Edgar Şar yazdı: Türkiye için yeniden demokratikleşme sahiden mümkün mü? – II

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Bir yılı aşkın bir süre önce “Türkiye için yeniden demokratikleşme sahiden mümkün mü?” başlığıyla bir yazı yazmıştım. Aslında bunu bir anlık unutup, şu an okuduğunuz yazıya tamamen aynı başlığı koyduğumu fark ettim. Benim gibi iflah olmaz bir iyimser için kulağa epey kötümser gelebilecek bu başlığı ikinci kez atıyor olmak bir hayli tatsız. Ancak bu başlıktaki soruyu hepimize belli aralıklarla sorduracak olaylar konusunda ülkemiz maalesef oldukça zengin.

Ekim 2020’de yayınlanan yazıma baktığımda, o gün bana başlıktaki soruyu sorduran itici gücün muhalefetin yapıp yapmadıkları olduğunu görüyorum. Hatta bu yönüyle yazı halen güncel. Ancak şimdiki yazıda bu soruya siyasi aktörler üzerinden cevap vermeye çalışmayacağım. Nitekim ülkece son yaşadıklarımız, sorunun “toplumsal” kaynağını tabiri caizse artık gözümüze sokuyor.

Enes Kara’nın hayatına son vermesi ve ardında bıraktığı mesaj tüm toplumu sarstı. Olaya neresinden bakılırsa bakılsın, 20 yaşındaki bir üniversite öğrencisinin kendini bu denli geleceksiz hissetmesi ve her gün büyüklüğüyle övünülen ülkemizin Enes’e ve onun durumundaki gençlere bir çıkış imkanı vermekten aciz olması eminim tüm kesimleri bir şekilde düşündürüyor. Ancak toplum olarak birtakım asgari ortak değerlerden bile yoksun olduğumuz için, bunun gibi tüm toplumu sarsan olaylarda bile meseleyi enine boyuna tartan ortak bir tartışma yürütemiyoruz. Bunun yerine ülkemiz için gerçek bir beka sorunu olan trajedileri birbirimize saldırmak için kullanıyoruz. 100’üncü yaşını doldurmak üzere olan ülkemizde bir cemiyet yaratamadığımızı, bir mahalleler toplumu olmaktan halen çıkamadığımızı artık kabul etmeliyiz. Zira gençlerine gelecek sağlayamayan, onların hayattan kopmasına seyirci kalan bir mahalleler toplumunun, geride kalanlara en fazla verebileceğini Enes Kara’nın ardından hepimiz yaşadık.

Birkaç gündür çoğunlukla sosyal medyada yapılan tartışmalarda en çok kullanılan kavramlardan biri “makul” kavramı. Makul olduğuna emin olan ancak birbiriyle neredeyse hiç kesişmeyen o kadar çok pozisyon var ki… Mahalleler kendi duruşunun makul olduğunu düşünenlerle dolu. Bunun sebebi belli ki makullük iddiasını ortaya atanların bu iddiayı çoğunlukla kendi mahallelerinin tümü ile karşı mahalleden makullük payesi lütfettikleri birkaç görüşün keyfi bir ortalamasını alarak oluşturmaları. Bu da bizim gibi bir mahalleler toplumunda maalesef normal, çünkü bu mahallelerin entelektüellerinin bile anlam dünyaları, topluma bakış açılarının genişliği ve idrak kapasiteleri kendi mahallelerinin sınırlarını tam olarak aşamamış durumda. Böyle bir ortamda kendi mahallelerine karşı belli bir eleştirelliği tutturabilmiş olanlar dahi mahalleler arası diyalojik bir kanal oluşturmaktansa, her iki taraftan tepki görmenin “rahatlığı” ve tesellisi içinde tüm enerjilerini kendi haklılık iddialarını güçlendirmeye harcıyor. Zira hepimiz insan hayatına mal olan meselelerde dahi, birtakım ortak değerler üzerine inşa ettiğimiz tekil bir kamuoyu yerine, paralel olarak var olan kendi kamularımızın baskısından çekiniyor, onlara karşı sorumlu hissediyoruz.

Enes Kara’nın ardından yapılan tartışmaların büyük bir çoğunluğunun gösterdiği esas sorun, bir gencin hayatına mal olan ve daha binlercesinin de geleceğini ilgilendiren bir konuda samimi bir diyalog oluşturma konusunda acizliğimiz. Türkiye’nin acı ve tatlı 100 yıllık deneyiminin, bugün tüm kesimlerin ve genel toplumun büyük çoğunluğunun rızasını ve onayını anabilecek bir toplumsal sözleşmenin inşası için yetersiz olduğunu zannetmiyorum. Ancak bunun için öncelikle herkesin “karşı” mahalledeki makullük iddiasını çürüttüğünü kendi mahallesine göstermek için harcadığı enerjinin en azından bir kısmını gerçekten makulü bulmak üzere kanalize etmesi gerekmez mi? Bunu yapsaydık, yazının başlığındaki bu kötümser tereddüte gerek kalır mıydı?

Makulü aramak, orta yolu bulmak, asgari müştereklerde buluşmak… Bunlar bizim gibi bir mahalleler toplumunda maalesef önemli bir kesim için boş, idealden uzak ve tavizkâr bir yaklaşımın ifadesinden ibaret. Bu hafta Twitter’da katıldığım birçok odada dikkatimi çeken, tartışmanın “Biz ve onlar aynı mıyız, onlar iktidar, onlar çoğunluk!” düzlemine sıkışması. Enteresan olan (ve aslında olmayan) “karşı” mahalledekilerin de bu mahalledekiler için tamamen aynı şeyi düşünmesi. Uzlaşma, buluşma tabii ki ötekine yaşama, var olma, yurttaş olma hakkı tanımayanla olmaz, olamaz. Ancak neredeyse her mahallenin, karşı mahallenin kendisine bu hakkı tanımamasından yakınması bir tesadüf olabilir mi?

Bu yazının, genelde siyasetçilerle özdeşleştirilen “ne şiş yansın ne kebap” bakış açısıyla yazıldığını düşünerek tepki verecekler mutlaka olacaktır. Herkes kendine göre haklı. Benim dikkat çekmeye çalıştığım tek şey eğer böyle devam edersek, elimizde demokrasi, kamu ve hatta topluma dair hiçbir şey kalmayacağı gerçeği. Bu makus talihi yenmenin tek yolu, toplum için gerçek bir beka meselesi olan konularda asgari demokrasiyi talep eden, makul bir çoğunluğun ortaya çıkmasıdır.  

Ben şahsen bunun ortak demokratik değerlere dayanan, kendi içinde çoğul ama tek bir kamuoyunun inşası ve Türkiye’nin kendi tarihinden ders alarak oluşturacağı, sağlam ve kapsayıcı bir laiklik anlayışıyla mümkün olabileceğini düşünüyorum. Bunun gerçekleşmesi için de bağırıp çağırmak yerine yapılabilecek birçok şey var. Ben de elimden geldiğince, aklım yettiğince bunları yapmaya çalışıyorum, çalışacağım.   

Makul olanı aramak için yapılan siyaset, elbette ki bu arayış sırasındaki kavgadan bağımsız düşünülemez. Ancak bu kavga, ancak ara sıra bir uzlaşma olabildiği zaman anlamlı hale gelir. Daimi kavganın ise bu ülkeye, bu ülkenin gençlerine, hepimize verebilecekleri ortada… 

Edgar Şar’ın önceki yazıları:

Hem CHP genel başkanı hem de cumhurbaşkanı adayı olmak

Muhalefetin 2022’si – Önce program, sonra ekip, en son da aday

Bir yıl sonu muhasebesi: Muhalefetin başardıkları ve (henüz) başaramadıkları

Seçimlerde Erdoğan’ı kim yener?

“Hele bir seçim ilan edilsin de bakarız…”

Kılıçdaroğlu, İnce’nin yaptığı hatayı yapar mı?

Ekonomik yıkım karşısında muhalefetin elinden ne gelir?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus