Edgar Şar yazdı: Muhalefet masasının önceliği ne olacak?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Son zamanlarda muhalefet üzerine yapılan siyasi tartışmalarda iki konu öne çıkıyor: Liderlerin beraber vermesi beklenen fotoğraf ve muhalefetin ortak cumhurbaşkanı adayı. Bu iki meselenin de öyle kolayca çözülememesinin sebeplerinden en önemlisi ise muhalefetin epey çoğul olan yapısı.

Muhalefetin çoğul yapısının yarattığı avantajlar da var dezavantajlar da. En büyük dezavantaj, genellikle bu çoğul yapıdan kaynaklanan dağınık görüntü. Öyle ki her ne kadar otoriter iktidara karşı “çok ses” ile mücadele anlamlı olsa da bu sesler birleşip tek bir güçlü ses yaratmadıkça duyulamama riskiyle karşı karşıya kalıyor. Nitekim 20 Aralık operasyonu sonrası yapılan kamuoyu araştırmaları da bunu onaylıyor. Sınırlı miktarda da olsa bir kısım kararsızın Cumhur İttifakı’na dönmüş olabileceğine işaret eden veriler, muhalefetin dağınık tepkiselliğinin tüm bu krizlerin müsebbibi ve sorumlusu olmasına rağmen Erdoğan’ın sesinin daha çok duyulmasına yol açabildiğini gösteriyor.

Erdoğan’ın taktik hamleleriyle gündem belirlemesi son zamanlarda muhalefet kanadındaki tartışmaların tek boyutlu bir adaylık meselesine indirgenmesine yol açtı. Bu tartışmanın varsaydığı algısal ikiliğe göre bir tarafta karizmasıyla kazanma şansı daha yüksek, yürütme görevini bizzat yerine getirecek ve belki de bu sebeple seçimi kazandıktan sonra hızlıca parlamenter sisteme dönmek yerine işleri rayına oturtmak için bir süre mevcut başkanlık sisteminin yetkilerini kullanmak isteyecek ve de sonunda parlamenter sisteme geçilse dahi siyasette var olmaya devam edecek bir aday bulunuyor. Varsayılan ikilikte bu özellikler İmamoğlu’na atfediliyor. Diğer tarafta ise tüm muhalefet lider ve aktörlerinin koordinasyonunda çalışan, bu sistemden bir an önce kurtulmaya öncelik veren, seçildikten kısa bir süre sonra sembolik bir alana çekilmeyi kabul edebilecek ve bu görevden sonra da aktif siyasette yer almayacak bir aday tarifi var. Bu özellikler de varsayılan ikilikte Kılıçdaroğlu’nu işaret ediyor.

Dolayısıyla, bu tartışmada Erdoğan sonrası muhalefet hükümetinin öncelikleri ve Türkiye’nin gelecekteki yönetim sistemi meselesi, ortak cumhurbaşkanı adayının profiline bağlanarak birtakım denklemler kuruluyor. Şüphesiz seçim stratejisi de, eğer seçim kazanılabilirse sonrasındaki yol haritası da, parlamenter sisteme geçiş de Türkiye’nin geleceği için ayrı ayrı önemli. Bunların arasında bir öncelik sıralaması yapılmasında da bir sakınca yok. Ancak bunları birbirine alternatif, karşıt ya da rakip gündemler olarak tartışmanın hiçbir faydası yok.    

Öncelik sıralaması yapıldığında, seçimlerin ilk sırada olduğu konusunda sanırım herkes mutabık. O bakımdan muhalefetin ortak adayı belirlenirken, Erdoğan’ın olası adaylar karşısındaki şansı ilk değerlendirilmesi gereken faktör olmalı. Sonuçta seçim kazanılmadan hiçbir şey olmayacak. Ancak seçim kazanıldığında da her şey bitmeyecek. Seçimi kazanan muhalefet için başlı başına büyük bir imtihan olan seçimi kazandığını herkese kabul ettirme ve iktidarı devralma kısmı başarıldıktan sonra dahi yeni hükümetin önündeki süreç hiç kolay olmayacak. Bu yeni hükümetin sadece bugünün iktidar bloğundan miras kalan krizleri değil, yol üzerinde çıkabilecek yeni krizleri de ele alması gerekecek. Varlığı AKP’den önceye dayanan ve AKP’den sonra da var olmaya devam edecek toplumsal fay hatlarını bu süreçte hareketlendirmeye yönelik girişimler herhalde kimseyi şaşırtmayacak. Bu sebeple Türkiye’ye sorunlarının çözümünü vadeden muhalefetin ortak cumhurbaşkanı adayı, seçilebilirliğin yanında arkasındaki bloğun desteği ve koordinasyonuyla hareket edebilme ve mevcut krizleri yeni krizler yaratmadan çözebilme meziyetlerine de sahip olmalı. Nihayetinde, seçimi kaybeden iktidar bloğunun zihni ve fiili kalıntılarının, yeni hükümetin bu imtihanlardan hakkıyla geçemediği günü pusuda bekleyeceğini öngörmek için dünyadaki birkaç örneğe bakmak yeterli.   

Ancak her şeye rağmen, parlamenter sisteme geçiş yeni hükümetin en acil olmasa da en önemli gündemi olmaya devam etmelidir. Bu sebeple muhalefet, seçimi kazandığı takdirde hem ülkenin sorunlarını ele alan hem de mevcut başkanlık sisteminden kurtulmayı amaçlayan etkin bir hükümet modeli üzerinde durmalı. Elbette geçenlerde Ali Babacan’ın söylediği gibi sistem değişikliğinin altı ayda halledilebileceği yaklaşımı çok gerçekçi değil. Çünkü şu an içinde bulunduğumuz krizler yumağının ortasında seçmenleri altı ay sonra tekrar seçim öngören bir plana ikna etmek mümkün değil. O bakımdan, muhalefet seçimlerde 500 milletvekili de çıkarsa, anayasanın tamamını iki günde değiştirebilecek de olsalar, geçiş sürecinin sistem değişikliğinin ötesinde Türkiye’ye yaka silktiren acil sorunların ele alınması ve çözüm yolunda belli bir noktaya gelinmesine imkân sağlayacak genişlikte kurgulanması elzem.     

Muhalefetin parlamenter sistem mutabakatının tüm bu hengâme içinde bir ayrıntıdan ibaret olduğunu düşünmek ise hiç doğru değil. Altı partinin ortak çalışmasına konu olan yönetim mimarisi, şu anki ucube başkanlık sisteminin bir antitezi olmanın ötesinde bir öneme sahip. Cumhuriyet tarihinde ilk kez toplumun farklı kesimlerini temsil yeteneğini haiz sivil ve çoğulcu bir siyasal heyet bir araya gelerek, demokratik olarak nasıl rekabet edeceklerini, rekabet sonucunda belirlenen iktidarın ülkeyi nasıl bir rejim ile yöneteceğini, muhalefetin ise bu sistem içinde rolünü nasıl ifa edebileceğini; yani oyunun kurallarını belirlemeye çalışıyor. Eğer bu başarılabilirse, cumhuriyetin ikinci yüzyılında ilk yüzyılda görmediğimiz kalitede bir demokrasinin inşası için belki de en büyük engel aşılmış olacak.   

Sonuç olarak, Türkiye’nin yönetim sorunu da ekonomik krizi de sistem meselesi de çok önemli. Bu meseleleri birbirinin karşısında konumlandırmak ise hiç doğru değil. Muhalefet eğer Türkiye’ye vaat ettiklerini gerçekleştirmek istiyorsa, belirli bir öncelik sırasıyla bu meselelerin hepsini ele almak durumunda. İşte tam da bu sebeple dilimizde tüy bitse de tekrarlayalım: Muhalefet partileri tüm bu meseleleri daha fazla geç kalmadan konuşmaya ve kapsamlı bir yol haritası çizmeye başlamalı. Öyle ki “Daha çok zaman var” rehaveti bazı durumlarda “Seçimi kazandık” rehavetinden bile tehlikeli olabilir.  

Edgar Şar’ın önceki yazıları:

Türkiye için yeniden demokratikleşme sahiden mümkün mü? – II

Hem CHP genel başkanı hem de cumhurbaşkanı adayı olmak

Muhalefetin 2022’si – Önce program, sonra ekip, en son da aday

Bir yıl sonu muhasebesi: Muhalefetin başardıkları ve (henüz) başaramadıkları

Seçimlerde Erdoğan’ı kim yener?

“Hele bir seçim ilan edilsin de bakarız…”

Kılıçdaroğlu, İnce’nin yaptığı hatayı yapar mı?

Ekonomik yıkım karşısında muhalefetin elinden ne gelir?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus