Bilim ve uzay yazarı Sue Nelson ile söyleşi: “Kadınlar bundan tam 60 yıl önce bir uzay aracını uçurmaya hazırdı. Hâlâ hazır olmayan ise dünya ve toplumlar”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
SpaceX şirketine ait Dragon isimli uzay aracı, 30 Mayıs Cumartesi günü, Bob Behnken ve Doug Hurley adlı iki NASA (Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi) astronotunu uzaya taşıdı. Fırlatmanın başarıyla gerçekleştirilmesinin ardından gelen bütün o coşku ve tebrikler arasında kendimi “Ne yani? Kadın astronot yok mu?” diye düşünürken buldum. Yoktu. Görevi gerçekleştiren iki astronot da erkekti. Aslında, insanlığın uzaya dair keşiflerine katkıda bulunan çok sayıda kadın var. Konuğum Sue Nelson birlikte uzay seferleri, keşifler ve kadınların uzay araştırmalarındaki rolü hakkında konuştuk. Sue Nelson, başarılı bir bilim ve uzay gazetecisi ve yazar. 

Özge: Bende bu söyleşiyi gerçekleştirme isteği uyandıran ve size yazmama neden olan olayla başlayalım istiyorum. Fırlatma başarıyla gerçekleştirildiğinde hissettiklerinizi bizimle paylaşır mısınız? Uzaya olan ilginizin erken yaşta başladığını biliyorum. Biraz da bu yüzden o anda tam olarak neler hissettiğinizi merak ediyorum.

Sue: Çok doğru! Kendimi bildim bileli bilime ve uzaya karşı hep ilgi duydum. Çocukluğumda ailemle birlikte astronotların aya inişini izlediğimizi hatırlıyorum. Gençliğimde NASA’ya bir mektup yazdım ve onlara astronot olmak için ne yapmam gerektiğini sordum. Fizik bilimiyle yakından ilgilendiğimi de ekledim. Mektubumu yanıtladılar, fizik alanında eğitim almamı tavsiye ettiler ve bir gün benim de astronot olabileceğimi yazdılar. Mektupla birlikte bana hâlâ çatı katında sakladığım bir dosya gönderdiler. Dosyada, o dönem astronotlarını uzaya göndermek için geliştirmekte oldukları uzay mekiğinin detaylı planları vardı. Ancak bana söylemedikleri önemli bir detay vardı. Mektubumu yanıtladıklarında 1970’lerin ortalarında bir yerdeydik. O dönem NASA uzay programlarına kadınları kabul etmiyordu. Ayrıca ben İngiliz vatandaşıyım ve NASA’ya kabul edilmeniz için Amerikan vatandaşı olmanız gerekiyor. Yani hiç şansım yoktu. Yine de, hayallerimi yıkmadılar ve bu tutumları hoşuma gitti.  

1963 yılında uzaya giden ilk kadın Rus kozmonot Valentina Tereshkova idi. Buna karşın NASA, 1970’lerin sonuna kadar, tam olarak 1978 yılına kadar kadınları uzay programına kabul etmedi. Birçok kişinin duyunca çok şaşırdığı bir gerçek bu. 80’lerin başına kadar NASA’da hiçbir kadın uzay yolculuklarına katılmadı. Kadın astronotların önünü açan, NASA’nın Uzay Mekiği Programı oldu. Çünkü kadın astronotların çoğu bu uzay mekiği programı sayesinde uzay yolculuklarına katıldı. Bir bakıma, ABD’nin o dönemde kadınları ön plana çıkardığını söyleyebiliriz. 

Günümüzde ise Dragon olarak adlandırılan bu yepyeni uzay aracı karşımızda. Dragon’un uzaya fırlatılışını izlerken gerçekten çok heyecanlıydım. Eşim ve oğlumla birlikte akşam yemeğimizi yiyorduk. Normalde bu konuda çok hassasız. Yemek sırasında cep telefonu kullanmak yasak bizim evde. Ama bu kez bir istisna sözkonusuydu. Dizüstü bilgisayarı da masaya koyduk, geri sayımı ve fırlatmayı izledik. Harikaydı, gerçekten harikaydı! Amerikalılar neredeyse 10 yıldır Rusya’ya bağımlıydılar. Rus üretimi Soyuz uzay aracıyla uzaya gidebiliyorlardı. ABD’nin astronotlarını uzay istasyonlarına yollamak için kendi araçlarını geliştirme zamanı çoktan gelmişti. Çok mutluydum ve heyecanlandım. Ama elbette, o aracın içinde Bob ve Doug yerine bir kadın astronotu da görseydim bu beni çok memnun ederdi. 

Ö: Değil mi? Bütün o coşku ve kutlamaların arasında ben de aynı şekilde hissettim, “Ah bir de kadın astronot görebilseydik orada!” Belki bir sonraki yolculukta… Öyle umalım en azından. Kitabına gelelim. “Wally Funk’s Race for Space” (burada kitabı Wally Funk’ın Uzay Macerası olarak anabiliriz ancak kitap henüz Türkçe’ye çevrilmedi) başlığıyla 2018’de yayımlandı. Burada okurlarına “havacılığın öncü isimlerinden biri haline gelen bir kadının olağanüstü hikayesini” anlatıyorsun. Wally Funk astronot olmayı ve uzay keşiflerine katılmayı çok istiyordu. Bu hikayeden biraz bahseder misin bize lütfen? 

S: Elbette! Wally Funk bir pilot ve bugünlerde 80’lerinin başında. 1960 yılında Wally 22 yaşındaydı. O zaman da pilot olarak görev yapıyordu. ABD tarihinde ilk kez, Wally’den önce, Jerrie Cobb adlı kadın pilot astronotlara uygulanan testlere katıldı. Mercury 7 astronotlarının katıldığı testlerden söz ediyorum. Bu ekip NASA’nın uzaya ilk kez insan göndermek için seçtiği astronotlardan, öncü isimlerden oluşuyordu. Testlere katılan adaylar arasında yer almak için pilot olmak yeterli değildi, çok başarılı, çok iyi bir pilot olmak gerekiyordu. Ayrıca fiziksel olarak formda olmaları gerekiyordu. Bugünün standartlarıyla kıyaslandığında korkunç olarak niteleyebileceğimiz fiziksel testlerden geçiyorlardı. Günümüzde görev yapan bazı astronotlarla konuştum. Hepsi de o dönem uygulanan bu korkunç testlerden geçmelerinin imkansız olduğunu söylüyor. Çünkü o dönem, 60’ların başında, uzaya henüz hiç insan gönderilmemişken uzay hakkında bildiklerimiz oldukça sınırlıydı. Bazı uzmanlar, aşırı basınç yüzünden insan kalbinin patlayabileceğini düşünüyordu. Yani, astronotların başına bir şey gelecekse, bir aksilik yaşanacaksa burada, Dünya’da, hastaneye kaldırabilecekleri bir yerde yaşanması umuluyordu. Böylece, bu astronotları vücutlarını oldukça zorlayan fiziksel testlere tabi tuttular. 

NASA bünyesinde çalışan ve bu testleri tasarlayan, testlerin uygulanışını takip eden bir tıp hekimi vardı: Dr. Randolph Lovelace. Lovelace bu testleri ABD’nin New Mexico eyaletinde yer alan kliniğinde gerçekleştiriyordu. Mercury 7 ekibini belirledikten sonra Lovelace “acaba kadınlar da bu testleri başarıyla tamamlayabilir mi?” diye merak etti. Erkek astronot adayları ile benzer biçimde, testleri çok başarılı bir kadın pilot üzerinde uygulamak istedi. Burada devreye Jerrie Cobb giriyor. Çünkü o dönem Cobb bir kadın pilot olarak başarıdan başarıya koşuyor, ödüller kazanıyor ve rekorlar kırıyordu. Cobb bu testleri başarıyla tamamlamakla kalmadı, Mercury 7 ekibini de dahil ettiğinizde testlerdeki en başarılı yüzde 2’lik dilimin içindeydi. Dr. Lovelace o zaman anladı ki, elbette bir kadın da bu testleri başarıyla tamamlayabilirdi. Bu aynı zamanda kadınların da astronot olabileceği anlamına geliyordu. 

Ama her bilim insanı gibi Dr. Lovelace da bunun bütün kadın adaylar için geçerli olup olmadığını, Jerrie Cobb’un bir istisna olup olmadığını bilmek istiyordu. İşte böylece, kadın pilotların başvurusuna açık Woman in Space (Uzayda Kadın) programını duyurdu. Amacı, ilgilenen kadın pilotları aynı testlere tabi tutmaktı. Wally Funk henüz 22 yaşındaydı, başvuranlar arasında da en genç kadın oydu. Programa başvuran 29 kadın, Mercury 7 astronotlarıyla aynı testlere, hatta jinekolojik testleri hesaba katınca daha fazla teste katıldı. New Mexico’daki aynı klinikte gerçekleştirilen testlere katılan 29 kadından 13’ü bu süreci başarıyla tamamladı. Bugün bu kadınları Mercury 13 olarak biliyoruz. 

İşte beni Wally Funk hakkında yazmaya iten hikaye bu. Bu hikayeyi, yaklaşık 20 yıl önce, 90’ların sonuna doğru duydum ve BBC’de Mercury 13 hakkında bir radyo programı yapmaya karar verdim. Bu kadınlardan dördü ile tanışabildim. Bazıları, o dönemde bile, aramızdan ayrılmıştı. Jerrie Cobb bu ekipte olmayı sürdüremedi, çünkü aynı dönemde pilot olarak Amazon’da bir görevi tamamlaması gerekiyordu. Yani yaklaşık 20 yıldır bu hikayelerle yaşadığımı söyleyebiliriz. Son birkaç yıldır ise Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve NASA gibi farklı uzay araştırmaları merkezlerini ziyaret ediyorum. Radyo programlarına da devam ediyorum. Wally’nin astronot olma arzusunu da yakından takip ediyorum, hâlâ astronot olmayı ve uzaya gitmeyi istiyor. Hatta ticari uzay yolculuğu düzenleyen Richard Branson’ın Virgin Galactic adlı seferine katılmak için bilet aldı. Birlikte Virgin Galactic’in yola çıkacağı New Mexico’ya gittik. 

Yani sivil olarak da uzaya yolculuk mümkün. Wally bilet aldığında yanılmıyorsam 200 bin dolar ödedi, şu anda ise bilet fiyatları 250 dolar civarında. Yeterince paranız varsa siz de uzaya, bir uzay gemisinde sivil olarak gidebilirsiniz ve resmen astronot olabilirsiniz. Kitap Wally’nin bu macerası ve bizim arkadaşlığımız hakkında diyebiliriz ve elbette uzayda kadının yeri ve tarihi hakkında. 

Beni şaşırtan şey, birçok insanın hâlâ kadınların uzay araştırmalarındaki ve tarihteki yerini bilmiyor olmasıydı. Ama bu kadınlar oradaydı ve bir bakıma astronot dünyasının gizli karakterleri gibiydiler. Şimdi ise çok daha fazla insanın bu konuyla ilgilendiğini görmek harika bir şey! Yani, kadınların uzay araştırmalarındaki rolü hakkında. Daha sonra sinemaya da uyarlanan Hidden Figures kitabında olduğu gibi ya da LEGO’nun uzay araştırmalarında kadınları ön plana çıkaran projesinde olduğu gibi. Bu proje, Apollo uzay aracının yola çıkması için kodları yazan kadın yazılım uzmanı Barbara Hamilton gibi kadınları da içeriyordu. 

Bir kadın olarak senin de anlayabileceğin gibi, bu kadınların başarı hikayeleri hakkında daha çok şey öğrendikçe onlardan daha çok ilham alıyorsun! Bu da senin şöyle düşünmeni sağlıyor, “Yapabilir miyim? Elbette yapabilirim! Tabii ki yapabilirim!” Sadece bu da değil, bütün bu başarı hikayeleri, yalnız olmadığını anlamanı sağlıyor.

Ö: Harika bir noktaya parmak bastın. Ben de sana bunu sormak istemiştim. Kadınların başarı hikayelerine dahil oldukça bu durum senin de ilham almanı sağlıyordur elbette. Hatta kendinle ilgili birçok yeni şey keşfettiğini düşünüyorum.

S: Evet, kesinlikle! Bence bu çok önemli bir nokta ve insana güç veriyor. Sadece kadınlar için geçerli olan bir durum değil bu elbette. Örneğin derinizin rengi ne olursa olsun gücünüzün farkında olmak çok önemli. Bir kadın, kendisi gibi (çalışan, çabalayan) diğer kadınları görmediğinde kendini yalnız ve sanki çalıştığı ortama ait değilmiş gibi hissedebilir. Güçlü kadınlar, buna rağmen vazgeçmeyip aklına koyduğu her neyse onu yapmaya devam ederler. Açıkçası, ben kendimi bu kadınlar arasında sayıyorum. Örneğin üniversitede fizik okudum ve benim dönemimde fizik okuyan toplamda üç kadındık. Ben yine şanslıydım, bir arkadaşım aynı dönemde mühendislik fakültesindeydi ve onun döneminde başka hiçbir kadın öğrenci yoktu, tek başınaydı. Demek istediğim, başarıya giden bu yol zaman zaman kendinizi dışlanmış gibi hissetmenize neden olabilir. Bu yüzden, sizden önce de bu adımları atan, çabalayan kadınların olduğunu bilmek çok önemli. 

İşte bu yüzden, bütün bu çabaları gösteren kadınlar hakkında bilgi edinmeliyiz, öğrenmeliyiz, onlar hakkında konuşmalıyız. Çünkü biz böyle yapıp, bu kadınların adlarını tarihe geçirmedikçe, söylemeye korkuyorum fısıldasam mı bilemiyorum ama tarih “beyaz erkekler” tarafından yazılmaya devam edecek. Şok! Şok! Böyle devam ettiği sürece bir sürü başarı hikayesiyle dolu harika bir insanlık tarihi yazılır ve bir bakarsınız, kadının adı yok! Sizin çıkıp, “Bir dakika! Bu iş tam olarak öyle değil!” demeniz gerekir. Yani bir nevi revizyonist tarih yazımının gerekliliğinden söz ediyorum aslında. Bugün birçok tarihçi bu gerekliliğin farkına varıyor. Özellikle uzay araştırmalarının, NASA’nın tarihine baktığımızda doldurulması gereken birçok boşluk olduğunu görüyorlar. Kadınlar başta olmak üzere elbette, ancak bazen yalnızca kadınlar da değil. Örneğin ben NASA’nın uzay programlarında görev alan Amerikan yerlilerinin olduğunu çok kısa bir süre önce keşfettim. Bu çok önemli bir nokta! Neden? Neden birisi bu insanların başarılarını tarih kitaplarından silmek ister? Anlayacağın, bir bakıma tarihi yeniden yazmamız gerekiyor. Yalnızca kadınların değil, erkeklerin de aslında hepimizin aynı gemide olduğunu anlamasını sağlamalıyız. İnsanlığın ulaştığı başarılar hiçbir ırkın, halkın, toplumun tekelinde değil. Hep birlikte başarıyoruz! İnsanlık dediğimizde derisinin rengi ne olursa olsun, kadın, erkek cinsiyeti ne olursa olsun hepimizden söz ediyoruz. İnsanlar bunu ne kadar erken fark ederse o kadar iyi olacak. 

Ö: Öyle görünüyor ki özellikle bugünlerde, Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşananlara baktığımızda gerçekten hatırlamamız gerekiyor bunu…Hepimizin aynı olduğunu…

S: Hepimizin derisinin altında aynı sey var. Hepimiz aynıyız aslında.

Ö: Kesinlikle! Uzaydaki keşiflerimiz hakkında araştırmalar yapan, makaleler kaleme alan bir gazeteci ve yazar olarak özellikle uzay çalışmalarında kadınların rolü üzerinde durdun. Ön plana çıkan kadınlarla konuşma fırsatı buldun. Bütün bu deneyimlerine dayanarak sormak istiyorum, kadınları uzaya dair çalışmalarda, başarı hikayelerinde geri planda tutan sence neydi? Kadınları kapalı kapılar ardında tutan neydi? 

S: Sanırım zamanın kendisi. Yani bu kadınların yaşadıkları dönemin önemli bir etken olduğunu düşünüyorum. Mercury 13 programında yer alan kadınlar astronot olmak istiyorlardı, bunun için hazırlanıyorlardı. Birden projenin bütün finansal desteği kesildi. Bu 13 kadından hiçbiri uzaya gidemedi. Bu kadınlar, bir yandan da toplumun beklentilerine karşı mücadele etmek zorundaydı. 60’ların başında Batı toplumları da dahil, kadınlardan beklenen öncelikle anne olmalarıydı. Eş rolünü üstlenmeleri bekleniyordu. İlla kariyer sahibi olmak isteyen kadınlar için “toplumda kabul gören” belli başlı meslek grupları vardı. Örneğin öğretmenlik, sekreterlik, hemşirelik gibi meslekleri tercih edebilirdiniz. Ama kesinlikle doktor ya da bilim insanı olmanız beklenmiyordu! Kadınlara biçilen bu roller, yıllar boyunca tüm toplumların ilerleyişine ket vurdu. Düşünsenize bizim yapabileceklerimiz, başarabileceklerimiz hakkında başkaları çok daha düşük beklentiler ve çıtalar koyuyor! 

Bazı kadınlar sırf  bu nedenle istifa etmek zorunda kaldı. Evlerine dönüp “kendilerinden beklenen görevleri” yerine getirmeleri gerekiyordu. Mercury 13 kadınlarından birinin eşi, eğer astronot olmakta inat ederse kendisini boşayacağını söylüyor örneğin. “Uzay mı, ben mi? Seçimini yap.” Bu kadın eve döndüğünde gerçekten de karşısında boşanma evrakını görüyor. Hakları için mücadele eden her grubun başına geldiği gibi kadınlar için de bu süreç bolca fedakarlık ve hatta hayal kırıklığı içeriyordu. Çünkü bazen gerçekten de doğru zaman henüz gelmemiştir. Kadınlar bundan tam 60 yıl önce bir uzay aracını uçurmaya hazırdı. Hâlâ hazır olmayan ise dünya ve toplumlar. 

Bugün ise birçok kadın astronotun başarılara imza attığını görüyoruz. Elbette daha fazlası olabilir, bu sayı artmalı diye düşünüyorum. Bilmemiz gereken şey şu ki, uzaya giden yolda bize liderlik eden çok sayıda kadın var. Sadece astronot olarak değil, uzay sanayiinde mühendis, bilim insanı, yazılımcı olarak çalışan pek çok kadın var. Bu kadınların görünürlükleri de artıyor, ön plana çıkıyorlar.  Avrupa Uzay Ajansı’ndan Samantha Cristoforetti örneğin, kadınlar için harika bir rol model! Cristoforetti de astronot olmadan önce çok başarılı bir pilottu ve askeri eğitim almıştı. Wally Funk ile de tanıştılar bu arada. 

Bu kadınlar hakkında daha çok şey öğrenmeliyiz, araştırmalıyız, okumalıyız. Bu açıdan bakınca, SpaceX Dragon’u fırlattığında biraz buruk bir mutluluk hissettiğimi söylemeliyim. SpaceX’in çabalarına, çalışmalarına hayranım! O aracın içinde bir kadın astronotu da görebilseydim, hatta kontrol merkezinde görev yapan mühendisler ekrana yansıdığında daha çok kadın yüzü görebilseydim daha da şahane olurdu. 

Ö: Katılıyorum! Bu yalnızca kadın-erkek dengesi kurulmalı, görev alanlar hem kadınlardan hem erkeklerden seçilmeli diye düşünerek yapılmamalı. Kadınların bu görevleri başarabileceğine inanarak seçilmelerini, görev almalarını umuyorum. Uzay araştırmalarının tarihine baktığımızda beni rahatsız eden bir noktaydı bu. NASA uzaya kadın astronot göndermek için ilk adımları kadınların başarabileceklerine inandığı için değil de, “Sovyetler Birliği bir kadın astronot gönderecekmiş, biz daha erken davranmalıyız!” diyerek attı örneğin. Aynı şey Sovyet Rusya için de geçerli elbette. Siyasi bir yarışa dönüştü, uzay yarışına dönüştü mesele. Bu açıdan bakınca beni biraz sinirlendirdi bu yarış. Çünkü kadına değer verildiğini göstermiyor ki bu! Aksine, kadınlar bu yarışın birer piyonu haline geliyor. 

S: Siyaset! İnsanlar, koca bir satranç oyununda resmen piyonlar haline geldi. Dünya siyasetinin satranç tahtasında siyasi piyonlar… Çok haklısın! Rusya örneğin ABD’de kadınların astronot olabilmek için testlere tabi tutulduğunu öğrendiğinde hemen Valentina Tereshkova’yı hazırladılar. Çünkü uzaya ilk kadın astronotu gönderen Ruslar olmalıydı. Benzer şekilde ABD ilk kez uzaya bir kadın astronot gönderdiğinde, Sally Ride, Ruslar yine harekete geçti. 

Buradan hareketle Rusya’nın temel motivasyonunun kadın-erkek eşitliği olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü Valentina Tereshkova’nın ardından hiçbir Rus kadını uzaya gitmedi. Ne zamana kadar? Sally Ride uçmadan birkaç ay öncesine kadar. Yani işin içine yine siyaset karıştı. Böylece Rusya, ABD uzaya ilk kadın astronotu göndermeden hemen önce ikinci kez uzaya bir kadını gönderdi. Kadınların uzay yürüyüşlerini gerçekleştirmeye başlamaları da benzer şekilde siyasi rekabetin bir parçası olarak yapıldı. Sinirlenmeni çok iyi anlıyorum. Bir yandan kadınların da bu fırsatlardan faydalanabilmesi çok güzel bir şey. Ancak diğer yandan, bunun uzaydan ziyade siyasetle ilgili olduğunu görüyoruz. Bir kez o kutucuğa tik işareti konulup da “Tamam, yarışta öne geçtik” diye düşünülürse, kadınlara bir daha bu fırsatların sağlanmaması, kadınların unutulması çok yüksek bir olasılık. Uzay sanayiinde, bugün olduğu gibi, kadınlara bu fırsatların her alanda sağlanması gerekiyor. Kariyerim boyunca mühendis, pilot, yazılımcı, mühendis birçok kadınla tanıştım. Bu harika bir şey! Çok da önemli bir şey. 

SpaceX’in Dragonu fırlatmasıyla ilgili en çok duyduğumuz iki isim, görevi gerçekleştirmek için seçilen NASA astronotlarının isimleriydi. “Bob ve Doug! Bob ve Doug! Bob ve Doug!” Ben şunu merak ediyorum: Acaba ne zaman “Kylie ve Sue! Kylie ve Sue!” diye konuşuyor olacağız? Sosyal medyada biraz da böyle etiketlerle paylaşımlar görelim isterim. 

Ö: Öyle olmasını umalım. Bu güzel sohbet ve söyleşi için çok teşekkür ederim. 

S: Ben de davetin için teşekkür ederim.

Özel yayının orijinalini izlemek için:

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus