Edgar Şar yazdı: Hem CHP genel başkanı hem de cumhurbaşkanı adayı olmak

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Kemal Kılıçdaroğlu, Mayıs 2010’dan bu yana CHP’nin genel başkanı. O günden bugüne geçen 11 yılı aşkın süredir Kılıçdaroğlu’nun yapıp yapmadıkları konusunda çok şey söylendi, söyleniyor. Ben ise şu kadarını söyleyeyim: Kemal Bey, liderliğini yaptığı bu süreçte iyisiyle kötüsüyle CHP’yi 2000’lerin ilk 10 yılına göre epey değiştirdi. Bu değişim hiç kolay olmadı. Sancıları halen sürüyor.

Ancak kabaca 2017 yılından bu yana Kemal Bey, CHP genel başkanı olmanın ötesinde bir görevi ifa etti. Şu an muhalefet partileri, iktidar bloğuna karşı Millet İttifakı içinde ve dışında esnek de olsa belirli bir koordinasyon içindeyse, bunda en büyük pay Kılıçdaroğlu’na ait. En baştan beri kimseye kapıyı kapatmayıp tüm partilerle diyalog içinde kalan Kemal Bey, diğer tüm liderlere güven verip, onları kendi samimiyetine inandırmayı başardı. Velhasıl, bugün daha iyi olması dileğiyle sıkça eleştirsek de Türkiye’nin geleceğindeki değişimin tek umudu olan muhalefet bloğunun oluşumunda Kemal Bey kurucu bir rol oynadı. 

Bahsettiğim bu süreçte Kılıçdaroğlu, partisinin oyunu artırmaktan ziyade, muhalefette aktör çeşitlenmesine imkân sağlayan, ortaya çıkan yeni aktörlerin önünü açan ve bu şekilde muhalefetin bir bütün olarak iktidar bloğunu geçmesini önceleyen bir stratejiyi tercih etti. Bunu yaparken bir yandan muhalefetin diyalog içinde ve koordineli çalışmasını sağlarken, diğer yandan da iktidar bloğunun hayatta kalma stratejisi olan kutuplaştırma politikasını akamete uğrattı.

Tüm bunlar farklı toplumsal kesimlerin CHP’ye kulak kabartmaya başlamasını sağladı. Parti olarak aldığı oy çok yükselmese de 2019 yerel seçimlerinde CHP’nin adayları bazı büyükşehirlerde partilerinin ham oyunu ikiye katladılar. Her şeyden önemlisi ise oluşturulmasında Kemal Bey’in çok önemli bir rol oynadığı bu strateji sayesinde bugün Türkiye, içine saplandığı otoriterlikten bir çıkış yoluna sahip. İşte tüm bu sebeplerden ötürü Kemal Bey, bu süreçte CHP genel başkanı olmanın ötesinde bir görevi ifa etmiş oldu.    

Gelgelelim bir süredir Kılıçdaroğlu bu görevi neredeyse tamamen bıraktı. Evet, Kemal Bey halen diyaloğa açık, halen kendi partisinden ziyade ittifaka vurgu yapıyor ve halen kutuplaşma karşıtı bir söylem tutturuyor. Ancak son birkaç aydır muhalefet, koordineli bir görüntü vermekten ziyade, iktidarın Türkiye’yi içine soktuğu krizler yumağıyla birlikte erimesini seyredip seçimlere kadar kendi müstakil propagandalarını yürütmeyi tercih ediyor. Belli ki Kılıçdaroğlu da CHP de bundan geri kalmamayı tercih ediyor. Normaldir. Sonuçta tüm muhalefet liderleri memleketi karış karış gezip bir şekilde popülerleşirken, CHP liderinin kendini tamamen geri planda tutmasını beklemek anlamsız olurdu. Nitekim bu süreçte Kemal Bey’in evinden çektiği videolar, helalleşme çıkışı, kamu kurumlarına seslenişi, hepsi çok anlamlı ve epey de dikkat çeken adımlar. 

Artık herkes hemfikir ki Kemal Bey’in izlediği bu yeni stratejinin nihai amacı cumhurbaşkanı adayı olmak. Olabilir, burada bir sorun yok. Asıl sorun, Kemal Bey’in başlattığı bu “aday adaylığı propagandası”nın onu yukarıda bahsettiğim CHP genel başkanlığından öte bir pozisyona koyan rolünden uzaklaştırması.

Özellikle iki şey Kemal Bey’in hedeflediğinin aksine onu partiler üstü bir muhalefet figüründen tekrar CHP genel başkanlığına geriletiyor: Birincisi Kemal Bey artık tüm söylemini “Ben yapacağım” ifadesi üzerinden kuruyor ya da (ortada henüz tam olarak bir “biz” olmadığı için) kurmak zorunda kalıyor. Ne olursa olsun soyut bir “biz” yerine gayet somut bir “ben” kullanımı, bence Kemal Bey’in oluşturulmasına büyük bir rol oynadığı muhalefet koordinasyonunu yok sayıyor ve kendi adaylığı konusunda “Bu konuya ittifak karar verecek” demesine rağmen bir parça emrivaki yaratıyor. İkincisi, Kemal Bey uzun bir süredir yapmadığını yapıp tekrar Erdoğan’ı cepheden hedef alıyor. Bu durum birçok muhalifin gözünde onu Erdoğan karşısında doğal bir aday haline getirse de CHP’nin ve genel muhalefetin tabanını genişletme amacıyla taban tabana zıt bir sonuca yol açma tehlikesi taşıyor.          

Daha önce de söylediğim gibi ben Kemal Kılıçdaroğlu’nun profiliyle seçim sonrası geçiş sürecinin gerekliliklerine en uygun cumhurbaşkanı adayı olduğunu düşünüyorum. Ancak muhalefet bloğunun seçim sonrasına sağ salim ulaşabilmesi için en öncelikli kriter seçilebilirlik. Kemal Bey de kamuoyuna kendi adaylığını konuşturarak, bir yandan partisinden çıkabilecek çatlak sesleri engelleyip, diğer yandan da seçimlere kadar seçilebilirliğini artırmayı hedefliyor. Ben seçim zamanı geldiğinde eğer seçilebilirlik ihtimalini yeterince artıramamışsa Kemal Bey’in aday olmayacağını ve kazanacak kişi kimse onun aday gösterilmesi için ne gerekiyorsa yapacağını düşünüyorum.

Bu süreçte Kemal Bey seçilebilirliğini ne derece artırabilecek? Hepimiz göreceğiz. Ancak şu çok net ki hem kendi partisinin hem de muhalefetin toplam tabanını büyütmeyi başaran stratejiyi tamamen bırakıp, Erdoğan’ı “ben” diyerek hedef almak, Kemal Bey’i birtakım muhalif kesimler nazarında bir “popstar” yapabilir ama tüm muhalefetin ve iktidar bloğundan kopan kararsızlıkların ortak cumhurbaşkanı adayı yapamaz.

Edgar Şar’ın önceki yazıları:

Muhalefetin 2022’si – Önce program, sonra ekip, en son da aday

Bir yıl sonu muhasebesi: Muhalefetin başardıkları ve (henüz) başaramadıkları

Seçimlerde Erdoğan’ı kim yener?

“Hele bir seçim ilan edilsin de bakarız…”

Kılıçdaroğlu, İnce’nin yaptığı hatayı yapar mı?

Ekonomik yıkım karşısında muhalefetin elinden ne gelir?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus