MHP’liydi o dönemde— ayırt etmeksizin her gidişimi o ilçenin belediye başkanlığına, gittiğim mahallenin muhtarına, seçilmişlere haber verip, davet edip yan yana dolaşmayı kendime onur gören bir siyasetçiyim.”
“Taşkınlığı önlemek amacıyla o sözleri sarf ettim”
“Bu kişi söz hakkını sonuna kadar kullandı, milletin sabrını zorlayacak şekilde bir dil kullandı ve hatta ben kürsüye çıktığım an, yani sıra konuşma sırası bana geldiğinde ben kürsüye yürüyerek çıktığım an, kendisi beni dinleme nezaketini dahi göstermeden salonu terk etmeye kalkıştı” diyen İmamoğlu, “Yani provokasyonun son halkası da buydu. Anlattığım tüm bu hususlar davaya, dosyasına, görüntülerde zaten sabittir. Takdir edersiniz ki bir belediye başkanının ev sahibi olduğu bir törende, diğer belediye başkanını dinlemeden salonu terk etmesi gerçekten ağır bir nezaketsizliktir” dedi.
İmamoğlu devamında, Şadi Yazıcı’nın tavrı sonrası alanda büyük bir tepki oluştuğunu ve ortamın gerildiğini söyledi.
İmamoğlu, “Ben, bu esnada şikayetçinin şahsına hakaret etmek için değil, tamamen galeyana gelen vatandaşları sakinleştirmek ve taşkınlığı önlemek amacıyla şu sözleri sarf ettim: ‘Arkadaşlar, o arkadaş buraya germeye gelmiş. Siz bırakın. Sakin, sakin… Nezaketsizlik… Bakın arkadaşlar, müsaade edin lütfen. Bakın provokasyona gelmeyin, ilgilenmeyin. Kötü söz sahibine aittir.’ O esnada vatandaşa, konuşmama başlayamadan mikrofonda söylediğim sözler bunlardır” dedi.
Ekrem İmamoğlu, dava konusu günü Şadi Yazıcı’ya, aracına binebilmesi için kendi güvenlik görevlilerinin eşlik ettiğini söyledi. İmamoğlu, “İddianame bu sözleri, sanki konuşmamın sonraki bölümlerinde yer alan siyasi eleştirilerle birleşikmiş gibi, art niyetli bir virgülle bağlayarak kurgulamıştır. Kaldı ki bunlar görüntülerde çok açık ortadadır. Muhtemelen mahkeme bunları izlemiştir ve o yönde hakkımda beraat kararı vermiştir. Yani durum çok alenidir. Görüntülerde, seslenişte her şeyde sabittir” dedi.
Her türlü yargı baskısına, hukuksuzluğa maruz bırakıldığını söyleyen Ekrem İmamoğlu, “Bir gün bile nezaketi elden bırakmadım” dedi.
“12 metrekareye 87 milyon ile sığıyorum”
“Bu milletin beni dinlendiğini sözlerimden bir anlam çıkardığını biliyorum. Bu yüzden nefretle değil sevgiyle konuşuyorum” diyen İmamoğlu, “12 metrekarelik hücreden geldim, buradan çıkınca da oraya gideceğim. 12 metrekareye 87 milyon ile sığıyorum” dedi.
Ekrem İmamoğlu, savunmasına şu sözlerle son verdi:
“Bakın, ben buraya Silivri’den 12 metrekarelik hücremden çıkıp geldim. Bu salondan çıkınca yine o hücreye döneceğim. İnanın ben sevgi dolu kalbimle, milletimin duasıyla ve desteğiyle 12 metrekareye, 87 milyon ile sığıyorum. Kalbinde nefreti, öfkeyi besleyen zihniyet ise bırakın 1150 odalı sarayına sığmayı, 87 milyon ile koca vatanımızda bile buluşamaz ve sığamaz cennet vatanımız bile bu zihniyeti taşıyanlara zindan gelir.
Sayın hâkim, bugün burada nezaketi de nezaketsizliği de size çok titiz bir şekilde anlattım. Bakınız, son olarak; Türkiye’nin bu üzücü gündeminde bütün bu yaşananlar, siyasallaşmış yargı düzeninin çıktıları, birbirinden ayrı gibi meseleler olarak görünebilir ama gerçekten öyle değildir. Onun için Türkiye nasıl bir hukuk düzeninde yaşayacak, buna hep birlikte kafa yormalıyız. Ve umuyor ve diliyorum ki; insanların, rakiplerin birbirleriyle savcılık koridorlarında değil, milletin huzurunda yarıştığı bir Türkiye’yi var ederiz. Mücadelemiz bu yöndedir.
Bu absürt, anlamsız ve gereksiz bir davayı en hızlı şekilde sonuçlandırmanızı ve bu davayı aziz milletimizin gündeminden çıkartmanızı, bir an önce sonuçlandırmanızı size öneriyorum. Teşekkür ederim.”
İmamoğlu’na Şadi Yazıcı davası: Ne olmuştu?
Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’nın şikâyeti üzerine, Tuzla İleri Biyolojik Arıtma Tesisi 3. Etap Açılış Programı’nda “Cebimizdeki paraları aldınız, yüzde ellisini çaldınız” sözleri nedeniyle Ekrem İmamoğlu hakkında 14 Temmuz 2023’te iddianame hazırlanmıştı.
İmamoğlu hakkında, Şadi Yazıcı’ya hakaret ettiği iddiasıyla 2 yıl 4 aya kadar hapis cezası ve siyasi yasak talebiyle yargılandığı davadan iki kez beraat etmişti. İstinaf mahkemesi, kararı usulden bozmuştu.
“Araç bozuldu” denilerek duruşma salonuna götürülmemişti
İstinafın kararı usulden bozmasının ardından İmamoğlu’nun yeniden hakim karşısına çıkarılması için 5 Haziran’da Silivri’den İstanbul Anadolu Adliyesi’ne götürülmek üzere yola çıkılmıştı. Ancak aracın arızalandığı gerekçesiyle İmamoğlu, Silivri’ye geri götürülmüştü.
Duruşmaya, Marmara Kapalı Cezaevi’ndeki SEGBİS aracılığıyla bağlanan İmamoğlu, lavabo ihtiyacının dahi karşılanmadığını belirtmişti. İmamoğlu, psikolojik işkenceyle karşı karşıya olduğunu söylemişti.
İmamoğlu, sevk sırasında yaşananlara ilişkin, “‘Arıza yaptıysa neden geri dönüyoruz? Arızalı bir araçla geri dönmek nasıl bir çözüm olabilir? Yapılan yanlışa ne Türk askerini ne de şoförü alet etmeyin’ dedim. Bugün yaşanan tarihi bir zulümdür, işkencedir” demişti.







