Aydın Selcen yazdı: Hangi cumhuriyet, hangi muhalefet, hangi sağ?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Nice alametler belirmedi mi son günlerde? Bulamaç gibi, önem sırası gözetmeksizin yazalım peş peşe. TBMM Kazakistan açıklamasına CHP-İYİP’in verdiği destek. Anamuhalefet lideri Kılıçdaroğlu’nun AB büyükelçilerinin ekonomi sorusuna, bir programın Ali Babacan tarafından esasen hazırlanmış olduğu, şimdi bir ara onun üzerinde çalışılacağı yollu yanıtı. Sezen Aksu’ya yönelik Cumhurbaşkanı Erdoğan (yazarken utanıyorum) hem de cami minberinden “dil kopartma” çıkışına, parti olarak yalnızca DEVA’dan (herhalde Helûn Fırat’a teşekkür etmeliyiz) ses çıkması. Enes Kara ve tarikat yurtları konusunu CHP’nin geçiştirmesi. HDP’nin kapatılmasına Genel Sekreter Poyraz aracılığıyla İYİP’ten destek verilmesi. MV Semra Güzel’in 2014 tarihli yani Barış Süreci döneminden kalan, 2017’de ele geçen ve 2022’de dolaşıma sokulan bir fotografına dayanılarak dokunulmazlığının kaldırılmasına CHP’nin destek açıklaması. Diyarbakır’dan gelen konuklarına rozet takarken Kılıçdaroğlu’nun ortaokul-lise yıllarını (demek ki 60’ların ilk yarısı) “oralarda” geçirdiğini belirtip, kurulan sofralardan söz ederek, sesli düşünürcesine “neyin paylaşılamadığını” sorgulaması. (Erevan Radyosu Kürtçe yayınına 1955’te başlamıştı, TİP’in Doğu Mitingleri 1967-68’deydi diye düşündüm ben de.)

Örnekler kuşkusuz çoğaltılabilir ancak bu kadarı da meramımı anlatmaya yeter sanırım. Dün burada Öner Günçavdı yazısının başlığından “Muhalefet ekonomide ne yapmak istiyor?” diye sorup, ilk cümlelerinden kendi sorusunu yanıtlıyor: “Gerçekten bilemiyorum. Umarım muhalefetin kendisi biliyordur.” Aynı yazıyı az-çok eğip büküp dış politika için ben de yazabilirdim doğrusu, tümüyle katılıyorum. Edgar Şar ise yine buradaki yazısında gayet anlaşılır kısa bir yönetici özeti sunuyor: “Erdoğan’ın olası adaylar karşısındaki şansı ilk değerlendirilmesi gereken faktör olmalı. Sonuçta seçim kazanılmadan hiçbir şey olmayacak. Ancak seçim kazanıldığında da her şey bitmeyecek.”

Dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz. Başa sarıp sürekli aynı bıktırıcı bayat filmi izliyoruz. Yıl 2022, Erdoğan yirmi yıldır başta. Düşünün ki Brejnev (bile) SSCB’yi 18 yıl yönetti. Değil 12 Eylül’ü, Özal’ı anımsamak, Erdoğan başa geçtiğinde doğan çocuklar, ilk seçimde oy kullanacak. Siyasetin zamanı farklı işliyor. Hani şu kimi bilim-kurgu filmlerinde vardır, dünyada bir ömür geçmiştir, uzayda kısacık zaman (“Interstellar” vs.). Yahut burada bir dakika geçmiştir de, rüyalar âleminde olaylar olaylar yaşanmıştır (“Inception” vs.). İşte siyaset de kimi zaman çiğner, tükürür, köhneleştirir, atar. Hala sürümü, gideri olduğunu sanan nice babayiğitler böyle afallamıştır. Geçen yazımda aday dahi olamayan Hollande, ön seçimde üçüncü gelen Sarkozy, aradan sıyrılan o dönem 39 yaşındaki Macron örneğini aktarmıştım. Bizim burada da muhalefetin bize “yeni” diye 90 model, öyle ya yani geçen yüzyıldan kalma bir anlatı sunduğu izlenimi edinmiyor muyuz çoğu zaman? 

Oysa motorlu araçlar gözler dikiz aynasına sabitlenmiş biçimde ileri sürülemiyor malum. Seda Demiralp da “Kayıp yaşayan seçmenin iktidarı mutlaka cezalandıracağını varsayanlar hata ederler. Seçmen rasyoneldir ve geçmişin geçmişte kaldığını bilir. O yüzden geleceğe bakacaktır. (…) Sadece durum tespiti yapan bir muhalefet başarılı olamayacaktır. Seçmeni, daha iyi bir yönetimin mümkün olduğuna inandırması gerekir. Seçimler, iktidar başarısız olduğu için değil muhalefet daha iyisini yapacağına inandırdığı için kazanılır” diye yazıyor. Oysa behşuş çehrelerle bir masa çevresinde bilmemkaçıncı kere poz veren muhalefet liderlerini görünce tüm enerjimiz sifon çekilmiş gibi yitiyor. Olmuyor. Bu döngüden bir biçimde çıkabilmek gerek. Nasıl? Esnaf, çarşı, pazaryeri gezmekle mi? Meclis’te haftalık müsamereler düzenlemekle mi? Tüvit ve tüvitler atmakla mı? Asla oyuna gelmeyip, sabırla sandığı beklemekle mi?

Çıkışlar ortadaki kapıdan olacak bence. Tepemize laik çoğulcu cumhuriyet şemsiyesi açacak güçlü ve kalıcı bir siyasal merkeze gereksinim var. Doç. Dr. Evren Çelik-Wiltse’nin bir seferinde anımsattığı üzere teori bize başkanlık düzenlerinin, tek tük istisnalar dışında, pek demokrasiyle bağdaşmadığını anımsatıyor. İlla başkanlık olacaksa da, ABD’deki gibi iki partili bir düzen en uygunu demokrasi açısından. Gelin görün ki ABD demokrasisi de damar tıkanıklığı yaşıyor günümüzde. Üstelik ABD federasyon. Yargısından, medyasından, ifade özgürlüğünden vs. söz etmiyorum bile. Fransa’da bizimkine benzer düzene 1958’de V. cumhuriyetle geçilmiş. Orada “Gaulliste” sağ ve ardından gelen türevleri, Milliyetçi Cephe ve türevlerini gerekirse bağırlarına taş basıp sosyalistlerle işbirliği yaparak dahi yönetimden uzak tutmayı becermiş. Vichy utancını, Cezayir Savaşı’nı yaşamış Fransa gibi Nazi felâketini geçirmiş Almanya’da da yine Hristiyan Demokratlar için koşullardan biri, kendi sağlarına kimseyi sokmamak. Ya bizde?

Meral Akşener ve Kemal Kılıçdaroğlu

Bizim burada Meral Akşener liderliğinde İYİP’in önünde geniş oy meraları açıldığı ortada. MHP’den ayrılıp çıksa da, AKP’den de hatta CHP’den de yüz çeviren seçmen oraya dönüyor. Bu eğilimin güçlenerek sürmesi öngörülebilir. Ancak İYİP’te sıkıntı Kürt sorununa barışçıl, siyasal çözüm. Onu geçtim, HDP ile aynı kareye girmeyi de geçtim, işi HDP’nin kapatılmasından medet ummaya dek vardırmak. Örnekse Bilge Yılmaz gibi bir değeri ABD’den getirip, takıma monte etmeyi becerebilen Akşener, Kürt konusunda duraksıyor. DEVA için, benzetmeyi zorlayarak haydi diyelim Alman Hür Demokratları gibi bir rol biçmeye kalksak, orada da islâmcılığın hiçbir renginin laik demokrasiyle bağdaşamayacağı gerçeği karşımıza çıkıyor. Demokrasilerin de laik olmayanı yok. CHP’ye “ortanın solu”, “çoğul sol”, “solumsu merkez kitle partisi” demeye kalksak, ulusalcısı, 70 model devletçisi, asker-sivil bürokrasiden “liyakat” adı altında halen medet umanı, her kafadan bir ses çıkan bir görünümle karşılaşıyoruz.

Başkanlık düzenindeyiz madem, kilidi Macron’vari bir çıkışla, bir “karar-iddia-hamle” yaklaşımıyla İmamoğlu mu açar? Bunun olması, yani İmamoğlu’nun CHP örgütünün desteğini almadan da ortaya çıkması için, müthiş bir seçim kampanyası kasası yaratması gerekir. Hem bireysel ama yaygın bir katılımın olacağı hem hatırı sayılır sanayicilerin, kalburüstü işinsanlarının katkı yapacağı bir bağış kampanyası yapılması ve ülkeyi piksellerine dek hedefleyen, zinde, alışılmadık bir seçim kampanyası yürütülmesi zorunlu olur. Pek bizim buralarda gördüğümüz, alışık olduğumuz işler değil bunlar. Bir başka seçenek İYİP ve olası başka partilerin desteğiyle İmamoğlu’nun çıkması ki, o da pek bizim verili duruma uymuyor. Bir de olası “Sol İttifak”ın yapabilecekleri var. 15% bir oy oranıyla meclise gelmiş, ikinci turda Erdoğan’ın karşısındaki aday kimse ona destek vermiş o Sol İttifak’ın içinden HDP’ye hiçbir koltuk verilmeyecek, verdirtilmeyecek mi? HDP çıkıp alelusul “bizim önceliğimiz ilkeler, koltuk-moltuk istemez” mi diyecek? Bana göre öyle der ve öyle derse büyük hata yapmış olur. 

Kaldı ki, muhalif aday başkan seçildi diyelim. Ertesi gün bir bakanlar kurulu oluşturulacak öyle değil mi? Bir adı konulmamış “koalisyon programı” üzerinden de en öncelikli konu ekonomi olmak üzere ama hiçbir alanı da boş bırakmadan “icraat” başlayacak. Hani ABD’lilerin “hit the ground running” dedikleri gibi, koşar adım, kollar sıvalı girişilecek işe. Yoksa tekerde takoz, el freni çekik, “tek öncelik Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem, gerisine sonra bakarız” kafası egemen olacaksa, korkarım zor oturur yerinde o müstakbel muhalif başkan. Bunları anlatıyorum ve benzerlerini başkaları da anlatıp duruyor da, muhalefetten pek ses gelmiyor. Sanıyorum onlar da “bunlar her akşam kafayı çekip tavana sıkan bir avuç ayyaş, boş gaz tenekesini de yokuşaşağı yuvarlasan sesi çok çıkar, bunlar da kendi yankı odalarında karşılıklı bırak bağrışıp dursun” diyorlar, aynı iktidardakiler gibi. Özcesi muhalefette de dönüp dolaşıp, “tatava yapma, bas geç”, “akıl verme, oy ver” kafasına geri geliyoruz.          

Aydın Selcen’in önceki yazıları:

Hristiyan demokrat oluyor da, Müslüman…

Dünyaya bakış 2022 – Nereden soru çıkar?

Dış politikada 2021 – Bir bilanço denemesi

Adam kazandı

Dışişleri – Cepheden cepheye, zaferden zafere…

Kutuplaşma mı, gözü yaşlı kucaklaşma mı?

Casusluk nerede başlar, hukuk devleti nerede biter?

Demokratikleşmenin barometresi dış politikada da helâlleşme

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus