Kılıçdaroğlu’nun çifte stratejisi: Millet İttifakı’nı güçlendirmek ve Türkiye İttifakı’na kapıyı açık bırakmak

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile bugün yaptığımız söyleşide iki husus özellikle öne çıktı: 1) Kılıçdaroğlu AKP’deki rahatsız kişileri kopmaya davet ediyor; 2) Diğer yandan güçlendirilmiş parlamenter sistemi hedef alacak şekilde Erdoğan’ın da dahil olacağı bir Türkiye İttifakı’na yeşil ışık yakıyor.

Yayına hazırlayan: Senem Görür

Merhaba, iyi günler. Bu sabah saat 11.00’de Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile bir canlı yayın yaptık. Benim kötü sorularıma Kemal Bey’in iyi cevaplarıyla yaklaşık bir saatlik bir yayın oldu. İlginçti, izleyenleriniz olmuştur. Daha önce de kendisiyle birkaç kere yayın yaptım Medyascope’ta, kimisi canlı oldu kimisi de kayıt yapılarak yapılmıştı. Bunların her birinde tabii gündeme göre değişik cevaplar oldu; ama galiba bu son yaptığım yayın –her zaman öyle olur belki ama– diğerlerinden çok daha anlamlıydı benim açımdan. 

Bunda tabii Kılıçdaroğlu’nun Meclis’te bütçe görüşmelerinde yaptığı konuşma ve o konuşmanın gördüğü ilgi ve kendisinin bir anlamda güven tazelemesi, bir özgüvenin iyice güçlenmesi etkili olmuştur. Bir diğer husus tabii ki şu var: Türkiye’de artık iktidar çok ciddi bir şekilde bocalıyor, her anlamda bocalıyor. Bütün her şeyin üzerine bir de salgınla mücadele eklendi ki, orada da iktidarın ilk aylarda dile getirdiği dünyadan farklı olma açısının da sahici olmadığı ortaya çıktı — ya da daha sonra bu açının ortadan kalktığı ortaya çıktı. Böyle bir durumda bir muhalefet liderinin –hele bu ana muhalefetse– gücü artıyor. İktidar ne kadar azalırsa, ana muhalefetin gücü artıyor. Biliyorum, muhalefetin içerisinden Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik çok eleştiri var. Ondan memnun olmayan çok kişi var CHP içerisinde ve dışarısında. Nitekim Muharrem İnce ayrılıyor, ayrı parti kuracağını açıkladı. Mustafa Sarıgül tam CHP’li sayılmaz, çünkü en son DSP’den aday olmuştu; ama yine de aynı mahallenin insanı olarak görülebilir. O da yeni bir parti kuruyor. İkisini de sordum, ama bunlara cevap vermek istemedi. Kısa cevaplar verdi; ama Kılıçdaroğlu’nun son dönemdeki performansının mîlâdı Adalet Yürüyüşü olabilir. Ama daha sonrasında da yaptıkları, değişik. Biraz karışık bir şey, değişik bir şey. Onu biraz ele almaya çalışacağım — ki aslında bütçe konuşması, bugünkü yayında söylediklerinin çok ciddi ipuçlarını vermişti. Bugün biraz da açma imkânı oldu. İlginç bir strateji ya da stratejiler gözüküyor. Kabaca şöyle söyleyebilirim: İki perspektif var: birincisi Meclis’teki bütçe konuşmasında görüldü –AKP içerisinde gedik açmaya çalışıyor–; ikincisi de, Cumhur İttifakı içerisinde açmaya çalışıyor. Bunun ters versiyonunu iktidarda görüyoruz; yani Cumhur İttifakı’nın liderleri Erdoğan ve Bahçeli, Millet İttifakı’nı bölmeye çalıştılar, çalışıyorlar ve çalışacaklar. Örneğin İYİ Parti’ye davetler yapıldı, CHP’nin içerisinden yeni birtakım şeylerin çıkmasına, en azından iktidar yanlısı medya elinden geldiğince katkıda bulunmaya çalışıyor. HDP’nin içerisinden, daha doğrusu HDP’ye alternatif olabilecek –ki bunun pek mümkün olduğunu sanmıyorum ama–, o tarafı rahatsız edecek yeni partiler kuruldu, kuruluyor. Saadet Partisi içerisinde Cumhur İttifakı’na daha yakın durmak isteyenlerin önü açılmak isteniyor vs.. İktidarın yapmaya çalıştığı bölme operasyonlarının bir benzerini yapmaya karşı tarafta muhalefetin, yani Millet İttifakı’nın, ama esas olarak da Kemal Kılıçdaroğlu’nun çalıştığını görüyoruz. Bütçe görüşmelerinde AKP sıralarına yönelik olarak söyledikleri var. Bugün ben kendisine özellikle bunu sordum. Devr-i sâbık yaratıp yaratmayacağını sordum; yani iktidara geleceğini söylüyor, AKP iktidarının ilk seçimde biteceğini söylüyor; iktidarın değişmesi durumunda eskiden onun içerisinde yer alanların akıbetinin ne olacağı sorusuna, intikam duygularından uzak olduklarının altını çizerek, her şeyin hukuk içerisinde yapılacağının altını çizerek cevap vermesini bir kenara koymak lâzım. Nitekim bugünkü yayında da yaptı, daha önce de değişik vesilelerle söyledi, Meclis’te doğrudan AKP sıralarına yönelik olarak söyledi. AKP içerisinde –milletvekilleri dahil– olup bitenlerden çok sayıda rahatsız kişi olduğunu söylüyor ve onlara bir tür davet yapıyor. Bu davet nereye olur? Yani CHP’ye olmaz, AKP’den ayrılacağı varsa bir milletvekili herhalde CHP’ye geçmez; belki bağımsız olur ya da DEVA ve Gelecek partilerine, belki bir ölçüde İYİ Parti’ye, belki de Saadet Partisi’ne yönelebilir. Şunu söylemeye çalışıyorum: AKP’yi bölmek, AKP’nin tabanında ve kadrolarında, milletvekili grubunda çatlaklara yol açmaktan CHP doğrudan parti olarak istifade etmeyebilir. Burada istifade etmesi söz konusu olan kişiler ve kurumlar onun birlikte hareket ettiği partiler olur. Bu da zaten Kılıçdaroğlu’nun en önemli stratejilerinden birisi olarak karşımıza çıkıyor. Daha önce de değinmiştim, tekrar tekrar vurgulamak istiyorum. CHP’nin oyunu artırmaktan ziyâde, Millet İttifakı’nın oyunu artırmayı hedefleyen bir Kemal Kılıçdaroğlu var ve bu yüzden de CHP içerisinde bazı kişilerin veya çevrelerin tepkisini çekebiliyor. Gerçekten zor bir durum. Bu durum aslında Erdoğan’ın yaratmış olduğu başkanlık sistemiyle ortaya çıkmış bir durum. Normal şartlarda ne olurdu, eski sistemde? Birinci parti olmaya çalışır, koalisyon kurulacaksa koalisyonun büyük ortağı olmak ister ve koalisyon yapacağı partilerle birtakım ilkeler ve programlar üzerinden bir pazarlık ve tartışma yürütürdü. Ama şimdi, koalisyonlar önceden kurulduğu için, ilk başta bunu ittifak altında yapmakla uğraşıyor. İttifakı oluşturmak, bunu muhafaza etmek ve güçlendirmek.  Özellikle yeni kurulan partilerin, DEVA ve Gelecek partilerinin güçlenmesi, daha etlenip butlanması, Millet İttifakı için önem arz ediyor. Zira bu partilerin, özellikle Gelecek’in, daha çok doğrudan AKP tabanından ve kadrolarından –DEVA’nın da büyük ölçüde oradan, ama başka kesimlerden de oy alma ihtimali var–, buralardan oy kaymasını sağlayabileceklerini, oy ve kadro kaymasını sağlayabileceğini düşünüyor. Bu açıdan bakıldığında, Kılıçdaroğlu, başkaları adına da siyasî manevralar yapmaya çalışıyor. AKP’ye yönelik, AKP milletvekillerine ve tabana yönelik yaptığınız yanlıştan dönün çağrılarının böyle bir yönü var. Bir diğer yön, doğrudan Cumhur İttifakı’nı bölme çabası — ki bunu daha önce, açıkça olmasa bile dolaylı bir şekilde söyledi. Hatta, en son Akşener’le görüşmenin ardından yaptıkları ortak basın açıklamasında da bunu bir şekilde zikrettiler. Büyük ortağı küçük ortaktan kurtarma şeklinde söylediler. Erdoğan’ın anladığım kadarıyla bir tür rehin alındığı düşüncesindeler ya da böyle bir algıyı masaya sürüyorlar ve oradan bir tür Erdoğan’a el uzatma. Şimdi bunu daha önceki bazı yayınlarda, “Türkiye İttifakı” üzerine de yaptığım birtakım yorumlarda dile getirdiğimde birçok tepki aldım, eleştiri aldım. 1) Bunun benim abartım olduğunu söyleyenler oldu. 2) Bu olsa bile bunun karşılığının olamayacağını söyledi birçok izleyicimiz. Özellikle de, Millet İttifakı tabanının, yani muhalefeti oluşturan kampın, Erdoğan ile hiçbir şekilde yürünecek bir yol görmediğini iddia ettiler — ki bu çok anlaşabilir bir şey. Erdoğan’ın özellikle teşvik ettiği, hep güçlendirdiği kutuplaşma ve bunun yarattığı sorunlar, mağduriyetler, çekilen çileler, dışlanmalar vs.. Sonuçta çok ciddi bir öfke birikimi var insanlarda. Erdoğan’a güvenmeme var — ki bunda çok da haksız oldukları söylenemez. Bütün bunlar var. Buna rağmen bugünkü yayının en sonunda, “Türkiye İttifakı, ki bunu Erdoğan ilk olarak 31 Mart gecesi –belki daha önce de kullanmıştır, ama benim dikkatimi çeken o an oldu– telaffuz etmişti. Ertesi gün Bahçeli bunu kızgın bir şekilde reddetmişti. Erdoğan da durumu toparlamaya çalışmıştı. Ama o edilen lâfın edilmiş olduğu ve gündemde olduğunu biliyoruz. İşte bunu sordum Kemal Kılıçdaroğlu’na. Kılıçdaroğlu da hiçbir şekilde kategorik olarak bunu reddetmedi. Bu ihtimale çok normal bir şekilde, doğal bir şekilde yaklaştı. İlkeler üzerinden, belirli bir program ve takvim çerçevesinde bunun pekâlâ olabileceğini söyledi. Güven sorununun da böylece aşılabileceğini söyledi. Buradaki temel hedef olarak da tabii ki başkanlık sisteminden yani tek adam yönetiminden çıkılıp, güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüşün olabileceğini söyledi. Açık söylemek gerekirse, Kılıçdaroğlu’ndan bu soruma bu kadar doğrudan ve tereddütsüz bir cevap geleceğini çok beklemiyordum. Biraz daha olayı soyutlaştırarak konuşmasını, buraya yönelik tereddütlerini –buraya yönelik derken, tabii ki özellikle Erdoğan’a yönelik– çok daha fazla öne çıkartmasını bekliyordum, böyle olmadı. Eğer izlediyseniz, sizler de fark etmişsinizdir. Ya da daha sonra merak ederseniz, bunu Medyascope sayfalarından, YouTube’dan bulabilirsiniz. 

Bu bence ilginçti ve buranın, bu konunun önümüzdeki günlerde çok daha fazla gündemde olacağı yolundaki düşüncemin bugünkü yayından sonra daha güçlendiğini söyleyebilirim. Bu olur mu bilmiyorum; ama yayında da söyledim, filmde gözüken silahın patlaması gibi. Bu Erdoğan tarafından telaffuz edilmiş, ama sonra unutulur gibi olan, “Türkiye İttifakı” seçeneğinin muhalefet tarafından bir şekilde sıcak tutulmak istendiğini ve isteneceğini görüyorum. İlginç olacak, buna her iki tarafın kadroları ve tabanları ne diyecek? Hiç kolay bir şey olacağını sanmıyorum. Kimse için kolay bir şey olmayacaktır. Fakat biliyoruz ki, ortada çok ciddi politik bir kriz var. Bu kriz esas olarak iktidarın krizi, ama muhalefetin de bir anlamda parçası olduğu bir kriz. Çünkü bugün Kılıçdaroğlu’na onu özellikle söyledim: Muhalefet dediğimiz yapı yekpâre bir yapı değil. Birbirinden tamamen farklı partiler söz konusu: Millî Görüş hareketinden Saadet Partisi, MHP’den kopup belirli değişimler yaşamış, ama MHP’den gelen, MHP içindeki kavgaların doğrudan ürünü olan İYİ Parti, öte yandan HDP, öte yandan AKP’den kopmuş –henüz Millet İttifakı’nın içerisinde değiller, ama potansiyel müttefikler diyelim–, DEVA ve Gelecek partileri ve bir de CHP. Bütün bunlar aslında Türkiye’nin yakın tarihine damgasını vurmuş, birbirinden farklı siyasî akımlar ve siyasî akımların temsilcileri. Eyvallah, unutabiliriz, aşılmıştır birçok şey, ama sonuçta bunları bir arada tutabilmek… diyelim ki seçimde bir tuttunuz, seçim sonrasında da bu birlikteliği sürdürebilmek falan, bunlar zaten zor işler. Bakıldığı zaman, muhalefetin işinin de o kadar kolay olmadığı görülüyor. Dolayısıyla, bu seçenek bir şekilde, pekâlâ, muhalefetin özellikle önde gelen partilerinin, yani CHP ve İYİ Parti’nin bir şekilde gündeminde olabilir. İşte bir aksilik olmazsa, ki olacağını sanmıyorum, cumartesi günü Meral Akşener ile uzun bir aradan sonra bir canlı yayın da kendisiyle yapacağız — İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ile. Onunla da uzun uzun bunları konuşma imkânımız olacak umarım. Ali Babacan ile yapmıştık, Kemal Kılıçdaroğlu ile bugün yaptık, Meral Akşener ile cumartesi yapmayı düşünüyoruz. Şu anda hastalık ile uğraşan Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu da iyileştikten sonra –ki umarım bir an önce sağlığına kavuşacak–, kendisiyle daha önce sözleşmiştik zaten, en kısa zamanda onunla da konuşacağız. Mithat Sancar ile daha önce konuşmuştuk, yeniden HDP adına onunla ya da bir başka yetkilileri ile konuşmamız pekâlâ olabilir. Muhalefetin nereye doğru gittiği konusu zor bir süreç oluyor, ama birtakım şeylerin netleşmekte olduğunu görüyoruz. Gönül ister ki, iktidar partisinin temsilcileri ile de konuşalım. Fakat onlar, zebil gibi medya kuruluşları olduğu için –ki ne işe yaradığını açıkçası pek bilmiyorum–, bizim davetlerimize pek îtibar etmiyorlar. Ama şunu bilin ki davet ediyoruz, en son olarak Adalet Bakanı ile de görüşmek istedik bu reform çalışmaları hakkında. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya da bir kere daha, daha önce de iletmiştik, tekrar kendisiyle görüşmek istediğimizi söyledik; ama kabul ederler mi bilmiyorum, ederlerse ne âlâ. Olabildiğince çoğulcu şekilde Türkiye’nin sorunlarını Medyascope’ta konuşup tartışmaya devam edeceğiz — sizlerin de desteklerinizle. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus