Radikal İslamcılığı bırakanlar anlatıyor (3): “Kafamda kendimi nerede, ne zaman canlı bomba olarak patlacağıma dair bir planım vardı”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Sevgi* 28 yaşında genç bir kadın. Şii bir baba ile Sünni bir annenin en büyük kızı. Hayatının büyük bir çoğunluğunda radikal bir İslamcıydı. Birçok ülkede yaşadı, eğitim gördü. Bir dönem Çeçenistan’da savaştı. Yedi yıldır Türkiye’de yaşıyor. Sevgi hem radikal İslamcı iken hem de radikal İslamcılığı bıraktıktan sonraki yaşamını ve değişimini Medyascope’tan Sema Kızılarslan’a anlattı. 

Sevgi ile ilk görüşmelerimizi e-posta üzerinden yaptık. Yaklaşık bir ay sonra yüz yüze görüşmek için bir kafede buluştuk. Sevgi, erkek arkadaşı, köpeği ve bir diğer arkadaşı ile yanıma geldi. Sevgi, benimle baş başa konuşmak istediğini söyledi. Erkek arkadaşı ve diğer arkadaşı yanımızdan ayrıldı. Köpeğinin, Sevgi’nin yanından hiç ayrılmak istemediğini görüyorum. Havlıyor ve kucağından inmiyor. Sevgi’nin köpeği ile bu güçlü bağının asıl nedenini hikayesini anlattıkça daha iyi anlıyorum.  

Sevgi’ye ilk soruyu sorarak hikayesini dinlemeye başlıyorum. Sevgi, 15 yaşında radikal İslamcı olduğunu ve aradan çok zaman geçmeden radikal İslamcı bir örgütün içine girdiğini anlatıyor:

“15 yaşında pişmiş bir radikal İslamcı idim”

“15 yaşında tamamen pişmiş bir radikal İslamcıydım. Radikal İslam’ı ilk olarak anne tarafından bazı akrabalarımdan duydum. Annemin ailesi ikiye ayrılmış bir durumdaydı diyebilirim. Bir taraf tamamen saygın meslekler seçmiş ve normal hayatlar yaşarken, diğer taraf siyasete karışmıştı. Tabii onların bulunduğu yerde siyasetin anlamı silahlanmaktı. Küçükken bu ikinci bahsettiğim gruptan korkardım. Hepsi çok uzun sakallı amcalarlardı, hepsi çok sertti. Bu ikinci gruptan olan akrabalarım bir araya geldiklerinde örgüt ya da siyaset işlerini çok konuşmazlardı. Sadece aralarından bazıları sinirlendiğinde çok farklı konuşurdu. Eskilerden bahsederlerdi. Hatta bir kere şöyle bir şey konuşulmuştu yanımda, anneannemin öz kardeşi İkinci Dünya Savaşı zamanında Hitler’in işbirlikçilerine desteklerde bulunuyormuş. Bu tarz şeyler hep öfke anlarında konuşulurdu diyebilirim.” 

“Babam entelektüel bir Şii’ydi”

Sevgi’nin annesi Sünni bir Müslüman. Babası ise yine bir Müslüman mezhebi olan Şia’ya bağlı. Babaannesinin Süryani olduğunu söyleyen genç kadın, babaannesi ve babasıyla çok fazla sohbet ettiğini ve dini konularda sorularını onlara sorduğunu söylüyor: 

“Babam Şia mezhebine bağlıydı. Babaannem de Süryani’ydi. Özünde annem de babam da muhafazakâr insanlardı. Babam entelektüel bir Şii’ydi. Bütün dogmalara karşı gayet mantıklı açıklamaları vardı. Babam düşünerek her şeye bir cevap bulmuştu. Doğru veya yanlış, düşünmüştü. Bu yüzden babama çok saygı duyardım. Genellikle etrafımdaki dindar adamlar herkesi ıslah etme çabasındaydı. Ama babamda böyle bir şey yoktu. Annemin tarafını hep çok baskıcı bulduğum için babamla oturur bu konuları tartışırdık. Sonra tarih araştırmaları yapardım. Haberleri izlemeye başlamıştım.”

“Kendimi nerede, ne zaman canlı bomba olarak patlacağıma dair kafamda bir programım vardı”

Sevgi, ikinci Çeçenistan savaşında Çeçenistan’da bulunduğunu söylüyor. Kendisi savaşmaya gittiğinde ailesi küçük bir Avrupa ülkesindeydi. Sevgi, ailesi ve akrabaları ile birlikte pek çok ülke ve şehir değiştirdiklerini söylüyor. Sebebini ise Azerbaycan’da yaşadıkları zamanlarda köylerinin yakılmasına bağlıyor:

“İkinci Çeçenistan savaşı tam bir fiyaskoyla bitmişti. Putin, kendi kuklasını koymuştu. Normal bir hayat yaşayan herkes vuruldu orada. Bizim gibi örgütlerde militan olanlar ise ya öldürüldü ya da canlı bomba oldu. O zamana kadar beraber savaştığım kimse kalmamıştı. Aslında ben de onlarla birlikte ölecektim. O zamanlar belli bir programım vardı aklımda. Kendimi nerede, ne zaman canlı bomba olarak patlacağıma dair, olmadı. Çünkü son anda babam beni kurtardı. Birileriyle konuşarak -muhtemelen annemin ailesinden- beni tekrar zorla yanına aldırdı. Kendi rızam dışında geri döndüm ailemin yanına. O süreçler çok zordu ve karışıktı. Mülteci pasaportu çıkarmam gerekiyordu. Farklı isimlerle kimlikler ayarlamıştık. Bazı belgeler eksikti vs. Ben bunları yolda öğrenmiştim. Çok zor ve hassas zamanlardı. Özellikle bu olay başımıza büyük dertler açtı. Zor da olsa ailemin yanına geri döndüm. Döndükten çok kısa bir süre sonra bir gün köpeğimi ormanda dolaştırmaya çıkarmıştım. Zaten çok sıkılmıştım. Tek yaptığım şey buydu. Yaşadığımız yer bir kasabaydı. Bir gün 30 kişilik bir Neo-Nazi grubunun saldırısına uğradım. Vücudumda kırılmadık kemik kalmamıştı. Bir şekilde cepheden geldiğimi öğrenmişlerdi. Aylarca hastanede kaldım. O süreçte çok düşündüm. Neden canlı bomba olup arkadaşlarımla ölmedim de burada bu eziyeti çektim diye. Orada daha fazla radikalleştim. Sürekli eskiden içinde bulunduğum örgüt için dua ediyordum. İçim öfkeyle doluydu diyebilirim. Özellikle 11 Eylül’den sonrasında çok zorluklar yaşadık. Avrupa’ya gelmeden önce, yani Azerbaycan’da yaşarken köyümüzü Ermeniler yakmıştı. Zaten o yüzden kaçmıştık. Orada ölmemiştik ama kalan hayatımız boyunca hep ölü gibi yaşadık, dışlandık. Her tarafta düşman bizdik. Babam, akrabalarım defalarca şiddet gördü.”

“Üniformalarımız ve silahlarımız Türkiye’den ve Rusya’dan geliyordu”

Sevgi’ye bulunduğu örgütün ve grubun içeriğini ve yapısını soruyorum. Çok radikal ve Vahhabi ekolüne bağlı olduklarını söylüyor:

“Bulunduğum grup tekfirci, Sünni ve Vahhabi bir gruptu. Kimyasal sağlık ilaçlarını kullananları tekfir edecek kadar sert ve radikaldik. Üniformalarımız ve silahlarımız Türkiye’den ve Rusya’dan geliyordu. Rusya’dan silah gelmesi komik gelebilir kulağa ama Ruslar’ı öldürmek için onlardan silah alıyorduk. Nakit olarak aldığımız paraları ise Suudi Arabistan’dan alıyorduk. Her sabah namazından sonra üzerimizde bütün teçhizatla kilometrelerce koşardık. On yaşında evlendirilen kız çocukları vardı. Hatta 15 yaşındaki kızları evlenmek için yaşlı olarak görürlerdi. Ben hiç evlenmedim. Kadınlar olarak hepimiz peçe takıyorduk. Örgütün içinde ağırlıklı olarak erkeklerin olduğu bir bölümdeydim. Kadınların özellikle daha acımasız olduğunu söyleyebilirim. Saatlerce dere ve nehirlerde elimizde silahlarla kıpırdamadan dururduk. Bu sebepten dolayı oradayken ağır böbrek hastalıkları yaşadım. Mahalle baskınları, şehir ablukaları, cadde çatışmaları, hastane kuşatmalar… Hepsini gördüm ve içinde bulundum.”

“Radikal İslamcı olduğum zamanlarda bile Kur’an’daki kadın ayetlerinin üzerini çizmiştim”

Sevgi’ye radikal İslamcı olduğu zamanlardaki İslamî inancını ve Allah anlayışını soruyorum. Kendisi en radikal olduğu zamanlarda Kur’an-ı Kerim’de kadınlarla ilgili olan ayetlerin üzerini çizdiğini söylüyor:

“Çok fazla Kur’an okur üzerine tartışırdık. Kadınlarla ilgili olan ayetleri özellikle en radikal İslamcı olduğum zamanlarda dahi kabullenemezdim. Hatta Kur’an’ım hâlâ duruyor, üzerini çizmişim, kabul edemiyordum. İnandığım dinin bana karşı aldığı tavırdan dolayı mutlu değildim. Anlamanızı istiyorum, mutlu bir insan radikalleşmez. Konuşacak kimse bulamayan çocuklar radikalleşir. Aileler hep onlarla konuşup dertleşmenizi ister. Ama en ufak dini sorgulama sorusunda susturulursunuz. Bana hep kızarlardı sorduğum sorulardan dolayı. Radikal İslamcı olmadan önce İslam’ı eleştiren şiirler yazardım. Şiirleri ailem yakaladığında çok kızmışlardı. Ben de başka bir dini eleştirir gibi ismini gizleyerek yazmaya devam ettim. Şiir defterim duruyor. Geçenlerde şiirleri okuyan bir arkadaşım ‘O zamanların Ahmet Kaya’sı senmişsin’ dedi. Dediğim gibi, çocukken istediği rengi, istediği kıyafeti giyebilen, istediğini sorabilen bir çocuk büyüdüğünde radikalleşemez. Ben regl olduğumda 12 yaşındaydım. Babaannem regl olduğumu öğrendiğinde annemlere, ‘Hemen çarşaf giydirin ve peçe taksın’ demişti. Ve ben de giymiştim ama mutsuzdum. Çarşaf ve peçeden başka bir şey giyebilmek için radikal bir örgüte katıldım. Üniforma giymek için bunu yaptım. 14 ay boyunca savaşın ortasındaydım. Mutlu olan kimse radikalleşmez. Ben mutsuzdum.”

“Ölmesini istediklerim televizyonda konuşmaya devam ediyorken neden bu adam ölmüştü?”

Sevgi ilk defa radikal İslamcılığı ve inancını, en sevdiği metal grubunun internet sitesinde dolaşırken gördüğü bir yazıdan sonra sorgulamaya başlamış. Sevgi için bu yaşadığı şey tam bir kırılma olmuş ve o günden sonra sorgulamaya başlamış:

“Çeçenistan’dayken bir metal grup dinlerdim. Rus bir gruptu. Şarkılarını tesadüfen duymuş ve çok sevmiştim. Babam tarafından eve geri getirildikten ve daha demin bahsettiğim şiddet olayını yaşadıktan sonra, bir gün internette o grubun yeni şarkıları çıkmış mıdır diye merak ederek sitelerine girdim. Siteye girdim ve sitenin simsiyah ekranını gördüm. Şöyle yazıyordu: ‘Gitaristimizi Moskova’da metroda yaşanan canlı bomba patlamasında kaybettik ve grubu dağıtmaya karar verdik.’ Bahsedilen canlı bomba eylemi benim de içinde bulunduğum grubun bir eylemiydi. Ve kendini patlatan kişi kuzenimdi. Kuzenim bu hayatta en çok sevdiğim insandı. Ama o grubu ve şarkılarını da çok severdim. Karmakarışık olmuştum. Ölmesini istediklerim televizyonda konuşmaya devam ediyorken neden bu adam ölmüştü? İlk defa o zaman kandırılmış olduğumuzu anladım. Parayı veren düdüğü çalıyordu. Ölmesini istediğimiz devlet adamları hâlâ sağdı. Ama genç bir şarkıcı, sırf Rus olduğu için ölmüştü. Büyük bir kırılmaydı bu benim için.”

Sevgi için yaşadığı onca şeyden sonra ailesiyle kalmak zor ve yıpratıcı gelmeye başlıyor. Ve gizlice aldığı uçak bileti ile Türkiye’ye kaçıyor. Genç kadın, IŞİD ilk ortaya çıktığı zamanlarda Türkiye’deydi. IŞİD’den haberdar olduğunda ilk ne düşündüğünü soruyorum. Sevgi şöyle cevaplıyor:

“IŞİD’i ilk duyduğumda ve araştırdığımda benim içinde olduğum gruptan farksız olduğunu anladım. Gerçekten de zamanla gördüm ki hiçbir fark yoktu. Tabii o zamanlar artık İslamcı değildim. O yüzden hiç gitmeyi düşünmedim. Türkiye’de mutluydum. Aslında hâlâ mutluyum ama o zamanlar daha çok severdim burayı.” 

“Türkiye’ye ilk geldiğimde Gezi olaylarına gitmiş, sesim kısılana kadar bağırmıştım”

Sevgi’nin hikayesinin sonuna geliyoruz. Köpeği tekrar yanımıza geliyor. Sanki uzun zamandır görmemiş gibi üzerine atlıyor ve kucağında olmak istiyor. Sevgi, köpeğinin yeni hayatına başlarken en yakın dostu olduğunu söylüyor:

“Referandumdan önce başka bir yerdi burası ve o zamanları çok özlediğimi söyleyebilirim. Türkiye’ye ilk geldiğimde Gezi olaylarına gitmiştim. Sesim kısılana kadar bağırmıştım. Peçemi ilk defa Türkiye’de çıkardım. Çok tuhaf bir histi. Kendimden uzaklaşmış, sanki bir yabancı bedendim. Ama özgürlük… Gerçekten saçıma değen rüzgarla özgürlüğü tattım. Bir köpek aldım kendime. Yavruydu. Şimdi kocaman oldu. Benim en yakın ve tek dostum oydu. Hâlâ birbirimize çok bağlıyız. Beni köpeğimin sevgisi iyileştirdi ve ayakta tuttu.”

(*) Röportaj yapılan kişinin ismi güvenlik gerekçesiyle değiştirilmiştir.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus