Aydın Selcen yazdı: Dünyaya bakış 2022 – Nereden soru çıkar?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ankara’nın 2021 dış politika bocalamalarını ele almaya çalıştığım geçen yazının başlığı “bir bilanço denemesi” idi. Bu defaki de yerkürede 2022’ye birlikte bakarak “bir almanak denemesi” olsun. Seçimler var: ABD, Fransa, Brezilya, Macaristan ve belki Libya. İç karışıklıklar, halk hareketleri, toplumsal direnişler var: Kazakistan, Etiyopya, Sudan, Hindistan. Darbe desen var: Mali, Çad, Gine ve yine Sudan ve belki Tunus. Myanmar zaten daimi darbe halinde. İşbaşı yapanlar: Almanya, Peru, Şili. Küresel salgın, düzensiz göç ve iklim değişikliği berdevam. Sıralı tam liste değilse de, kabaca durum bu.

Yazarken coştum bak şimdi, alternatif başlık “korku dağları bekler” de olabilirdi, “at Martin’i de bre Hasan” da. “Liyakat nerede biter, siyasi talimat nerede başlar usta” da. “Osmanlı’da oyun bitmez” de. Bir tutam baharat: Güzide hariciyemiz racon kesmekten vakit bulduğunda, örnekse zamanındaki Etiyopya açıklamasında “tüm etnik gruplarla tarihsel ilişkilerden”, son dönem Kazakistan açıklamasında da “dost Kazakistan, kardeş Kazakistan halkı” derken dönüp can kayıplarından “güvenlik güçleri dahil…” ayrıntısıyla yine yazım ustalığını konuşturdu. Soydaşlık unutulunca, meclis kürsüsünden “ben size kardeşim demeye devam edeceğim” diyen sevgili Garo Paylan vekilimiz akla gelebilseydi keşke.

Gabriel Boric

Kutuplaşmaysa kutuplaşma: Peru’da, Şili’de de en solla, en sağ kapıştı, her ikisinde de sol kazandı, imdat frenine asılan olmadı. Demek ki mesaj denli, mesajın taşıyıcısı da önemli. ABD’de Trump gitti, kutuplaşma baki. Kongre, Temsilciler Meclisi ve Senato’suyla Cumhuriyetçilere dönecek gibi. “Kongre’yle didişip, işi Başkan’dan çözme” yahut “Ermenistan ve İsrail açılımlarıyla Kongre’yi yumuşatma” yaklaşımının işleyip işlemeyeceğini göreceğiz. Aciz bendenizce işlemez. 

Sokağa dökülenler, dökülemeyenler: Çin, Hong Kong’un üzerinden silindir gibi geçti. Üniversitedeki “Utanç Sütunu” adlı Tiananmen Anıtı bile söküldü gitti. Son kalan alternatif mecra “Stand News” da kapatıldı, yöneticileri tutuklandı. Rusya’da önde gelen muhalif Navalny içeride, “Memorial” adlı Stalin dönemi zulmüne odaklı STK kapatıldı. Dostumuz Putin de maşallah “o eski ihtişama” yürüyor. Nikaragua’da da Ortega diktatörlüğün “en güzel yüz metrelerini” koşmayı sürdürüyor, muhalif adayları tutuklayıp, ülkeden kaçmaya zorlayarak seçim yaptı. Kazakistan’da anıtı devrilen Nazarbayev ortada görünmüyor. Onun “kuklası” denen Tokayev adı var, kendi pek yok Türk Devletleri Teşkilatı’nı değil Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) üzerinden (onun da) dostu Vladimir’i aramayı yeğledi. Rus silahlı kuvvetleri davetle ülkeye girdi, daha da çıkmaz gayrı. Hindistan’daki kitlesel ve uzun soluklu çiftçi/köylü grevi Başbakan Modi’ye geri adım attırdı hatta iktidarını sarstı. 

Kazakistan’daki protestolar

Küresel güç dengesi: ABD’nin birinci, ikinci, üçüncü meselesi hep Çin. Belki dördüncü de İran’la nükleer anlaşma olsun. İştahsız bir ABD var. Tek göze çarpan hamlesi Fransa’ya denizaltı kazıklı AUKUS. Afganistan’dan çekildikten bu yana denizaşırı “terörle mücadele” vuruşu da yok. Zirvede tek başına kalmak kendine mi, beleşten geçinen müttefiklerine mi yarıyor, onu sorgulayan da bir ABD var. Ve kendini baştan yaratma derdinde bir ABD. Önce 11 Eylül, ardından ABD’nin Irak’ı işgali bir şeyleri değiştirmişti 21. yüzyılın perdesi kalkarken. Ama Rusya’nın Kırım’ı ilhakı, Doğu Ukrayna’ya derken KGAÖ davetiyle Kazakistan’a müdahalesi, keza doğrudan davetle Suriye’ye yerleşmesi, siber saldırılardan, hibrit savaşlara ve Suriye, Libya, Orta Afrika Cumhuriyeti derken şimdi Mali’de uygulandığı görünen “Wagner seçeneği” de üzerine bir şeyler daha değişti.   

Afrika’da darbe nostaljisi, post-modern darbeciler: Mali’de Albay Goita, Gine’de Yarbay Doumbuya, Çad’da oğul Deby, Sudan’da General Burhan eski usul askeri darbelerin yeni sürümleri; Tunus’ta Cumhurbaşkanı Saed ise daha farklı bir yöntem deniyor. Demokrasi mücadelesini içinden çürüten siyasal İslamcılıktan yılgınlık, kökten İslamcı El Kaide türevi terör örgütlerinin yuvalanması, onlardan rol çalan suç çetelerinin başıbozukluktan yararlanması, Etiyopya’nın kendi içine çökme olasılığının ortaya çıkması sınırların da, rejimlerin de değişebileceğini anlatıyor. Nadir minerallere, değerli madenlere, yeraltı zenginliklerine hücum, Çin’le olan küresel mücadelenin de bir başka dışavurumunu oluşturuyor.

Seçimler: ABD’de işbaşındaki başkanın ilk Kongre seçimlerini kaybetmesi neredeyse adetten. Öyle de bu defa Trump öcüsünün inatla ufukta kaybolmayışı, federal iktidar ile eyalet hükümetlerinin karşıt yönlere çekiştirmesi, seçim bölgelerinin nüfus dağılımını temsilde adaletsizliği ABD’nin küresel demokrasi denizfenerliği rolünün geleceği konusunda bir fikir edinmemizi sağlayacak. Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Macron’a karşı bölünmüş sağın ve aşırı sağın tonlarını temsil eden adaylar onun yeniden seçilme olasılığını güçlendirirken, solun neredeyse yok oluşu, laiklik, kimlik, yurttaşlık, kamu düzeni ve kamuculuk gibi izlekler üzerine düşünmemiz için bereketli alan sunacak. Brezilya’da yolsuzluktan hapis yatıp çıkan eski başkan Lula’nın güçlü gözüken demokratik intikamı, seçeneksizliğin mi kazandığı yoksa popülizme karşı Trump’ın yenilgisinin ardından tanın ağarmakta mı olduğu gibi sorular üzerine kafa yormamıza zemin sağlayacak. Macaristan’da Orban’a sandıkta “güle güle” denilebilirse, ülkemize ortak aday ve birleşik muhalefet cephesi gibi taktikler hakkında İsrail’in Netanyahu ile nihayet vedalaşmasının ardından bir diğer esin kaynağı sunabilecek. Belini hangi erimde doğrultabileceği henüz belli olmayan Libya’da seçimlerin bizatihi yapılabilmesiyse herhalde Mavi Vatan sloganının tabutuna son çivinin de çakılması demek olacak.   

Macaristan’da muhalefet, Victor Orban’a karşı birleşti. Seçimlerde ortak aday Peter Marki-Zay.

Birkaç kalın fırça darbesiyle kabataslağını çizmeye çalıştığım küresel durum içinde cumhuriyetimizin yönelimi ve kimliği de yine yeniden belirlenecek. Almanya’da SPD-FDP-Yeşiller koalisyon hükümetinin işbaşı yapması, Fransa’da yeni veya yeniden seçilecek cumhurbaşkanı, Kongre’nin alacağı yeni biçim Batı’yla, Cezayir’in dönemsel başkanlığını devraldığı Arap Ligi’nin Suriye’ye yaklaşımı ile Ukrayna ve şimdi Kazakistan bunalımlarının seyri Doğu’yla ilişkilerde başat etmenlerden olacak. Millet İttifakı cenahından gelen “liyakat de, gerisini Allah’a bırak” veya görebildiğim kadarıyla yalanlanmayan (belki “neden olmasın?” ya da “henüz erken, tüm bunlar hep olur…” deniyordur) “Dışişleri Bakanı Davutoğlu” gibi fısıltılar, adeta bir macera filminde yüksek hızla gidenin trenin üstünde kahramanımızın ters perende deneyerek yürekleri ağızlara getirmesini çağrıştırıyor. Ortadoğu için önerilen OBİT ve Hatay’dan Mersin’e Doğu Akdeniz gaz sevkiyat havzası gibi projeler de sanki güncel sınamalara pek gerçekçi yanıtlar gibi durmuyor.

Aydın Selcen’in önceki yazıları:

Dış politikada 2021 – Bir bilanço denemesi

Adam kazandı

Dışişleri – Cepheden cepheye, zaferden zafere…

Kutuplaşma mı, gözü yaşlı kucaklaşma mı?

Casusluk nerede başlar, hukuk devleti nerede biter?

Demokratikleşmenin barometresi dış politikada da helâlleşme

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus