Türkiye erken seçime hazır mı?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Sırasıyla DEVA Partisi, CHP, İYİ Parti ve Gelecek Partisi lideriyle yaptığımız canlı yayınlar, muhalefetin muhtemel bir erken seçime hazırlanmakta olduğunun işaretlerini veriyordu. Peki iktidar buna yanaşır mı?

Yayına hazırlayan: Zelal Direkci

Merhaba iyi günler, iyi haftalar. Aralık ayı Medyascope ve benim için siyaset anlamında çok verimli ve yoğun oldu. Şöyle ki muhalefetin dört liderini Medyascope’ta –ikisini stüdyoda, ikisini uzaktan online olarak– ağırlama imkânı bulduk. Uzun uzun sorular sorduk, bu soruların önemli bir kısmı siz izleyicilerden gelen sorulardı. Sırasıyla Ali Babacan, Kemal Kılıçdaroğlu, Meral Akşener ve nihayet Ahmet Davutoğlu’yla konuştuk. Ve bütün bunlardan hareketle aslında Türkiye’de şu anda dingin gibi görünen siyasetin altında çok büyük bir hareketlilik olduğunu ve muhalefet partilerinin çok ciddi bir hazırlık içerisinde olduklarını görme imkânı bulduk. Özellikle yeni iki parti, DEVA ve Gelecek partileri –Gelecek kongresini yaptı, DEVA ay sonunda yapacak–, bunlar çok ilginç bir gelişme kaydediyorlar. Bir de nispeten yeni sayılabilecek İYİ Parti de Türkiye’de siyasette ağırlığını her geçen gün artırıyor. CHP için, oylarını artırma anlamında çok fazla şey söylemek belki mümkün değil; ama CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun stratejisi : Muhalefet blokunu güçlendirmek ve toplam oylarını artırmak. Dolayısıyla özellikle yeni partilere –dün İYİ Parti için, bugün de DEVA ve Gelecek partilerine katkıda bulunmayı, onların önünü açmayı daha fazla önemsediği için ilginç bir durum ortaya çıkıyor.

Muhalefet partilerinin toplamının Türkiye’nin yarıdan fazlasının oyunu alma ihtimali bâriz bir şekilde gözüküyor. Ama burada tabii ki önemli olan soru şu : Muhalefet birlikte hareket edebilecek mi? En önemli birinci soru bu. Yani Millet İttifakı güçlü bir şekilde yeni partilerle birlikte yapılacak ilk seçimde birlikte hareket edebilecek mi? İkinci soru ise, buna bağlı olarak : Cumhur İttifakı ne olacak?

Yeni katılımlar olacak mı, ya da ayrılmalar olacak mı? Bu iki soru ekseninde şekillenen bir siyasî manzaramız var. Bu bağlamda da karşımıza çıkan soru — ki ben bu soruyu çok seviyorum biliyorsunuz : Türkiye’de erken seçim olur mu, Türkiye erken seçime hazır mı? Uzun bir süredir bunun çok ciddi bir şekilde gündemde olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin bir seçim perspektifine girmekte olduğunu düşünüyorum. Buna katılmayanların temel iddiası — ki çok inandırıcı bir iddia olduğunu kabul etmek lâzım : Erdoğan birçok iktidar sahibi gibi sonuna kadar iktidarını korumayı isteyecektir. Tabii ki ilk akla gelen bu. Fakat çok kötü giden bir iktidar var. İktidarın partileri AKP’nin ve MHP’nin ayrı ayrı sorunları var ve birlikte sorunları var. Tabii bütün bu sorunların dışında –ki bunlara doğrudan bağlı olarak– Türkiye’nin başta ekonomi olmak üzere çok büyüyen sorunları var ve bu sorunların iyice çözülemez hâle geldiği söz konusu. Dolayısıyla benim temel varsayım olarak erken seçim ihtimalini önemsememin temel nedeni çok basit bir şekilde, hep söyledim tekrar söylemek istiyorum : İşler daha da kötüleştiği zaman gidilecek bir seçim ve bir mağlubiyet Erdoğan için telafisi mümkün olmayan bir mağlubiyet olabilir. Dolayısıyla bu en kötüyü yaşamadan var olan kötüyle, o kötüyü birtakım düzenlemelerle geçiştirerek örtbas etmeye çalışarak bir seçime gitmenin onun için daha akılcı olduğu kanısındayım. Bu son yaptığım yayınlarda da bunu çok açık bir şekilde gördüğümü düşünüyorum. Şöyle ki ; özellikle AKP’den kopan kadroların kurmuş olduğu DEVA ve Gelecek partilerinin AKP’ye yönelik tehdidi giderek artıyor. Birtakım kamuoyu yoklamaları var ve bu kamuoyu yoklamalarına göre bu partilerin oyları çok da yüksek gözükmüyor olabilir. Fakat aynı kamuoyu yoklamalarında çok bâriz bir kararsız ya da oy vermeyeceğini söyleyen seçmen olduğunu düşünürsek ve bunların önemli bir bölümünü de iktidar partilerine oy vermiş seçmenlerin oluşturduğunu düşünürsek, özellikle DEVA ve Gelecek partilerinin ve tabii ki İYİ Parti’nin iktidara yönelik nasıl bir tehdit oluşturduğunu kestirebiliriz. Şöyle bir düşüncem var : Bugün itibariyle Erdoğan hâlâ iktidarı muhafaza ediyor görünüyor. Bunun çok zor olduğunu, çok sorun yaşadığını biliyoruz ; ama şu anda hâlâ iktidarda. Bir çözülme başlamış durumda, ama çözülme çok yaygınlaşmış değil. Hâlâ insanlar bekliyorlar, gözlüyorlar. Neyin nereye varacağını merak ediyorlar. Erdoğan’ın dışındaki seçenekleri de akıllarında bir şekilde tutuyorlar. Bu seçenekler artık şekillendi. AKP seçmeninin seçeneği AKP’den vazgeçip bir CHP’ye oy vermek değil artık. Hatta AKP’den vazgeçip bir Saadet Partisi’ne oy vermek de değil. Önünde, İYİ Parti, DEVA, Gelecek gibi parti seçenekleri de var. Daha önemlisi yeni genç seçmen kitlesi için AKP’nin ve MHP’nin ve hatta buna CHP’yi de katabiliriz çok fazla heyecan yarattığını söylemek mümkün değil. Bu açıdan bakıldığında, özellikle benim gözlemlerim bu yönde, DEVA’nın ve İYİ Parti’nin ve bir anlamda da Gelecek Partisi’nin belli câzibe merkezleri olduğunu söylemek mümkün. Özellikle DEVA ve İYİ Parti’nin yeni seçmende bir câzibesi var. Çok politikanın içerisinde olan, zaten politik ailelerden diyelim ki İslamcı ya da milliyetçi bir geçmişle gelen, o kültürle gelen gençlerin tabii ki MHP veya AKP’ye yönelmesi mümkün olabilir. Fakat çok politize olmayan, ülkenin dertlerini kendilerine dert edinen yeni kuşaklarda daha sâkin görünümlü partilere, daha az ideolojik görünümlü partilere bir ilgi var. İYİ Parti MHP’den kopmuş olmasına rağmen ideolojik parti görünümünü vermemeye çalışıyor. Son olarak Ümit Özdağ’ın –ki bu konuda en sert çıkışları yapan birisiydi– kopmuş olması ya da koparılmış olması –ihraç edildi biliyorsunuz– İYİ Parti’nin daha merkezde olma iddiasını da güçlendirmişe benziyor.

Seçim geciktikçe yeni partilerin –AKP’den kopanlar başta olmak üzere– zemini, alanı, imkânları gelişiyor. Gelecek kongresini yaptı, DEVA kongresini yapmaya hazırlanıyor. Bütün illerde tam örgütlenmemiş olabilirler, ama bayağı bir kadroları var. Her iki partinin de çok iyi isimleri var ve bunların önemli bir kısmını AKP’den koparttılar. AKP’nin şu anda baktığımız zaman parti olarak üye kampanyası yapıyorlar, şu bu, ama partide büyük bir hareketlilik yok. Zaten parti uzun zamandır söylediğimiz gibi bir şirkete, hatta aile şirketine dönüşmüş durumda. Diğer partilerdeki dinamizmi Adalet ve Kalkınma Partisi’nde görmek çok mümkün değil. Hâlâ o parti etrafında bir üyelik ilişkisi varsa ya da partiye bağlılık ilişkisi varsa, bunda devlet imkânlarından faydalanma arayışının giderek daha fazla belirleyici olduğunu görüyoruz. Erdoğan bağlılığı tabii ki bir yere kadar var. Fakat Erdoğan da her geçen gün o bildiğimiz performansının gerisinde bir performans izliyor. Eskisi gibi halkın içerisinde değil. Uzaktan ve yukarıdan seslenmeye başladı. Yaşam tarzından –işte, Külliye’nin konumu, israf vs. – bütün bunlarla beraber Erdoğan’ın da eski Erdoğan olmadığını görüyoruz.

Bir diğer husus olarak, Cumhur İttifakı bence sürdürülebilir bir ittifak değil. Daha doğrusu Cumhur İttifakı sürdükçe AKP’nin gücü iyice eriyor. Bunun bir son kullanım tarihinin olduğunu ve bunun yaklaştığını düşünüyorum. Dolayısıyla bu kopuş gerçekleşmeden bir seçime gitmeyi, son kez Cumhur İttifakı’yla bir seçime gitmeyi Erdoğan pekâlâ düşünebilir. Tabii en önemli belirleyici husus ekonomi olacak, koronavirüsle mücadele olacak — ki bunlar bayağı bir iç içe geçmiş durumdalar. “Atlatıldı ve normalleşme, yeni normal” derken, çok daha sertiyle karşılaştı Türkiye — şu anda onunla uğraşıyor. Mücadele etmeye çalışıyor. Aşı meselesi muğlaklığını koruyor, fakat aşının yaygın bir şekilde yapılmaya başlaması halinde onun yaratacağı –bugünden öyle diyoruz, belki o an geldiği zaman bu dediğim olmayabilir; ama normal şartlarda düşünecek olursak– aşının yaygın bir şekilde yapılmaya başlandığı anda bir umut, heyecan olacak ileriye yönelik. Böyle bir ânı da yakalaması hâlinde iktidarın bunu oya çevirmek isteyebileceğini düşünebiliriz. Yani bir diğer deyişle aşının kitlesel bir şekilde gündeme getirilmesi, erken seçim için elverişli bir zemini hazırlayabilir.

İktidarın çok güçlü bir medyası var. Çok güçlü bir medya diyorum ama, “güçlü”yü tırnak içine alıyorum. Çok sayıda var, çok var. Buralarda yazan çizen eden, her söyledikleriyle Erdoğan’a destek olan çok kişi var; ama bu medyanın etkisi her geçen gün daha da azalıyor. Belli bir aşamadan sonra, mesela en son Türkiye’nin her şeye rağmen en önemli gazetesi olan Hürriyet gazetesinin artık nasıl içinin boşalmış olduğunu, herhangi bir etkisinin kalmamış olduğunu, fakat iktidarın hâlâ bir şeyler anlatmak için Hürriyet gazetesini ya da NTV ya da CNN Türk’ü kullanmaya çalıştığını görüyoruz. Son demlerini yaşıyorlar — kimine göre artık son dem de kalmadı; fakat belli bir tarihte, zamanında yapılacak bir seçimde iktidarın medyası diye bir şey tam anlamıyla kalmamış olabilir. Tabii ki var olacaklar, ama hiçbir etkileri kalmamış olabilir. Onun için demin söylediğim, Cumhur İttifakı’nın kullanım süresi ile iktidar medyasının kullanım süresi birbiriyle aynı süreler olmak zorunda değiller; ama iktidar medyasının da zaten iyice işlevsizleşmiş olan kullanımının tam anlamıyla sona erme ihtimali olabilir. Onun için son demlerinde de bunu kullanmak isteyebilir.

Burada seçim tartışmalarında en merkezî yerlerden birisinde HDP ve Kürt seçmen olacağa benziyor. Oralardan bir şeyleri kopartma, var olan Cumhur İttifakı’nın oyuna ekleme ya da HDP’yi ve Kürt seçmeni Millet İttifakı’nın dışına çekme gibi değişik değişik senaryolara iktidar partisinin kafa yorduğu çok belli. Yeni Kürt partileri kurma arayışından söz ediliyor; buna Kürt sağ partileri diyenler de var. Bu aslında başlı başına ilginç bir konu. Belki bunu daha sonra bir başka yayında ele alabilirim. Ama şunu görüyoruz ki Kürt meselesi, Kürt seçmeni kontrol etmek, ondan bazı parçaları almak, HDP’yi kapatmak ya da HDP üzerinde baskıları artırmak ya da baskıları gevşetmek… bütün bunların ortada olduğu… Öcalan’ı kullanmaya çalışmak… daha önce denendiği gibi. Bütün bu seçenekler de bence Erdoğan’ın erken seçim hesaplarında önemli bir yer oynuyor. Şu aşamada Kürt seçmen konusunda şunu yapmak istiyor, şunu şöyle yapacak demek pek mümkün değil. Çünkü bir yere el attığınızda başka bir yerden kaybediyorsunuz. Diyelim ki HDP seçmenin oyunu almak istiyorsunuz ve onlara bazı vaatlerde bulunuyorsunuz, olacağından değil ama varsayalım ki bunu yaptığınız anda, iyice milliyetçileşmiş –Türk milliyetçiliği anlamında– seçmeni ve kendi tabanınızı çok ciddi bir şekilde riske atmanız gerekiyor gibi. Çok zor bir olay söz konusu. Fakat bunu geciktirdikçe buralara müdahale etme imkânından iyice mahrum kalacak. Şu aşamada devlet imkânları ve Recep Tayyip Erdoğan’ın son gücüyle yürüyen bir iktidar var. Devlet imkânları azalıyor. Dağıtıldığı kadarıyla… ki burada büyükşehir belediyelerinin ellerinden kaçmış olmasını da özellikle vurgulamak lazım imkân dağıtma anlamında. Hem imkânlar azalıyor, imkânların azalmasıyla beraber, ekonomik krizle beraber insanların beklentileri artıyor — ekonomik alanda özellikle. Hem insanların beklentileri artıyor, hem de devletin imkânları azalıyor. Bu da makasın açılmasına yol açıyor. Bu bağlamda DEVA Partisi mesela ekonomideki birtakım çıkışlarıyla Gelecek Partisi de siyasî birtakım çıkışlarla pekâlâ Adalet ve Kalkınma Partisi tabanında bir çözülmeyi hızlandırabilirler. Burada İYİ Parti’yi de hem AKP’nin hem MHP’nin tabanından, seçmeninden oy çalabilecek bir parti olarak özellikle vurgulamak lâzım. Çünkü yapılan gördüğümüz bütün kamuoyu araştırmalarında İYİ Parti en istikrarlı gözüken parti. İçinde o kadar sorun olmasına rağmen, sanki içinde sorun yaşadıkça, birileri istifa ettikçe ya da ihraç edildikçe, İYİ Parti’nin gücü artıyormuş gibi ilginç bir durumla karşı karşıyayız.

Burada tabii tekrar CHP’ye dönecek olursak. CHP gerçekten çok ilginç, araştırmaya değer bir konumda son yıllarda ve son günlerde. Bu büyük ölçüde AKP’nin, Erdoğan’ın ve Bahçeli’nin oyununu bozuyora benziyor. Kılıçdaroğlu bütün enerjisini, bütün yoğunlaşmasını bu muhalefetin farklı farklı unsurlarını bir arada tutmaya harcıyor. Bu konuda verebileceği tüm tavizleri veriyor ve daha da verebileceğinin işaretlerini sunuyor. Bu da AKP’nin işini, daha doğrusu Cumhur İttifakı’nın işini epey zorlaştırıyor.

Özetleyecek olursak, tekrar ve ısrarla şunu söylüyorum: Seçim zamanında yapılacak ya da ne kadar gecikirse Erdoğan’ın işi o kadar zor olacak. Dolayısıyla olabildiğince az ya da etkisi az bir mağlubiyetle sonuçlanacak bir seçimi tercih edeceği kanısındayım. Şu hâliyle bugünkü verilerle hareket edildiğinde, yani o çok kaba deyimiyle bu pazar günü seçim olsa, Cumhur İttifakı’nın kaybı muhakkak olur. Ama tabii belli konulardaki koşullarda, ekonomide, siyasette birtakım dengelerdeki oynamalara bağlı olarak bu mağlubiyetin etkisi azalabilir ya da artabilir. Benim düşünceme göre bu mağlubiyet kaçınılmaz. Dolayısıyla Erdoğan kendisine en az zarar verecek bir mağlubiyeti hesapladığı bir tarihte Türkiye’yi erken seçime götürecektir diye düşünüyorum. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus