Türkiye’nin kömürden çıkışı: “Kömüre teşvik kalkarsa güneş ve rüzgar enerjilerinin önü hızla açılacak”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Karbon Nötr Türkiye Yolunda İlk Adım: Kömürden Çıkış 2030 raporunu hazırlayarak, Türkiye’de ilk defa kömürden elektrik üretiminin durdurulması halinde elektrik piyasasının nasıl görüneceğini modelleyen APLUS Enerji uzmanları, çalışmalarını COP26’da Medyascope’a anlattı. APLUS Enerji uzmanları modellerinde, karbon fiyatlaması uygulamasını kullandı, Türkiye’de devletin kömüre ödediği teşvikleri ortadan kaldırdı ve güneş ile rüzgardan üretilen elektriğin piyasa fiyatından alınmasının önünü açtı. Modelleme çalışması sonucunda 50 milyar dolarlık yatırımla elektrik üretimi kaynaklı karbon emisyonlarının yüzde 83’ü ortadan kalktı.

Paris İklim Anlaşması’nı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) onaylayıp anlaşmanın tarafı haline gelen Türkiye’nin henüz sera gazı emisyonlarını nasıl azaltacağına dair bir planı yok. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2053 Net Sıfır Emisyon hedefini açıkladı ama Türkiye’nin hangi dönüşümleri hayata geçirip saldığı ve tuttuğu karbon emisyonlarını eşitler hale getireceği de bilinmiyor.

İdare tarafından hazırlanmış bir yol haritası yokken, Türkiye’deki ilk kömürden çıkış planı APLUS Enerji tarafından hazırlandı.

Europe Beyond Coal, Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe), Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFİA), WWF Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), 350.org, İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği ile Greenpeace Akdeniz için APLUS Enerji tarafından hazırlanan “Karbon Nötr Türkiye Yolunda İlk Adım: Kömürden Çıkış 2030” raporunda, 2030 yılı itibarıyla kömür kullanılarak elektrik enerjisi üretiminin durdurulması halinde elektrik piyasalarının nasıl görüneceğine ilişkin modeller oluşturuldu.

Hiçbir yapısal değişiklik gerçekleştirilmediği halde 2030 itibarıyla elektrik piyasasının görünümünü mevcut durum senaryosu adı altında inceleyen raporda, buna ek olarak kömürden çıkış senaryosu ve nükleersiz kömürden çıkış senaryosu çalışıldı (nükleersiz kömürden çıkış senaryosunda Akkuyu Nükleer Enerji Santrali’nin devreye alınmadığı varsayıldı).

Sonuçlar çok da şaşırtıcı değil. APLUS Enerji uzmanlarına göre, kömüre devlet tarafından ödenen teşvikler ve alım garantileri sonlandırıldığında, güneş ve rüzgar için belirlenen düşük alım fiyatları kaldırılıp yenilenebilir enerjiden üretilen elektrik de piyasa fiyatlarına satılabilir hale geldiğinde, yaklaşık 15 seneye yayılmış 50 milyar dolarlık bir yatırımla, Türkiye’nin elektrik üretimi kaynaklı karbon emisyonlarını yüzde 83 azaltması mümkün.

4 Kasım’da modelleme çalışmasını COP26’daki Türkiye pavyonunda kamuoyuna sunan APLUS Enerji uzmanlarından Volkan Yiğit ve Gökşin Bavbek, modelleme çalışmasının temel bulgularını Medyascope’a anlattı.

Türkiye’nin 2053 itibarıyla net sıfır emisyon hedefine ulaşabilmesi için, özellikle sera gazı emisyonları envanterindeki en büyük kalem olan elektrik üretim sektörünü karbonsuzlaştırması gerekiyor.

Kömürden çıkış: Kömür yerine yenilenebilir enerjiye geçerek sera gazlarını azaltmak

APLUS Enerji’den Volkan Yiğit, kömürden çıkışı şöyle tanımlıyor: “’Kömürden çıkış’ demek aslında elektrik üretiminde kömürün kullanılmaması demek. Diğer kaynaklarla, daha çok yenilenebilir kaynaklarla ikame edilmesi için kömürden uzaklaşmak, elektrik üretiminde kömürü kullanmamak demek.”

Kömürden çıkış hem elektrik piyasasında hem istihdamda hem de kömüre dayalı ekonomileri olan kentlerde dönüşümler getirecek. Ancak APLUS Enerji’nin raporu sadece elektrik piyasalarını odağına alıyor: “Biz aslında elektrik sektöründeki kısmını inceliyoruz. Paris Anlaşması’nın Meclis tarafından onaylanması ve 2053 Net Sıfır hedefi konulması bizim için ufuk açıcı. Bu hedeflerden önce çalışmaya başlamıştık ama çalışmamız bu hedeflerle birlikte daha anlamlı hale geldi. Net sıfır emisyon elde edebilmek için kaçınılmaz konulardan bir tanesi elektrik sektörünü karbondan uzaklaştırmak. Bunun için de elektrik üretiminde en fazla karbon salımı yapan yakıt tipinden başlamak lazım. Hem maliyet hem verimlilik hem de çevresel kriterleri düşünerek, kömürden çıkış senaryolarını bu perspektiften değerlendirdik.”

Karbon fiyatlanırsa kömürden elektrik üretimi piyasa rekabetçiliğini kaybedecek

Kömürden çıkış senaryosunda modele eklenen en büyük varsayım, kömürden elektrik üretimi sırasında ortaya çıkan sera gazı emisyonlarının bir karbon fiyatlama mekanizması yoluyla üreticiye faturalandırılması. Yani “Kirleten öder” ilkesinin sera gazı emisyonları için uyarlanmış hali modele eklenmiş.

Gökşin Bavbek, raporda modellenen üç farklı senaryo bulunduğunu söylüyor: “Üç tane farklı senaryo çalıştık. Birincisi mevcut durum senaryosu. Burada herhangi bir politika değişikliği yok. İkinci senaryo kömürden çıkış senaryosu. 2030 yılında hedefimiz kömürden çıkmak. Burada uyguladığımız temel araç bir karbon fiyatı mekanizması ve aynı zamanda mevcut kömür teşviklerinin sonlandırılması. Bu ikisini aynı anda kullanarak mevcut kömür santrallerinin üstüne ek bir maliyet getirmiş oluyoruz. Özellikle karbon fiyatıyla birlikte kömür yakmanın fiyatı çok fazla artıyor ve serbest piyasa koşullarında bu santraller devreden çıkmak zorunda kalıyor. Bunların yerine çok daha ucuz olan, artık günümüzde maliyetleri çok düşmüş olan rüzgar ve güneş gibi kaynakların oranı artarak devam ediyor. Kömürden çıkılan miktar yenilenebilir tarafından karşılanmış oluyor. Burada şöyle bir modelleme yaptık. Her saat için Türkiye’nin elektrik arzını hesaplıyor ve bunu yaparken her bir santralin ve kaynağın üretim maliyetine bakıyoruz. Bunun sonucunda her saat için bir üretim karışımı ortaya çıkıyor, bir de elektrik fiyatı ortaya çıkıyor. Sonra bu saatlik bulduğumuz veriyi aylık ve yıllığa dönüştürüyoruz. Bunun sonucunda elimizde yıllık bir elektrik fiyatı oluyor. Sonra bu elektrik fiyatına ve farklı kaynaklardan elektrik üretim maliyetine; seviyelendirilmiş elektrik üretim maliyetine bakarak, hangi kaynakların bu fiyatlara göre devreye girmesi mantıklı, hangilerinin değil, onu hesaplıyoruz. Her sene için, ne kadar güneş ve rüzgar kaynağının devreye girmesi gerektiğini hesaplıyoruz. Bunun sonucunda elimizde bir kurulu güç gelişimi oluyor.”

Kömür teşvikleri kalkarsa kömürden elektrik zaten daha maliyetli hale gelecek

Bavbek, kamunun özel şirketlere ödediği kömür teşviklerini de kömürden çıkış modelinde devre dışı bıraktıklarını anlatıyor: “Kömüre verilen çeşitli teşvikler var Türkiye’de hâlâ devam eden. Bunlardan bir tanesi kapasite mekanizması ödemeleri. Termik kaynaklara sadece sistemde kalmaları için yıllık belirli bir para ödeniyor. Buna kapasite mekanizması diyoruz. Yerli kömürler de buna dahil. Yerli kömüre verilen bir başka teşvik mekanizması daha var. Kamuya bağlı EÜAŞ (Elektrik Üretim A.Ş.) yerli kömür santrallerinin yaklaşık yüzde 50 üretimini belli bir fiyat üzerinden satın alıyor ve bu çoğu zaman piyasa fiyatının çok üzerinde. Kömür santralleri zaten rüzgar ve güneş santrallerinin aksine, piyasada oluşan fiyattan da satabilme imkanına sahipler. Ama şu andaki sistemde güneş ve rüzgar santralleri ihaleye girip ihaledeki piyasanın altındaki elektrik alım fiyatına satmak zorunda kalıyor. Aslında bu üç koşul yüzünden de adil şekilde rekabet etmiyorlar kömürlü santrallerle. Bu üç etkenin kaldırılmasıyla birlikte aslında daha liberal bir piyasa oluşuyor ve halihazırda maliyetleri çok düşmüş ve düşmekte olan rüzgar ve güneş santrallerinin önü çok hızlı bir şekilde açılmış oluyor.”

Yenilenebilir kaynaklara düşük alım fiyatı kalkarsa dönüşüm hızlanacak

Bavbek’e göre, kömürdeki teşviklerin kaldırılmasının yanı sıra, yenilenebilirden üretilen elektriğin rekabetçi fiyatlarla alınması sağlanırsa, elektrik piyasasındaki karbonsuzlaşma hızlanacak: “Şu anda Türkiye’de rüzgar ve güneş yatırımları Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı (YEKA) ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları Teknoloji Eğitim Merkezi (YEKTEM) ihaleleri üzerinden yapılıyor. Bu yüzden ne kadar kapasitenin ne zaman devreye gireceği aslında politikalar tarafından belirlenmiş halde. Şu anda serbest piyasa bunu çok da belirleyemiyor. Biz şunu varsaydık; artık bir RES, GES yatırımcısı bunu yapmak istediği zaman, ‘Ben herhangi bir destek istemiyorum, piyasada oluşan fiyattan elektriğimi satmak istiyorum’ dediği zaman buna izin verileceğini varsaydık. Eğer bu yapılırsa rüzgar ve güneşin önü herhangi bir başka düzenleme yapılmaksızın açılacak. Mevcut durum senaryomuzda da rüzgar ve güneşin payı şu ankinin yaklaşık üç katına çıkıyor. Ama bir karbon fiyatı getirildiği durumda bu çok daha yüksek seviyelere, beş-altı katına kadar çıkabiliyor. Bu kadar büyük bir üretim olduğu zaman zaten kömürden elektrik üretimine artık gerek kalmıyor. Tabii bu da aynı zamanda piyasadaki esneklik ihtiyacını artırıyor, bu kadar çok kesintili kaynağın devreye girmesi. Bu yüzden biz batarya da ekliyoruz modele. Bu ihtiyaçtan dolayı batarya yatırımları yapmak da çok mantıklı hale geliyor bir yerden sonra. Bu kendi kendine giden bir süreci getiriyor; bir yanda kömür devreden çıkarken güneş ve rüzgar santralleri daha hızlı devreye giriyor, diğer yanda da batarya kurulumları oluyor.”

Gökşin Bavbek’e göre mevcut durum senaryosunda, yani yenilenebilir elektrik üretim piyasasındaki halihazırdaki politikalar devam ederse, 2035 yılında rüzgar ve güneşin elektrik üretimindeki payı yüzde 29 olacak. Ama kömürden çıkış senaryosunda rüzgar ve güneşin payı yüzde 52 seviyesine gelecek ve yenilenebilir kaynaklı üretilmiş elektriğin payı yüzde 74’e çıkacak. Akkuyu Nükleer Enerji Santrali devreye alınmazsa bu oran yüzde 78’e yükselecek.

Bavbek, kömürden çıkış senaryosunda 2030’a kadar elektrik üretimindeki sera gazı emisyonlarının yüzde 83 oranında azaltılabileceğini aktarıyor: “Burada hem yerlilik payı hem yenilenebilir oranı en yüksek seviyeye ulaşıyor. Karbon emisyonları açısından baktığımızda da, baz senaryoya kıyasla kömürden çıkış senaryosunda yüzde 83’lük bir düşüş olduğunu görüyoruz. Mevcut durum senaryosu devam ederse çok da büyük bir gerileme olmuyor emisyonlarda. 2019 seviyemizde aşağı yukarı kalıyoruz. Mevcut durum senaryosu ile kömürden çıkış senaryosu arasında ne kadarlık bir yatırım farkı olacağını biz hesapladık. bu yaklaşık 50 milyar dolarlık bir tutara denk geliyor. Bunun içinde sadece üretim sisteminde yapılacak yatırımlar değil, iletim sisteminde yapılması gereken yeni hat yatırımları da var. 50 milyar dolar fazla geliyor gibi olabilir ama bu 14 yıla yayılmış bir miktar. Yıllık olarak bakarsak yıllık yaklaşık 3,5-4 milyar dolar gibi bir tutara denk geliyor. Bu aslında Türkiye için çok büyük bir miktar değil. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya göre yaklaşık gelirin binde beşini bu tarafa aktarması halinde olabilecek bir yatırım.”

Türkiye kömürden çıkış yatırımını yapmazsa karbon vergisini ihracatçı Avrupa’ya ödeyecek

Kömürden çıkış senaryosu uygulamada yaklaşık 50 milyar dolarlık bir yatırım gerektiriyor. Ancak bu yatırım sadece yeni enerji santralleri için değil, elektrik dağıtım sisteminin yenilenmesinde de kullanılacak.

Volkan Yiğit, bu yatırımın yapılmaması halinde çok ciddi bir miktarın vergi olarak ihracat sırasında ödenebileceğini hatırlatıyor: “Türkiye niye Paris Anlaşması’nı onayladı, niye net sıfır emisyon hedefini koyuyor? Çünkü artık Avrupa Yeşil Mutabakatı’yla birlikte yeni bir döneme girdik. Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın devreye girmesiyle birlikte Avrupa sınırda vergi uygulamasına geçmeyi planlıyor. Bu da bizim ihracatımız sanayimiz için negatif bir gelişme. Avrupa şunu söylüyor: ‘Sizin ülkenizde bir karbon yönetim mekanizması, karbon fiyatlaması ya da başka bir piyasa aracı yoksa ben sizin ürettiğiniz çimentoya ya da seramiğe sınırda vergi uygulayacağım.’ Bu defa siz sanayici olarak avantajınızı kaybetmiş oluyorsunuz. Avrupa Yeşil Mutabakatı’yla birlikte kapıda karbon vergisi konusuna yakalanmamak, o vergiyi ödememek için içeride bir karbon fiyatlaması yapmaktan bahsediyoruz. Yani bu karbon gelirinin içeride birikmesi, bu gelirin gerekirse dezavantajlı tüketiciler için kullanılması, bu dönüşümün daha hızlı yapılması için kullanılması gibi opsiyonlarımız var. Karbon gelirini 2035’e kadar yaklaşık 25-30 milyar dolar civarında hesaplıyoruz. Bu da anlamlı bir miktar. Yeşil Mutabakat’ın getirdiği bu kaçınılmaz sonda bizim de önlemlerimiz almamız, politikalarımızı buna göre şekillendirmemiz kaçınılmaz hale geliyor.”

İlk defa Türkiye için bir kömürden çıkış modeli oluşturan ekipten Volkan Yiğit, bunun bir başlangıç olduğunu ve Türkiye’nin bir sonraki Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi’ne kadar hazırlaması gereken azaltım planları için elektrik sektöründeki karbonsuzlaşmanın kritik olduğunu anlatıyor: “Bu çalışma aslında 2053 Net Sıfır Emisyon hedefinde belirtildiği gibi, kamu kuruluşlarının çalışmalarına ışık tutacak. Biz analitik bir düzlemde bakıyoruz. Regülasyonlar arkadan gelmek zorunda. Türkiye’ye en uygun uygulamaların seçilmesi gibi bir yol var önümüzde. Karar vericilerin harekete geçmesi gerekiyor. Biz mühendislik tarafından bakarak bunun yapılabilirliğini ispatlamış durumdayız. Bu ispatın ardından bu düzenlemelerin yavaş yavaş gerçekleşmesi, belki bir sonraki COP toplantısında oraya artık net bir planla gelinmesi lazım. Karbonsuz ekonomiye geçişi bu şekilde sağlayacak denmesi lazım. 2053 uzak gözüküyor ama bütün ekonominin karbonsuzlaşması zor ve uzun bir süreç.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus